Hicret-i Nebî ve bize öğrettikleri

On 12 Mayıs 2016

Seyir Defteri | Bölüm 15 | 17 Nisan 2008 | 55′ 50”

Hz. Ömer’in hilafeti devrinde müslümanların idare ettiği coğrafya çok genişlemişti. Tabi bu yazışmaların da artmasına neden oldu. Yemen valisine gönderilen iki yazının hangisinin evvel hangisinin sonra geldiği hususunda bir anlaşmazlık olunca vali tarihi belli edecek bir yöntem talep etti. Bunun üzerine bir takvim tespit komisyonu toplandı. Orada ashabın ileri gelenleri, astronomi ve tarih ilmi ile meşgul olanlar vardı. (03:20)

Efendimiz’in büyük ceddi Mudar zamanında Muharrem ayının birinci, Zilhicce ayının sonuncu ay olduğu tespiti vardır, o hep devam etmiştir. 

Toplanan komisyondakiler bir takvim yılı başlangıcı aradılar. Bazı zevat Efendimiz’in doğumunu teklif ettiler, hrıstiyanlara benzemek endişesi ile bu fikir kabul görmedi. Risaletin başlangıcı teklif edildi, o da türlü sebeplerle kabul görmedi. Hicret çok önemli bir hadisedir, hicretin evveli ile sonrası ile müslüman toplumunun gelişmesi, aynı zamanda ayât-ı beyyinâtın muhtevasındaki değişiklikler çok önemlidir. Hz. Ali bunları belirterek hicretin başlangıç olarak alınmasını teklif etmiş ve bu teklif komisyon tarafından da kabul edilmiştir. Böylece takvim yılının başlangıcı, “yıl olarak” Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye teşriflerinin yıl olmuştur. Fakat hicretin olduğu ay birinci ay değildir, bu hata çok sık yapılıyor ve hicret Muharrem ayında olmuş zannediliyor. Hicret 26 Safer Perşembe yatsı namazından sonra başlamıştır. Bitişi 12 Rebiülevvel Cuma’dır. Bu süresin ilk iki günü Sevr’de, bir haftası yolda, pazartesiden cumaya kadarı da Kuba’da geçmiştir. Cuma sabahı Efendimiz, Hz. Ebubekir ve diğer zevât-ı kirâm dahil hep beraber yola çıktılar, öğlen vakti Vadi-i Remle’de cuma namazını kıldılar ve cumadan sonra da yola devam ederek ikindi vakti sıralarında Medine’ye dahil oldular. Bugünkü takvimle eylül ayında olmuştur.

12 Rebiülevvel Efendimiz’in hem dünyaya teşrifidir, hem Medine’ye teşrifidir, hem ahirete teşrifidir. (07:20)

Cenab-ı Allah’ın kelâmi olmayan ayetleri de vardır. Şimdi moda ya, her şey Kur’an’da yazıyor, kandiller Kur’an’da var mı diye soranlar var. Evet vardır!.. Onu görecek gönül gözü lazımdır. Onu tetkik edecek gönül ilmi lazımdır. Allah’ın hiç tarihi yoktu, onun için Habibini 12 Rebiülevvel’de dünyaya gönderdi, onun için 12 Rebiülevvel’de Medine’ye soktu, onun için 12 Rebiülevvel’de ahirete koydu? Bunda bir hikmet aramayan insanlar zavallılardır.

Kandil Kur’an’da var mı? Yeni mode bu. Bir kere kandil kelimesinin dini bir içeriği yoktur. Kur’an’da leyle-i mübareke yok mu? (13:00)

Sultan Ahmed Han Hazretleri çok mübarek bir zât-ı şeriftir. Hem Hz. Hüdayî gibi bir veliyullaha bendedir, hem de çok genç yaşına rağmen çok hikmetli bir adamdır. 28 yaşında göçmüştür. Resûlullah Efendimiz Hazretleri’nin Kabr-i Saâdetleri’ne zeytinyağı kandili yakmak layık değildir demiştir. Kendi şahsi servetinden Filibe’de gül bahçeleri satın alınmış, yağ imalathaneleri kurdurulmuş, Resûl-ü Kibriyâ Efendimiz Hazretlerinin Türbe-i Saâdetlerinde gül yağından kandil yakılmıştır. Muhabbet böyle olur. 

N’ola tâcım gibi başımda götürsem dâim

Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rusûl’ün”

Sultan Ahmed Han hazretleri hergün kendi el yazısı ile bir kağıda “Muhammed” yazar, onu sarığının arasına iliştirirdi. Böylece “Benim başıma şeref veren padişahlık tacı değil, senin ism-i şerifindir Ya Resûlullah” demiştir.

