Cihâd-ı Ekber nefisle olan cihaddır
Gönül Dünyamız | Bölüm 57 | 38′ 34”
Biz sözlü kültürü ehemmiyetsiz olarak görüp bilginin sadece belgeye dayandığı fikriyatı ile yetiştirilmeye başlandık, aşağı yukarı tanzimattan bu yana… Bu bir rejim meselesi değil dönem meselesidir. Reşit Paşa’nın, -büyük mü küçük mü ona tarih karar verecek, ders kitapları her zaman doğruyu yazmaz- Mustafa Reşit Paşa’nın yaptırdığı işten itibaren böyle bir empozeye girmişiz.
Yazıda batı doğudan ileridedir. Ancak doğu kıdem ve sözlü kültür itibari ile batının ulaşamayacağı kadar yüksektedir, bunun içine Çin de dahildir, Hint de dahildir, Türk ve Fars da dahildir. Çok yüksek bir medeniyettir.
Biz son zamanlarda, son dediğim iki yüz, üç yüz senedir, batıdan yazıyı alarak ilmi algıladığımız için cihat kelimesini de onların telakkisine göre algılar hale geldik. Bütün Türkçe yazılmış sözlüklerde bile cihat için “kutsal savaş” yazıyor. Burada dinleyenlerin ve Allah huzurunda yemin ederek söylüyorum ki yalan!.. Cihat kutsal savaş demek değildir. Çünkü İslâm’da savaş yoktur ki kutsalı olsun. (01:05)
Efendimiz’in muharebelerine dikkat edersek -biyolojik hayatından başka hiçbir şeyine dikkat etmiyoruz ki- hiçbir muharebesi kendini, İslâm’ı ve müslümanları müdaafadan başka bir şey değildir. İslâm harbin tedafüî yani savunmaya yönelik olanını caiz görür, tecavüzî olanını caiz görmez.
Peki, fütühât-ı İslâmiyye? Fütühat kelimesi de cihat gibi yanlış bilinen kelimelerden biridir. Fatih açan demektir, feth açılım, açmak demektir. Fatih Sultan Mehmet küfür karanlığını İslâm nuruna açmıştır. Fütühât-ı İslâmiyye küfür karanlığında kalmış insanların gönüllerini İslâm nuru ile aydınlatmak demektir.
Bir adama zorla müslüman ol diyemezsin çünkü hidayet Allah’ın elindedir. Tebliğ vazifen vardır. Tebliğin kelime manasını da yanlış biliyoruz, söylemek manasına değildir. Resûlullah Efendimiz tebliğini söz ile değil hal ve tavırları ile yapmıştır. Amcasının evinde oturan, 24,5 yaşında bir delikanlıya o toplumun ileri gelenleri “Emin” lakabını verdiler. Emin lakabını veren Ebu Cehil’dir. (05:15)
Efendimiz bu kadar doğru fiiller yapıcı bir zât olduğu için sözü inanılır hale gelmiştir. İşte İslâm’da tebliğ söz ile yapılmaz, hal ile yapılır. Evvela inanılır, güvenilir hale gelirsin, sonra bir şey söylediğin zaman sana “bu adamın yalanı yoktur, doğru söylüyordur” dedirtirsen sana inanırlar. Ama inanmak başkadır, olmak başkadır. Hidayet Allah’ın elindedir. (10:25)
Gayret kelimesini biliyoruz değil mi? Bir iş için çabalamak demektir. Ama sıradan değil, biraz fazla olan çaba… İşte bu gayretin, gayret kelimesinin ifade ettiği kavramın mübalağalı şekilde büyütülmesine “cehd” denir. Cehd kelimesinin çoğulu cihattır. Yani cihat çok büyük gayretler demektir, bu harb demek değildir.
Savaş insanın hayatını ortaya koyarak yaptığı bir iştir. Askerlik ve polislik mesleği riski hayat olan mesleklerdir. Onun için onların hepsi muhteremdir. Şahsi menfaatine kullanıyormuş, o şahsi bir kabahattir, biz kurumdan bahsediyoruz. Peygamber ocağı olan askerden bahsediyoruz, keza Peygamber ocağının bir şubesi olan dahili nizamı sağlayan polisten bahsediyoruz. Bu mübarek meslekleri şahsi alçaklıkları için kullananlar kurumlara halel getirmez.
Harpte can ortaya koyulur. Her an ölebilirsin, işte bu en büyük gayret değil mi? Bu yüzden harbin adı cihat ile özdeşleşmiş ancak harbin adının cihat ile özdeşleşmesi cihadın harb olması demek değildir. (14:15)
Savaş geçici bir şeydir. Ama nefisle savaş, kişinin kendi nefsi ile savaşı kafa teneşire vuruncaya kadar bitmez. Tasavvufta nefis mertebeleri vardır, biliyoruz. En düşük seviye kişiyi emri altına alan nefis olan emmaredir. Sonra yaptıklarını ara sıra güzel görmeyen levvame, sonra yaptıklarından memnun olmayan, pişman olan, iyilikler ilham eden mülhime, sonra bu iyilikleri yaptığı için tatmin olan bir nefis, mutmainne. Sonra razıye, mardiye, safiye… Bu yedi mertebede izah edilen nefislerin her birinin kendi “yedisi” var, yani safiyenin de mardiyesi var, mardiyenin de mülhimesi var.
Allah’ın ne zatı, ne sıfatı, ne fiili, ne esması, ne ihsanı, ne nefis mertebesi sınırlanamaz. Ezeli ve ebedi olan bir varlık ve ona ait olan her şey sınırlanamayacağı için elbette nefis mertebeleri de sınırlanamaz, yedi nefis mertebesi izah bakımındandır. (21:25)
Tebük büyük hazırlıklar yapılmış bir savaştır. Bu harekat ile Tebük’ün düşman istilası önlenmiştir. Biz savaşa gitmedik, bize gelmelerine mani olduk, bunu bilelim. Efendimiz bütün savaşları defans harbleridir, maksat zararı önlemektir. Mecelle kaidesi vardır: def’i mazarrat celbi menfaatten evladır. Yani bir kötülüğü defetmek bir iyiliği kazanmaktan önemlidir.
Efendimiz Tebük muhaberesinden dönerken buyuruyorlar ki: “Cihad-ı asgar bitti, cihad-ı ekbere gidiyoruz”. Ashab bunu daha büyük bir savaş olarak anlayınca sorar “Ya Resûlullah, daha çok ordu toplayıp daha büyük bir savaşa mı gideceğiz”. Efendimiz bu cihadın nefisle olan cihat olduğunu buyurmuştur. Nefisle mücadele ömür boyu, şuur yerinde olduğu müddetçe devam eder, buna her an hazır olmak lazımdır. Onun içindir ki cihad-ı asgar askerleri kışlada ve talimgâhda yetişir, cihad-ı kebir askerleri dergahlarda yetişir. Nefis terbiyesinin kışlaları olan dergahlar olmadığı için nefis terbiyesi yok… Herkes nefsinin peşine koşmuş gidiyor, esas terör budur. Başı bozukluğun adıdır terör. (26:15)
Genel prensiplere yani Kur’an, hadis, icma ve kıyasa uyarak mutmainneye kadar gelinebilir. Bundan sonra mutlaka kulluk mertebesine ermiş birinin eli tutulmalıdır.
“Ben kendim nefsimi yenebilirim” diyenler başta “ben” diyerek başladıkları için söz başlamadan bitmiştir. Allah bile “ene” demiyor “nahnü” diyor, ben değil biz diyor. Böyleleri laftan kolay anlamazlar. Onlara doğru hareketlerle Muhammedî yaşantıları göstererek, ona müşahede ettirerek gönlünü ısındırabilirsin. Lafa lafla cevap onları daha çok günaha sevk eder.
Doğuyoruz, bir yaş civarında tay taylar başlıyor, hep annemizin babamızın elinden tutup yürüyoruz değil mi? Biz kaç sene daha yürüyeceğiz kendi kendimize? Ortalama seksen diyelim. Seksen senelik yürüyüşümüze birisinin elini tutarak başlıyoruz. Edebi hayatta el tutmadan mı yürüyeceğiz? (31:10)
Bugün kaç kişi ana babasından okuma yazma öğrendi? Hepimizin ana babası okuma yazma biliyor. Niye öğretmenimizden öğreniyoruz? Çünkü bir şeyi bilmek yetmez, öğretmesini de bilmek lazımdır. Babam mühendis diye mühendisliği babamdan öğrenmem, ondan faydalanırım ayrı ama mühendis mektebine giderim. Her şeyi hocadan öğreniyorum da, bu bilimler özel tahsil istiyor da, başka şeyler niye kendi kendine olsun. Her şey ehlinden öğreniliyor.
Allah bizi Efendimiz’in cihad-ı ekber dediği cihadda, O’nun yüzü suyu hürmetine muvaffak eylesin. (35:45)






