Haccın evveli Allah’ın emrini yerine getirmek, sonu sevdiğini ziyarettir
Seyir Defteri | Bölüm 96 | 19 Kasım 2009 | 38′ 16”
Eskiden otobüslerin arkalarında yazardı, ömür biter yol bitmez diye. Haccı ömür boyu anlatsak bitmez, öyle mübarek, yüce bir haldir.
Haccı niye yapıyoruz, emirde kalmamak kaydı ile Allah emretti diye yapıyoruz… Evveli budur. Sonu ise, sevdiğini ziyarettir.
Allah’ın orada olmadığını, her yerde olduğunu, bize şah damarımızdan yakın olduğunu biliyoruz. Allah vardır ama ilahlık bir kurumdur, müessesedir. O müessesenin makamı Kâbe-i Muazzama’dır. Orası ziyaret edilir. Beytullah kelime mânâsı ile Allah’ın evi demektir. Biz ev deyince oturduğumuz, yattığımız yer anlıyoruz, Allah bunlardan münezzeh olduğuna göre Allah’ın evi diye bir şey yok. Ama benim evim dediğim yer, benim ve herkesin nazarında benim makâmım ve ihtirâmım değil midir? İşte Beytullah demek o demektir. Allah’a ait mânâsınadır, onun için Kâbe’nin sahibi yoktur. Her şeyin sahibi Allah’tır ama emaneten tapular birilerine verilir, Kâbe’nin tapusu yoktur.
Kâbe yeryüzünde yapılan ilk binadır. Beytü’l Âtik Kâbe’nin isimlerinden biridir. Bazı dualarda Rabbü’l Âlemîn yerine, özellikle Kâbe’de edilen dualarda, “Ya Rabbü’l Beyt” diye dua edilir. (04:00)
İşte oranın belli zamanda ziyaret edilmesi ve belli zamanlarda belirli mekanlarda bulunulması hacdır. Belli zamanlarda olmayanı umredir. Allah kitabında “Allah için başladığınız hac ve umreyi ikmâl ediniz, bitiriniz” buyurmuştur. Demek ki hac ve umre ayrı ibadettir.
Resûlullah Efendimiz’in tarifine geçelim. Ah Efendimiz, ne kadar sade, ne kadar yalın anlatmış her şeyi… “Hac, Arafat’tır”… Bu kadar… (06:45)
“Hac bilinen aylardadır.” Ayet böyledir. Demek ki, Hac İslâm’ın icat ettiği, Muhammedîliğin gereği olan bir ibadet değildir, evvelden beri olan bir ibadettir. Ayette geçen “aylardadır” lafından dolayı Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarında haccedilebileceğini ileri sürüyorlar. Biz Kur’ân-ı Kerim’in metninden, Efendimiz’in hadislerinin metninden hüküm çıkaracak ilme sahip değiliz. Önümüzde Fiil-i Peygamberî var. Efendimiz fetihten sonra Hz. Ebubekir’i hac emiri olarak tayin buyurup onu hacca gönderdiğinde nasıl tarif etti: “9’unda Arafat’ta olacaksın, sonra şöyle şöyle yapacaksın…” Ertesi sene bizzat kendisi hacca gittiğinde de 9 Zilhicce’de Arafat’ta bulunmuştur. Kim bunun aksine bir hüküm koyabilir? 8’inde veya 10’unda Arafat’ta olursan hac ibadetini yapmamış olursun.
Bu ayet bize şunu da söylemektedir, hac hep Zilhicce ayında yapılmıştır. Onun için ayın ismi Zilhicce’dir. “Zi”, içinde bulundurma, kapsama anlamına gelen bir ön ektir. El Hacce, hac demektir. Zilhicce de içinde hac barındıran demektir.
Kâde oturmak demektir. Zilkâde içinde oturmayı barındıran demektir. Ramazan-ı Şerif oruç ayıdır. Ondan sonra gelen Şevval ayında gıda ticaretinin eksikleri tamamlanır, Şevval ayında böyle bir koşturma vardır. Bu hazırlıklar da biter, Zilkade ayında hacca hazırlık için dinlenilir, ismi buradan gelmektedir. (07:40)
Ezrâkî’nin Kâbe ve Mekke Tarihi diye bir kitabı vardır ki Eyüp Sabri Paşa’nın Mirâtü’l Harameyn’ine de esas teşkil eder bu kitap. Orada Resûlullah Efendimiz’in kırk yaşından önceki zamanları dahil 9 Zilhicce’de Arafat’a gittiği yazılıdır. (15:55)
Efendimiz’in “El haccu Arafa” sözünün çok derin mânâları vardır. “Hac arif olmaktır, bilmektir, Allah’ın bilmektir, Allah’ı bilmek demek O’nun yarattıklarını bilmek demektir” gibi birçok anlamları vardır. Fakat menâsik yani ibadetin ritüel tarafını konuşuyorsak mutlaka haccın olmazsa olmazı Arafat’ta bulunmaktır.
Bazı hanımlarımız ihram olarak biraz fazla süslü giyiniyorlar. Nasıl erkeğin giysisi lalettayin iki bez parçasından ibaret ise kadının da giysisi kendini örtecek ama dikişli olmasında mahsur olmayan lalettayin, sıradan bir giysi olmalıdır. Çünkü Huzur-u Resûlullah’a giderken izzet lazımdır, Huzur-u Kâbe’ye giderken zillet lazımdır. Bunlar ince işlerdir.
Bir büyük ziyaret edileceği zaman süslenilir, onun için Efendimiz’i ziyarete giderken süsleneceğiz, kokular süreceğiz, güzel giyineceğiz, temiz olacağız, traşımız bile tertipli olacak vs. Biz cebinde ayna, tarak taşıyan bir peygamberin ümmetiyiz, tertipli olacağız. Zâhiri tertipli olmayanın bâtını tertipli olmaz, tersi de geçerlidir. (21:45)
Şu nokta önemlidir, hac ibadeti sadece müslümanlara aittir. Efes’teki Meryem Ana’nın evinin ziyareti hac değildir, hristiyanlıkta hac ibadeti yoktur. Kudüs’teki ağlama duvarı ziyareti hac değildir. Çünkü mükellefiyet ve şart değildir. Ağlama duvarı Musevi inancında dua makamıdır, ziyaret makamı değildir.
Hac dini ziyaret değildir, umre öyledir. Hac Allah’ın emrettiği, kişileri mükellef kıldığı ve yapılabilirlilik şartı yerine geldiği zaman suali sorulacak bir yükümlülüktür.
Allah hacca gitme şartını tek kelime ile açıklamıştır: olabilirlilik. Gücüm yerinde olabilir ama yol güvenli değil, o zaman şart sağlanmaz.
Dul bir kadın, turistik olarak Amerika’ya gitmiş, Avrupa’ya gitmiş, zengin ve hacca gitmek istiyor ama yasak.. Kim demiş yasak diye? Mecbur değildir. Bu bir içtihattır. Niçin imamların içtihatlarını Allah emri zannediyoruz? İmam Şafi Hazretleri diyor ki: Dört hanım bir araya gelip güç getirecek halde iseler hac onlara farzdır. İmam Şafi mahalle imamı değil!.. Sen nasıl yasak dersin. Mecbur olmamak ayrıdır, yasak ayrıdır. Erkek yakını olmayan bir hanım hacca giderse Allah’ın yasağını çiğnemiş olmaz. “Kardeşim, gitmezseniz Allah size neden gitmediniz diye sormayacak, ama giderseniz gidin”. Bunun cevabının bu olması lazım. (25:10)
Hacca gidersem dönüşte haccın şartlarına riayet edemem diye insanlarımızın bir uydurması vardır. Böyle bir şey yoktur. Hacca gidemeyenlere serbest olan şeyler hacca gittikten sonra yasak mı oluyor? Veya hacca gittikten sonra yeni yasaklar mı geliyor? Bu nevi saçma lakırdıları bırakmak lazımdır.
Hac bir kişiye ne zaman farz olursa o sene yaptığı hac edadır, ondan sonra giderse kaza olur, bunu da unutmayalım. (35:00)