Kandil kelimesi Kur’an’da yok demek cahilane bir sözdür. Mübarek gece (Leylei mübareke) Kur’an’da var mı, var… Mesela halk arasında Berât Kandili dediğimiz yani Nısf-ı Şaban hakkında hadis-i şerif yok mu? Her şey Kur’an’da lisanen yoktur, mana olarak vardır. Öğle ve ikindide hâfi okuyoruz, sabah, akşam ve yatsıyı yüksek sesle okuyoruz, nerede yazıyor lafız olarak Kur’an-ı Kerim’de bu? Rekat sayısı da yoktur.

Aldatanlar kabahatlidir amma aldananların da kabahati vardır. Efendimiz buyuruyorlar ki “Her mümin beş vakit namazı kılacak kadar ilim öğrenmekle mükelleftir”. Namaz kılmak dediğin zaman kıraat öğreneceksin, astronomi ve coğrafya öğreneceksin, fıkıh öğreneceksin… Yani elinde bir şablon olacak. Bu asgarîyi öğrendiğin zaman hadis inkarı hezeyanperestleri kişiyi kandıramazlar. (16:00)

Muharrem ayında Kerbela faciası kadar İslâm’ı alakadar eden başka bir şey yoktur. Kerbela konuşulmalıdır. O zülme iştirak etmemiş olmak, o zalimlere karşı olmanın tekrar tekrar ilanı lazımdır. Bu meseleler yeterince doğru kullanılmadığı için bazı grupların malı zannedilir hale gelmiştir, gelmektedir. (22:30)

Ehil olanlarla müşavere farz-ı ayndır. Müşavere heyetinin reisi olan zat karar kendi reyinin aksine bile çıksa sonuca uymakla yükümlüdür. Müşavere edilecek kişinin doğru seçilmesi de emaneti ehline vermek demektir.

Burada bir at nallamak icap etse bunun için bir nalbant lazımdır, beygir nallamak hususunda sizin ve benim bir reyim olamaz, nalbantın reyi olur. Onun için bugünkü demokrasinin zaafı olan kelle hesabı ile değil, işin mütehassısları tarafından verilecek kararlar yürürlüğe girer. (26:50)

Hicret sadece Efendimiz’in Mekke’den Medine’ye teşrifi ile sınırlı değildir, bir sosyal gereklilikten ibaret değildir, daha rahat yaşamak için yapılmış bir şey değildir. Bazı ağzı karaların dediği gibi kaçmak için yapılan bir şey asla değildir.

Hicret evvela Habeşistan’a başlamıştır. Cenab-ı Allah dünya işlerindeki muvaffakiyetleri adalete bağlamıştır, imana bağlamamıştır. Adaletle küfür payidar olur, zulümle iman payidar olmaz. Efendimiz buyuruyor: “Ben adil bir hükümdar zamanında doğdum, adil bir hükümdar zamanında yaşıyorum”. Adil hükümdarın bir tanesi Nuşirevan’dır. Çok adil bir adamdır. Yaşadığı zamanın en adil hükümdarı da Necaşî’dir. 

Efendimiz’in kıldığı namaz Necaşî’nin imanına delildir. Ayrıca Efendimiz’in iltifatını mazhar olmuştur, Ümmü Habibe validemiz ile nikah vekaletini vermiştir. Birinci hicret işte o adil hükümdarın memleketine olmuştur. (28:45)

Ebu Talip Hazretleri’nin Efendimiz’in “dört adamın kafir olarak ölmelerine çok üzüldüm” şeklinde sözünde geçtiği ile ilgili rivayetin muğlak olduğu fikrindeyim. Resûlullah Efendimiz Ebu Talib Hazretlerinin ölümü üzerine ağladığı tarihen sabittir. Ne kadar beşerî olursa olsun ben Efendimiz’in bir kafirin arkasından ağlayacağına inanmıyorum. Ebu Talip hazretleri ızhar-ı iman yapmamıştır, o günün şartları öyle gerektirmiştir. Ben böyle inanıyorum. Bu sebepten dolayı sen günahkarsın derlerse de Efendimiz’in şefaatine sığınırım. (35:30)

Habeşistan hicretinden sonra Efendimiz’in emri, izni, müsaadesi ile Medine’ye münferit gidişler başladı.

Hz. Ömer Medine’ye giderken şöyle demiştir: “Ben Medine’ye gidiyorum, karısını dul, çocuğunu yetim bırakmak isteyen varsa gelsin mani olsun”.

Efendimiz hicrete çıkacağı zaman kendinde bulunan emanetleri Hz. Ali’ye vermiştir. Burası çok önemlidir. Mekke’de müslüman kalmamış, bu emanetler kimlerin? Müşriklerin emanetleri… Muhammedü’l Emin’i görüyor musun? Resûlullah Efendimiz öyle bir ahlaka sahiptir ki inatlarından ve kibirlerinden dolayı kendi Zât-ı Şerif’ine iman etmeyen müşrikler bile O’ndan daha emin bir adam bulamıyorlar. İman başka bir şeydir, emanet etmede menfaat vardır. Dolayısı ile imansızlık inattan, cehaletten, ananeperestlikten ve kibirden olur. (38:50)

Hicrette bir başka önemli husus Efendimiz’in kılavuzudur. Efendimiz’in hicrette kılavuzu bir müşrik olan Abdullah bin Ureykıt’tır. Hicretten 10 sene sonra Efendimiz’e Kabe’de gelen ayet “emaneti ehline veriniz” ayetidir. Ama Efendimiz hicret sırasında da, o ayet gelmeden on sene önce de emaneti ehline veriyordu. Çünkü iş vermek de bir emanettir. İşi verirken “ehilliyet” aranıyor, iman aranmıyor, ayet de öyledir. Biz kendi kendimize dinî kaide icat ediyoruz. Müslüman o işte ehil değilse kafir de olsa o yapacak, Allah böyle emrediyor.

Küfür ve iman kul ile Allah arasındaki bir ilişkidir, kul ile kul arasındaki bir ilişki değildir.

Eylül ve nisan ayları bütün kuzey yarımkürede mehtabın en parlak olduğu zamanlardır. Efendimiz ayın son zamanı, 26’ında yola çıkıyor, iki gün de Sevr’de kalıp 29’unda yola çıkıyorlar yani ay yok, karanlık. Biz Efendimiz’in stratejistliğini sadece Uhud muharebesinde okçuları bir yere yerleştirme ile sınırlı zannediyoruz. Efendimiz’in hayatını biraz tetkik edelim, her adımında incelik vardır. Efendimiz’in diğer bir stratejisi Medine Mekke’nin kuzeyinde olmasına rağmen önce güneye gitmesidir. Sevr mağarası Mekke’nin güneyindedir. (42:20)

Sure-i Tevbe’de lafzi olarak “ikinin ikincisi” vardır, bu Hz. Ebubekir’in hilafetinin delilidir, anlayana… Efendimiz’in rahatızlığı zamanında mihrabı Hz. Ebubekir’e bırakması ise aşikar bir işarettir. (48:00)

Oruç Baba diye kimse yoktur, halkın uydurmasıdır o. Şeyh Zekai Efendi o dergahın şeyhi olan bir zât-ı şeriftir, Halvetî yolunun büyüklerindendir. O dergah aslında Ümmi Sinan dergahıdır ama Ümmî Sinan Hazretleri’nin Eyüp Sultan’da bir halifesi var, günlük dersleri dışında elinde tesbih devamlı “Gel Şeyhim, Gel Şeyhim…” tesbih çekermiş. En nihayet bu laf ve gönül tesir etmiş ve Ümmi Sinan Hazretleri o dergahı bırakıp halifesinin dergahı olan Eyüp Sultan’daki dergaha gitmiş ve orada Alem-i Cemâl’e göçmüştür. Sinaniyye kolunun asitanesi de orası olmuştur. 

Şeyh Zekai Efendi daha sonra Şehremini’deki o tekkeye şeyh olmuştur. Halvetiyye Şabaniyye Karabaşiyye Nasuhiye’dendir. Bestelenmiş çok şiiri vardır. 

(Tuğrul Efendi’nin okuduğu Şeyh Zekai Efendi’nin yazdığı naat)

Hâk-i pây-i Mustafâ’ya yüz süren mesrûr olur
Her ne denlü mücrim ise âkıbet mağfûr olur

Mest-i câm-ı aşk olup düş râh-ı uşşâka hemân
Bu harâbât-ı muhabbetde düşen ma‘mûr olur

Şevkıla hark-ı hicâb ide acep mi âşıkân
Sînesin çâk itse mecnûn-ı Hudâ ma‘zûr olur

Kevkeb-i izz ü saâdet pertevidir adl ü dâd
Dâimâ sultân-ı âdil gâlib ü mansûr olur

Âşıkın bağrı yanup âh-ı sehergâh itmede
Kalbe kim nâr-ı muhabbet irişe mahrûr olur

Mu‘cizât-ı Hazret-i şâh-ı Rusül ider zuhûr
Avn-i Bârî irişüp a‘dâ-yı dîn makhûr olur

Hû ile vakt-i seherde seyr-i lâhût idegör
Zâkir-i Hakkın Zekâyî bâtını pür-nûr olur.

(51:10)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir