Dinle Neyden 6 – Aşk
Dinle Neyden | 6. Bölüm | 17′ 48”
Mevlevilik geleneğinde bir adet vardır, “nasılsın”, “iyi misin” kabilinden hatır sorulduğunda “Aşku niyaz eylerim” diye cevap verilir. Bendeniz de bu sohbete “aşku niyaz eyleyerek” başlamak istiyorum.
“Aşk imiş her ne var alemde
İlim bir kîl ü kâl imiş ancak”
Yükselmek sadece ilim tahsili ile olmaz. Alemde ne varsa aşkta vardır, ilim bir dedikodudan ibarettir. “Rutbelerin en üstünü ilim rütbesidir” hadisi şerifi var. Peki bu iki söz arasında bir çelişki yok mu? Hz. Mevlâna’nın da bulunduğu bir mecliste kelam-ı kibar konuşulurken aniden içeriye Hz. Şems girer ve “Bırakın bu dedikoduları, Allah şunu dedi, Resûlullah bunu dedi, sen ne diyorsun” der. İşte Resûlullah Efendimiz’in buyurduğu ilim rütbesine erişmek bu büyük sözleri nakledecek derecede bilmek değil, o bilgileri aşk ile yoğurup oluş haline getirmektir. O zaman yükselme hasıl olur. (01:15)
Peki aşk nedir? Bu suali Hz. Mevlâna’ya da sormuşlar. Cevap buyurmuş: “Ben ol da bil”. Aşk bir haldir, kâl değildir. Hal anlatılmaz yaşanır. Onun için aşkın ilimleşmesi diye tarif edebileceğimiz tasavvuf satırdan değil, sadırdan öğrenilir. Bu öğrenimin asgari şartı muhabbettir.
“Muhabbet lezzetinden bi-haberdir zahid-i gafil
Fuzuli aşk zevkin zevk-i aşkı var olandan sor”
Hz. Mevlâna da şöyle buyuruyor: “Muhabbet öyle bir kudrettir ki, ölüleri diriltir, padişahları kul eder, bütün kirleri temizler, bütün dertlere şifa olur.” Kainatın yaratılış sebebi dahi muhabbettir. Yaratıcının muhabbeti yaratılmışların en yücesi olan insana, insanın en yücesi olan Muhammed Aleyhisselâm’a dır.
“Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl?” (03:10)
Ahzap suresinin 56. ayetinde şöyle buyruluyor : “Muhakkak ki Allah, melekleri ile beraber Nebisine salat eder, öyleyse ey iman edenler siz de salat edin O’na ve selam verin, hem de tam teslimiyetle…” Hz. Peygamber’e salat okumak Allah’ın bir adetidir ve biz mü’minlere bir emridir. Resûlullah’a salavat getirmek Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmanın unsurlarından biridir. Kullar ise “Peygamberine salat etmemizi istiyorsun, fakat biz o şanlı Nebi’nin şanına uygun salavatı okumaktan aciziz, sen lütfen bizim için Efendimiz Hz. Muhammed’e ve ailesi ile ashabına ve O’na uyanların tümüne salat et…” derler. (06:10)
Peygamber’e salavat okumak sadece emre uymak için yapılırsa bu da insanı biryerlere eriştirir ama istenilen yere değil… Resûlullah aşkının dışa vurulması manasını taşıyan aşıkların salavatı insanı Allah’ın ahlakı ile ahlaklandırır. Aşkı dışarı vurmak şarttır. Hz Mevlâna buyuruyor: “Yârini bulamadıysan ne diye başını sağa sola vurmuyorsun, yok eğer buldu isen niye ellerini çırparak buldum, buldum diye sevinmiyorsun. Susma, durma ey oğul, ya ara bul, ya bulduğunu duyur”.
“Aşktır bizim Peygamberimizin yolu, aşk yoludur,
Biz aşktan doğmuşuz, aşktır bizim anamız”
Hz. Mevlâna bu beyitte aşkı böylesine anlatıyor… (09:00)
Aşk birdir, fakat sevgililer değişiktir. Çünkü yegane, tek sevgilinin tecellileri ve tecellilerinin mazharları farklıdır. Bu farktan geçip tek sevgiliye ve tek sevgiye ulaşmada aşk insana burak olur. Hz. Resûlullah’ı Hakk katına ileten burak gibi… En yüce aşıklar müminlerdir. Bakara suresinin 165. ayetinde Cenab-ı Hakk “Müminlerin Allah’a muhabbetleri çok şiddetlidir” buyuruyor. İşte bu çok şiddetli muhabbete de aşk denir. Efendimiz de bizi sevgi yoluna teşvik ederken şöyle buyurmuyor mu: “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, beni herşeyinizden ziyade sevmedikçe imanınız kemale ermez.” (13:40)
Ali İmran suresinde de şöyle bir ayet var: “İyiye ve iyiliğe eremezsiniz, ancak sevdiğiniz şeyleri Allah için harcamadıkça…” Bu ayette de Allahımız sevginin ölçüsünü bildiriyor. Sevginin kantarı fedakarlıktır, vermektir. Her iddia ispata muhtaçtır, aşk iddiasının ispatı vermekle olur.
“Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânanına
Meyl-i cânân etmesin her kim ki kıymaz cânına
Cânını cânâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân itirâf etmek gerek noksânına”
Fuzulî hazretlerinin bu sözleri üzerine söz söylemek fuzuli olur. Hoş kalın, hoş olun… (15:55)






