“Gördüğünü ört, görmediğini söyleme”

On 19 Mart 2019

Seyir Defteri | Bölüm 141 | 7 Ekim 2010 | 41′ 27”

Seyir Defteri – 141. Bölüm

Efendimiz anlayabileceğimiz sadelikte buyurmuşlar: “Gördüğünü ört, görmediğini söyleme.” Olmuşları bile anlatmak ve aktarmak doğru değildir.

Efendimize ashabından bir hanım geliyor, bir şeyler konuşuyorlar ve gidiyor. O hanım ayrıldıktan sonra Hz. Ayşe validemiz: “Ya Resûlullah ne kadar kısa boyluydu değil mi” diyor. Efendimiz celâllenmeden ama ikaz edici şekilde, dedikodu yapma Ayşe, diyor. Validemiz, aman Ya Resûlullah, bu dedikodu mu, diye sorunca Efendimiz “Evet, dedikodudur” buyuruyor.

Her dedikoduda kendini yukarı çıkarmak görüntüsü, aşikar olmasa bile, vardır. Efendimiz de bunu söylüyor validemize, o hanımın kısa olduğunu söylemekle kendinin normal boyda olduğunu söylüyorsun diye…

Ayet-i Kerîme çok önemli, birbiriniz hakkındaki konuşmalarınız ölmüş kardeşinizin çiğ etini yemek gibidir, buyruluyor. Bu konuda sohbet ederken genellikle bacılardan itiraz geliyor, biz olanı söylüyoruz diye. İki gözüm, olanı söylemek dedikodu zaten. Olmayanı söylemek iftiradır. Dedikoduya yani olmuşa bu kadar kerih bakan Allahu Tealâ olmayanın iftirasına nasıl bakar kim bilir? İftira büyük bir haksızlıktır, zulümdür. Zalimler kendilerine şefaat edilmeyecek gruptadırlar. (04:00)

Bir başka kişide olmayan iyi bir şeyi söylemek iftira değildir. Bu terbiye ve teşvik amacı ile söylenmişse ise caizdir. İyi diye diye bakarsın iyi olur.

Taif yolu dik bir yokuştur. Efendimiz doğruları tebliğ etmeye oraya kadar gidiyor. Oranın ahalisinin Efendimiz’in karşısına çıkmaya cesaretleri yok, aynen bugün olduğu gibi çocuklara taş attırıyorlar, Taifli müşrikler. Bugün de aynı müşriklerin devamı var, çocuklara taş attıranlar. Sakın ha müslümanım diye gezmesinler. Bunlara karşı Efendimiz ne yaptı, Ya Rabbi, bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı, Sen onların kusuruna bakma, dedi. Böyle bir bedduasızlık, hayır duada bulunma…

Beddua ile iftira aynı terazidedir. Olmayan bir kötü vasfı birine söylemekle onun kötülüğü hakkında dua etmek aynı terazide tartılır. (08:20)

Asrı Saadette en büyük iftira meselesi İfk olayıdır. Bu siyasi mezhebleşmeye neden olan olaylardan biridir. Halbuki Kur’an-ı Kerîm, Hz. Ayşe validemizin böyle bir iftiraya maruz kaldığını ifade etmiştir, dolayısı ile o hadise iftiradır. Ama ne yazık ki bir takım kendini bilmezler tarafından Hz. Ayşe validemize iftira atılmaya devam edilmektedir. Hz. Ayşe Kur’an hükmü ile müminlerin validesidir. Hz. Ayşe’ye laf söyleyen mümin değildir. (12:00)

İnsanlar kendi kabahatlerini örtmek için o fiilin kabahat olmadığını öne sürerler. Bu sadece cahillikten kaynaklanmaz, pekala bilir yapılanın kabahat olduğunu ama kendini müdafaa etmek için veya kendine suç ortağı bulmak için inkara gider.

Kur’an-ı Kerîm’de ayet var demesi eğer muhataba yetmiyor ise yapacak bir şey yok. Müminler kendi akılları fikirleri bilgileri ile bir takım olur ve olmazları tartmadan önce Allah’ın emri olup olmadığına bakarlar. İçkinin baştan aşağı faydası olsa biz aklımızda faydalıdır diye karar versek haramiyeti kalkar mı?

Kur’an-ı Kerîm’de içkinin şeytan ameli olduğu, bunlardan kaçınılırsa kurtuluşa erileceği konusunda kesin ayet vardır. Adam müslümansa ve ayeti biliyorsa buna başka bir şey söylemeye lüzum yok. Müslüman ama bu ayet o manaya gelmez diye ukalalık ediyorsa okuyacak, araştıracak, sekiz tane on tane elli tane, öğrenene kadar tefsir okuyacak. Ondan sonra hala ikna olmuyor ise ona dua edeceğiz.

Ayet-i Kerimenin içkiye pislik dediğini, uzak durun dediğini öğrendin, ben şimdiye kadar hata yapmışım Allah beni affetsin dedin ve bir daha içmedin. O zaman Efendimiz’in müjdesi mutlaka tahakkuk eder: Tövbe eden işlememiş gibidir. (19:00)

İçkiyi bırakmakla ilgili bir sır vereyim. Efendimiz Hazretlerine içkinin haram olduğuna dair ayetin geldiği yer Medine’den biraz Mekke’ye doğru, mikat mevkii civarında bir yerdir. Oraya gitmek nasip olur ve orada dua buyrulursa Allah o mekanın hürmetine umulur ki o dua edenin duasını müstecab kılıp dua ettiği zatı içkiden vazgeçirebilir. Orayı bulmak lazım. (26:30)

Ayetlerden mana devşirirken kendimize şunu sormalıyız: kula lazım olan ne? Bu hükümden kula lazım olan nedir? Eksikliklerimizi gidermek için bir gayret içinde olmamız gerekir ama edeben bu gayreti kendimizden bilmemeye ulaşmamız lazımdır.

Olmuş hadisedir, Galata Mevlevihanesinde Kudretullah Dede’ye Meydancı Dede bir adam getirmiş. Adamcağız o kadar fukara ki çıplak yeri giyinik yerinden fazla. Kudretullah Dede “buyur oğlum” demiş. Adam da “Efendim ben dervişliğe soyunmaya geldim” demiş. Kudretullah Dede de esprili bir ifade ile “Meydancı Dede götürün bunu giydirin” demiş. Zaten adamın elbisesi yok, neyi terk edecek?

Lafın doğrusu şudur, bir husus tamamı elde edilemiyor diye, bu bahane edilerek tamamı terk edilemez. (34.00)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir