Ezvac-ı Tahirat -17- Hz. Reyhane

On 11 Eylül 2014

Seyir Defteri | Bölüm 272 | 9 Haziran 2013 | 43′ 14”

Efendimiz hazretlerinin, Hz. Zeyneb validemizden sonra nikahlandığı validemiz, Reyhane binti Şem’un hazretleridir. Allah şefaatine nail etsin, bu validemiz, Veda haccından kısa bir süre sonra, yani Efendimiz’den önce göçmüştür. Reyhane validemiz, validelerimiz arasında en az bilinenidir. Bunun bir nedeni de, cariye miydi, hanım mıydı diye tartışma olmasıdır. Mensub olduğu kabile bile tarihi beyan açısından tartışma konusu olmuştur, kimi Beni Kureyza’dan demiştir, kimi Beni Nadir’den demiştir. (03:50)

Efendimiz hazretlerinin iki cariyesi olduğunu ve birisinin de Reyhane validemiz olduğunu söyleyen kaynaklar vardır ancak iki cariyenin diğerinin adını bilmiyoruz. Bunu rivayeti aktaran bir iki kaynak vardır, ancak diğer onlarca kaynak Reyhane validemizin cariye olmadığını yazarlar. Efendimiz validelerimizi cariye olarak kullanmamıştır. (07:10)

Hendek gazvesi biter bitmez Beni Kureyza’nın sorun olacağını düşünerek Efendimiz bu kabilenin üzerine gitmiştir. Kale muhasara edilmiş, bunun üzerine çıkan harpte sulhe yanaşmayan, savaşabilecek yaştaki tüm erkekler kılıçtan geçirilmiştir. Kadınlar ve çocuklar ise esir alınmıştır. Bu savaşta, o sırada Reyhane validemizin evli olduğu Abdülhakem adında bir zat da öldürülmüştür. Reyhane validemiz de esirler arasındadır. (09:05)

Peygamber Efendimiz’in ganimet hissesinin özel bir adı vardır, buna “safi” denir. Reyhane hazretleri safi olmuştur, yani Efendimiz’in hissesine düşmüştür. Efendimiz, Reyhane validemizi Ümmü Münzir’in evine gönderir. Reyhane validemiz o evde bir ay kadar kalmıştır. Efendimiz, bu süreden sonra, o sırada halen Yahudi olan Reyhane validemiz ile görüşmeye gider. Reyhane validemiz çok hayalı bir hanımdır. Efendimiz geldiğinde, kocasının ve babasının Efendimiz’i öldürmek istemelerinden dolayı huzuruna çıkamayacağını düşünerek bunu Ümmü Münzir’e söyler ve huzura çıkmaz. Efendimiz onun bu hayasından çok memnun ve mütehassıs olur, yanına çağırır ve kendisini serbest bıraktığını, dilerse kendi dininde kalmasını, dilerse müslüman olmasını söyler. Validemiz kendi dininde kalmak istediğini söyleyince “dinde zorlama yoktur, senin dinin bana, benim dinim bana” düsturu ile birşey demez. (10:00)

Ashab-ı Kiram’dan Salebe bin Saye hazretleri eski ticari münasebetlerden dolayı Reyhane validemizi daha önceden tanımaktadır. Bu hazret, Ümmü Münzir’in evinde validemizle görüşür ve İslam’ın ana prensiplerini kendisine anlatır. Bu sohbetler sonrasında Hz. Reyhane’nin kalbi İslam’a ciddi şekilde ısınır. Efendimiz daha sonra validemizi tekrar ziyaret eder ve “Sen Allahu Teala’nın ve O’nun Rasul’unun yolunu tutmak istemez misin, o yola dahil olmak istemez misin, doğrusu ben senin için böyle münasip olduğunu biliyorum” der. Bunun üzerine validemiz müslüman olmuştur ve Efendimiz kendilerini azad etmişlerdir. (12:45)

Efendimiz ile Reyhane validemizin evlilikleri Zilhicce ayında olmuştur. Efendimiz bir hadislerinde “Benim zevcelerimle evlenmem ve kızlarımı da evlendirmem, hepsi Cebrail’in Allahu Teala’dan getirdiği izin ile olmuştur” buyurmuştur. Her bir hadis bize bir ayetin fiili tatbikatını gösterir. Ayete muhalif hadis yoktur. Bu hadisin doğruluğu Zeyneb binti Cahş validemizle ilgili nazil olmuş ayetlerden bellidir. Hadislerin doğrulu insanın kalbine gelir, kafasına ilmine gelmez. (14:20)

Bazı kaynaklarda, Reyhane validemizin Efendimiz’i diğer hanımlarından daha çok kıskandığı, Efendimiz’in validemizi bu nedenle talak-ı rici yaptığı yani dönülebilir talak ile boşadığı, validemizin buna çok üzülmesi nedeni ile tekrar nikahına aldığı yazılıdır. Bu rivayet kalbime çok uygun gelmiyor. Delilin var mı derseniz yok, ancak Zeyneb validemizle birçok sıkıntı çeken Efendimiz’in olup olacağı iki buçuk üç sene süren evliliklerinde bu kıskançlığa sabrettiğini düşünüyorum. Ki, başka güvenilir kaynaklarda validemizin sakin, yumuşak huylu bir hanım olduğu yazılıdır. Reyhan validemiz, Efendimiz hazretlerinin dininde serbest kalmasına müsaade ettiği, sonra kendi arzusu isteği ile İslam’la müşerref olduktan sonra nikahlandığı, Efendimiz’in azad ettiği bir validemizdir, bu nedenle ben bu talak meselesine inanmıyorum. (15:50)

Validemiz, Efendimiz veda haccından döndükten çok kısa bir süre sonra vefat etmiştir ve Baki kabristanına defnedilmiştir. Validelerimiz arasında Reyhane validemizi de saymamız gerekir ve toplamda onüç validemiz olmuş olur. (17:55)

Efendimiz, Zeyneb binti Cahş validemizle 627 yılının Nisan’ında evlenmiştir. Aynı yılın eylülünden itibaren validemizin ilk zevci ve Efendimiz’in evlatlığı olan Zeyd bin Harise’nin seriyyeleri başlamıştır. Cem’um Seriyyesi, İys seriyyesi, Vadil Kurra seriyyesi, Medyen seriyyesi, II. Vadil Kurra seriyyesi… Hepsi Zeyd bin Harise kumandasında yapılmıştır. Hicretin altıncı senesi seriyyeler ve gazveler açısından çok hareketli geçmiştir. Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretlerinin, Muhammed bin Mesleme’nin, Abdurrahman ibni Avf’ın seriyyeleri ve Hz. Ali’nin Fedek seriyyesi bu yılda olmuştur. Efendimiz’e kalan hurmalık Hz. Ali’nin bu seriyyesinden kalmadır. Medine’de kuraklık yaşanması ve Efendimiz’in yağmur duası yapması da bu yılda olmuştur. (27:10)

Efendimiz’in güneş tutulması üzerine küsuf namazı kılması da bu dönemdedir. Daha sonra Mariye validemizden doğacak olan İbrahim bin Rasulullah hazretleri vefat ettiği zaman da güneş tutulunca, güneşin tutulmasını bu hadiseye bağlayanlara Efendimiz’in verdiği cevap müslümanlığın yerden bir karış yukarda değil, ayakları yere sağlam basarak yaşanması gerektiğini bize öğretmektedir. Güneş tutulması, ilme dinin, dinin de ilme muhalif olmadığını gösteren olaylardandır. Efendimiz, bu nevi tabii hadiselerin bir başka tabii hadise ile bağdaştırılmaması gerektiğini, ne güneş tutulmasının oğlunun ölümü ile, ne de oğlunun ölümünün güneş tutulması ile ilgili olduğunu söylemiştir. (28:40)

Hicretin altıncı yılında olan bir diğer hadise de yapılan Umre seferidir. Bu seferle artık Mekkeliler’e gözdağı verilmeye başlanmıştır. Rasulullah Efendimiz hazretleri, annesi Amine binti Vehb’in Ebva’daki kabrini ziyaret etmiştir. Ebva Mekke-Medine arasında yol üstünde değildir, ayrıca gidilmesi gereken bir yerdir. Efendimiz valide-i muhteremelerin kabrini ziyaret etmiştir. Hala kabir ziyareti yok diyen Vehhabî kafalıların kulakları çınlasın. (32:00)

Biat kurumunun başladığı zamanlar da bu zamanlardır. Hudeybiye’ye, Kureyş’e elçi olarak gönderilen Hz. Osman Mekke’de alıkonmuştur. Burada önemli bir nokta vardır; hicret sırasında Hz. Ali, Rasulullah Efendimiz hazretlerinin yatağına yatıp gelen kafir öldürürse beni öldürsün demesi elbette büyüklüktür, Hz. Osman’ın tek başına Mekke’ye gidip Rasulullah’a elçilik yapması ve ölümle tehdit edilmesi de fedakarlık değil midir? Buna rağmen Hz. Osman’a nasıl laf söylerler, ben Osman’a laf söyletmem, laf söyleyenlere söverim! İbni Arabi hazretleri buyuruyor ki; “Ebubekir, Ömer, Osman, Ali sıralaması fazilet sıralaması değildir, ecel sıralamasıdır. Hepsi fazilette birdir, Ebubekir Ömer’den önce göçecekti, onun için halife oldu, Ömer Osman’dan önce göçecekti, onun için halife oldu, Osman Ali’den önce göçecekti, onun için halife oldu.” Her biri kendinen evvelkine ve evvelkilere biat etmiştir. Hz. Ali’nin biat ettiğine sen nasıl biat etmezsin? (33:00)

Hudeybiye’den sonra Bizans, Sasanî ve Mısır’a müstakil mektuplar gönderilmiştir. Sasanî hükümdarı III. Yezdicerd, Efendimiz’in gönderdiği mektubu hakaretamiz bir şekilde dinlemiş, sonrasında yırtmış atmıştır. O sırada genel bir teftiş veya ziyaret için Heraklius Şam’dadır. Suriye genel valisi de olan Şam valisine giden mektubu Dıhyetül Kelbi efendimiz götürmüştür. Heraklius da orada olunca direk ona gitmiş gibi olmuştur. Heraklius’un mektubu okuduktan sonra bazı soruları olur, “peygamberiniz ahalinin kimlerindendir” diye sorar, Hz. Dıhye “en asilidir” diye cevap verir, “tebliğ ettiği dini evvela fukaralar mı kabul etti asiller mi” sorusuna “fukaralar” diye vevap verir, “çok sevilen bir adam mıdır” sorusuna “evet, muhalifleri bile sever” diye cevap verir. Sonunda Heraklius bir soru daha sorar ve “siz O’nu çok sever misiniz”. O zamana kadar bir imparator karşısında metanetle duran Dıhyetül Kelbi hazretleri ağlamaya başlamış ve dizinin bağı çözülerek “çok severiz” demiştir. Bunun üzerine Heraklius tahtından kalkmış ve “bu adam peygamberdir” demiştir. Bu nokta çok önemlidir, papazlar araya girip ortalığı şamataya vermiş ve bu sözü geçiştirmeye çalışmışlardır. Başta İbni Arabi olmak üzere pek çok zevatı kiram “bu adam peygamberdir” dediği için Heraklius’un mümin olduğunu söylemişlerdir.(35:35)

Mısır genel valisi olan Mukavkis Efendimiz’den gelen mektubu büyük bir tazim ile karşılamış ve saygısından dolayı mektubu elçinin okumasını istemiştir. Mektubun okunmasından sonra kendisi yerie oturmuş, gelen elçiyi de kendisi ile aynı mevkide bir yere oturtarak saygı ve hürmetini göstermiştir. Mukavkis, gelen mektuba karşılık Efendimiz’e selamlar, saygılar ve hediyeler göndermiştir. Bu hediyelerin içinde Mariyye isminde bir cariye de vardır. (38:30)

Hz. Reyhane, Hz. Osman, Hz. İbni Arabi, mektuplar, Heraklius, Mukavkis, Mısır, Suriye, Bizans, Yezdicerd, Dıhyetül Kelbi, Hz. Mariyye

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir