Darlık ve bolluk gerekleri yapıldığında nimettir

On 10 Temmuz 2016

Seyir Defteri | Bölüm 316 | 15 Haziran 2014 | 40′ 34”

Bir sıkıntının bizatihi geçmiş olması bolluktur. Hiçbir gece gündüzsüz değildir, hiçbir gündüz de gecesiz değildir. Her kemâlde bir zevâl, her zevâlde bir kemâl vardır.

Dünya ne çok ağlamaya, ne çok gülmeye deymez. Biz insanoğlunun, cahil ve sabırsız olmamızdan kaynaklanan bir genel halimiz vardır. Başımıza beğendiğimiz bir hal geldiğinde bu halin ömrümüzce devam edeceğini zannederiz. Halbuki nice hıçkıra hıçkıra ağladığımız acılarımız oldu, kaldı mı? Kahkahalarla güldüğümüz sürurlarımız, memnunluklarımız oldu, devam etti mi? Dünyanın kendisi fani, biz dünya hayatında fani olduğumuz gibi içinde yaşadığımız ahval de fanidir. Elbette zorluğa sabrettiğimiz, ferahlığa şükrettiğimiz zaman imtihanı vermişiz demektir. Zorlukta sabrımız, bollukta şükrümüz ölçülür. Hakikatte fukarâ-i sâbirîn ile ağniyâ-i şâkirîn aynıdır, yani sabreden fakirler, şükreden zenginler. Ama toplumsal açıdan ağniyây-i şâkirîn daha faydalıdır. (03:10)

Allah’ın başta sıhhat olmak üzere bize verdiği her türlü emaneti O’nun rızasına uygun kullanmamız bir sürur sebebidir. Uygun kullanamadığımızda ise bizim için bir felaket olur. Sağlıklıyız ama sağlığımızı ibadette değil hovardalıkta kullanıyoruz, keşke hasta olsaydık, daha iyiydi. (06:40)

Belaya sabretmek demek hiçbir tedbir almadan eli kolu bağlı oturmak demek değildir. İsyan etmemeye sabretmek denir, yoksa o beladan kurtulmak için çabalanmalıdır. Dua da buna dahildir. Şükretmek de sadece lisan ile sınırlı olmayacak, senin gibi olmayanlara yardım elin ne kadar uzanıyor? Biz stokçulara zengin diyoruz, çok malı olana zengin dememezler, stokçu denir. Çok verene zengin denir.

Bir kuş yuvasında yarına ait bir yiyecek bulamazsın. Fecirle beraber kuş rızkını aramaya gider, hem kendi doyar hem yavrusunu doyurur. Hz. İbrahim’in de evi öyledir.

Darlık ve bolluk birbirine zıt gibi görünse de darlığın gereği, bolluğun gereği yapıldığında nimettir. Ters yapılırsa o nimete küfrân edilmiş olur, küfrân-ı nimet budur. (07:35)

Zenginlik bütün insanların nefislerinin arzu ettiği bir şeydir. Eğer zenginliği gönlüne koyarsan sana zarar verir. Gönlüne koymazsan mesele yok.

Bişr-i Hafî Hazretleri ayağına ayakkabı giyemeyecek kadar fukaradır, İmam-ı Ahmed ibni Hanbel Hazretlerinin hadiste talebesidir. İmam-ı Azam Hazretleri, İslâm Hukukunu kodifike eden zâttır. Kendi de müçtehiddir ancak diğer müçtehidlerin İslâm Hukukunda içtihad sahibi olmalarının yolunu hazırlayan zâttır, çok zengindir, kervanlar sahibidir. Hazret-i Abdülkadir-i Geylânî Efendimiz çok zengindir. Hazreti Pîr Ebu’l Hasan Şazelî Efendimiz çok zengindir. Ama bu zâtların hiç biri bunları gönüllerine koymamışlardır.

Fukaralık ve zenginlik bizim kendi aramızdaki bir mukayese unsurudur. Allah indinde zengin ve fakirin varkı yoktur, sabûr ve şâkirîn farkı vardır. Fukaralığına, hastalığına sabrediyorsan, sağlığına, zenginliğine şükrediyorsan Sabûr ism-i şerifi ve Şâkir ism-i şerifi doğru tecelli ediyor demektir. O zaman Allah indinde kıymetli oluruz.

Bir meselede ve bir insanda ne kadar esma-ü hüsnanın tecellisi varsa o iş ve dolayısı ile o insan Allah’a o kadar yakîn olmuş olur. (11:40)

İrfan mesleğinde bazen hani karikatürlerde adamın kafasında bir ampul yanması ile gösterilen durum vardır, bir husustaki karanlıktan kurtulmayı resmeder, işte bâsıtlık budur. Kabz da bunun tersidir, düşünürsün, yaparsın, edersin açılmaz. Allah istemezse açamazsın. Bunun hep böyle devam edeceğini zannetmek ve ümitsizliğe kapılmak veya tersine emin olmak yasaktır.

Mesela sen namazdan çok lezzet alıyorsun, bazen o lezzet kesilir, lezzet almıyorum diye o namazı terkedebilir miyiz? (21:30) 

Allah kime, neyi, neyin karşılığında vereceğini bilemeyiz, Allah’ın böyle bir mecburiyeti yoktur. Allahla kul alışveriş edemez. Şu şu işleri yapıyorum, Senden şunu şunu hakkettim denemez. Bu maddi meselelerde böyle olduğu gibi manevi meselelerde de böyledir. Namaz kıldım, cenneti hakkettim de denemez, namaz kılmadım cehennemliğim de denemez. Öyle bir gönül alıcı bir şey yapmışsındır ki Allah bütün namazlarını kılmış kabul ediverir.

Bir arkadaşımın kardeşi genç yaşta ağır hasta oldu ve ölüm döşeğine düştü. Göçtüğünde otuz küsür yaşlarındaydı. Tanıdığım kadarı ile namazlı niyazlı bir delikanlı değildi. Son halinde abisi yanında, bir ara kendine gelmiş, abi demiş, “Bana yirmi yedi sene bilmek kaç aylık namaz kıldırdılar.” Bunu bana abisi anlattı. Hesap ettim, 7-8 yaşında namaz icap etse demekki 35-36 yaşındaydı. Çok iyi bir insandı, babasının bir dediğini iki etmezdi. Babasının rızasını kazandığına kâilim. Bir göz açıp kapayıncaya kadar Belkıs’ın tahtını Yemen’den Kudüs’e getirten Allah, bir kuluna göz açıp kapayıncaya kadar bir ömürlük namazı kıldırtamaz mı? Kıldırtır, sonra da sen namazını kıldın, namazdan hesabın yok deyiverir. (24:10)

Efendimiz madem ki “kolaylaştırın, zorlaştırmayın, sevdirin nefret ettirmeyin” buyurdu, o zaman her şey kolaylaştırılabilir, her şey sevdirilebilir. Demek ki hakikatte zor diye bir şey yok, nefret edilecek bir şey yok, nefsimizden yapıyoruz. Eğer nefret edersek kaçarız, seversek koşarız. Kolaysa yapmaya gayret ederiz, zorlaştırıldı ise kaçarız.

İster usr, ister yüsûr olsun, gereği yerine getirildiği zaman nimettir. Bizim bolluk ve darlık dediğimiz, memnun olduğumuz veya olmadığımız hallerin gereğini yerine getirmek bizim için doğru olandır. (33:25)

One Response to “Darlık ve bolluk gerekleri yapıldığında nimettir”

  • ” Dünya baştan başa dikenle dolu olsa, yine de aşığın gönlü tamamıyla Gül bahçesidir . ” ( Hz. Mevlânâ )

    ” En güzel olan ALLAH aşkından başka ne varsa can çekişmeden ibarettir .”
    Aşk gelmeden eksiklik bitmez…İçimizden bu gurur ve kibir şikayet bitmez…” ( Müzeyyen)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir