Yaratılmışlığın sebebi kul olmaktır

On 24 Haziran 2015

Ramazan Sevinci | 23 Haziran 2015 | TRT 1 | 88′ 45”

Rabbin huzurunda olduğunu hissedenler dünyada da, ahirette de, ebeden de bir saltanat bulurlar. O saltanat nefsin arzu ettiği saltanat olmadığı için saltanat zannetmeyenler vardır. O huzur kul olduğunun bilinci ile yakalanır. Yaratılmışlığın sebebinin kul olmak olduğunu bilmemiz lazımdır.

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
Bu ayette geçen “illa liya’büdûn” kelimelerini genellikle “ibadet etsinler” diye çeviriyorlar, halbuki bizde ibadet etmek kelimesi namaz, oruç gibi ibadetler olarak algılanmaktadır. Ancak telakki bakımından bu yanlıştır, doğrusu “kul olsunlar diye” şeklinde olmalıdır. Kime kul olacaksın, o sana bana kalmış. İstersen nefsine, istersen Allah’a.
En azından bu kadarcık bir adım atarsak o zaman şu hadis-i şerif yürürlüğe girer: “Siz bildiğinizle amel edin, Allah sizi ilme varis kılar”. Bu hadis-i şerif de yanlış çevriliyor. Bu mana bilmediğini öğretmekle sınırlı değildir. Varis kılar demek evvela sizi kendine yakın eder demektir. Yeter ki sen bildiğini yap, işle… “Ya yanlış biliyorsam günaha girerim” korkusu ancak cahillerde olur. “Kulfü” oku, “hayyım kayyım Allah” de, sana onun “Hayyül Kayyüm Allah” olduğunu öğretir. Verasette emek mevzubahis değildir. Yegane alın tersiz helal mirastır. Geriye kalan alıntersiz her kazançta haram şüphesi vardır. Sana miras bırakan haram kazansa bile mirasta bu temizlenir, İslâm miras hukuku böyledir. Hem yakınlık, hem helal, hem emek sarfetmeden ilim öğrenerek bütün bu işlerin altından kalkılır, hiç zor değildir, bu şuna benzer, yok gibi duruyor ya, vardır, bu işler de zor gibi duruyor ya, kolaydır. (12:20)
(Ecdadımız ile iftihar ediyoruz ama tek başına bu yeterli değil, sorusu üzerine) Biz ecdadımızla iftihar etmeye kaç senedir başladık? Takiyüddin’in adını biliyor muydun, Kopernik’i bilirken? Ulu Bey’i biliyor muydun Galile’yi bilirken? Cabir bin Hayyam? Akşemseddin Hazretleri’nin mikrop risalesi olduğunu biliyor muyuz? Hala Fatih’in hocası diyoruz, Fatih’in sohbet şeyhidir. 1800’lü yıllara kadar Batı Avrupa’da tıp fakültelerinde “El-Kanun fi’t Tıb” eseri okutulurdu, başka tıp kitabı yoktu. İbni Sina’yı sadece tıp açısından biliyoruz ama dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mantıkçısı olduğunu bilmiyoruz. Aristo’yu, Sokrates’i biliyoruz çünkü mekteplerde okuduk, Farabî’yi okuduk mu?
Seneler evvel Atatürk Üniversitesi’nde yapılan İbrahim Hakkı Erzurumî hazretlerinin senei devriyesine çağırdılar bendenizi. Fakir konuşmama başladım, Ogüst Komt şöyledir, Ogüst Komt böyledir diye anlatıyorum. Bakanlar, rektörler, talebeler var, mırıldanmaya başladılar, bu İbrahim Hakkı toplantısı neden Ogüst Komt anlatıyor diye. Ogüst Komt hazretin çağdaşı… “Ne kızıyorsunuz” dedim, toplantıda o zamanın Milli Eğitim Bakanı da var, “bana mektepte İbrahim Hakkı Erzurumî’yi okuttunuz mu? Ama Ogüst Komt’u okuttunuz, ben de hazretin çağdaşı diye onu anlatıyorum.” Biz ecdadımızı daha tanımıyoruz, henüz isim ezberleyerek tanımaya başladık. Risaletpenâh Efendimiz’in hayatı seniyyesinde kurumsal olarak kendine en yakın olan insanlar Ezvâc-ı Mutahhara Validelerimiz Efendilerimizdir. 70 milyonluk müslüman Türkiye’nin 70 bini Ezvâc-ı Mutahhara’nın isimlerini sayabilirler mi? Üstelik ayet hükmüne göre Ezvâc-ı Mutahhara mü’minlerin anneleridir, annesinin adını bilmeyen müslümandan hayır gelir mi? (19:00)
(Ecdadın torunları yeryüzüne tekrar nefes üfleyebilecek mi sorusu üzerine) Biz farkında değiliz ama zaten o haldeyiz. İster inanın ister inanmayın biz zaten böyleyiz. Bendeniz sıkça yurtdışına giderim, yurtdışından Türkiye başka türlü gözüküyor. Bizim bu halimizin farkına varan Türkiye’de yaşayan yabancı kökenliler var. Arkadaşım bir doktor var, “siz kendi kıymetinizi bilmiyorsunuz, ben sizin kıymetinizi gördüm kendi memleketime dönmekten vazgeçtim” diyor. Yabancılar bizim memnun olmadığımız beşeri münasebetlerimizi bulamıyorlar. Mesela bizim aramızdaki çay kahve ısmarlamak… Senelerce evvel Almanya’ya gittiğimde bir arkadaşım Alman nişanlısı ile ayrı ayrı hesap ödediler, ağzım açık kaldı. Beşeri münasebetlerimiz olması gereken seviye değil ama Batı’da bu bile yok.
Bizde bir Muhammedîlik var ya, Şemme-i Muhammedî var ya, onun kıymetini bilen bilir, bilmeyen bilmeye dursun, ama mahrum kalınca anlaşılıyor. Bir de inatlar var, sosyal statüler var, gurur kibir var. Ben Ebu Cehil’in Muhammed ibni Abdullah’ın Allah’ın resûlu olduğunu bildiğine inanıyorum, ama tasdik etmeye kibri, inadı, geçmişini inkarı gibi haller mani oldu. Onun için bilmek yetmez, olmak lazımdır. Bizi olduracak olan da ecdadımızın ahvâlini tanımaktır. Mesela siyasette Cezayir Sultanlığını devletin donanmasında levent olmaya değişmem diyen Barbaros’un huyunu bilmek lazımdır. Barbaros buraya geldiği zaman Cezayir Sultanı diye geldi. Bu tevhid bahsidir. Kanuni bunun üzerine “çok hayırlı bir adammışsın, adın Hayreddin olsun” demiştir, Barbaros paşanın adı Hızır’dır. Muhammed İkbal’e rahmet olsun, ihanete uğradığı zaman şunu demişti “Müslümanlardan kaçtım, İslâm’a sığındım”. Bütün problemler müslüman olduğumuzda biter. (23:40)
(İbrahim Ethem Hazretleri’ne soruyorlar, kimin kulusun diye, hazret yere düşüp balık gibi çırpınıyor, kendisine gelince “Allah’ın kuluyum desem hakkını veremiyorum, değilim desem başka kulluk edecek kimse yok, cevap veremedim.” diyor. Bu menkıbe üzerine:)
Ramazan-ı Şerif’i herkesin başka türlü algılaması tabidir. Allah herkesin anladığı kadar ile Allah olsa sınırlı olur. Herkesin algılaması da farklıdır, onun için herkesin hesabı da farklıdır. İbrahim Ethem hazretleri öyle yapmış da sen önce onun tırnağı ol da sonra yap. Nitekim Şemseddin-i Sivasî Efendimiz şöyle buyurmuştur:
Mest olanların kelâmı kendinden gelmez veli
Pes “ene’l hakk” nice söyler kişi Mansûr olmadan.
İbrahim Ethem hazretleri, yaptığı ile topluma birşey kazandırmış, sen ne kazandırdın?
Allah’ın mahluku olmakla Allah’ın kulu olmak farklı şeydir. Papa, Bush, Obama veya Makaryos Allah’ın mahlukudur. Ancak gelmiş, geçmiş, gelecek Makam-ı Abdiyyet sahibi bir tek kul var, Aleyhi Ekmelû’t Tehâya Efendimiz, başka kul yok ki? Diğer kullar, Allah’a değil, Resûlullah’a yakınlıkları mertebesinde kul olurlar, çünkü yegane kul Efendimiz’dir.
O kadar çok yanlışımız var ki… Allah aşkı, kul aşkı… Allah senin cinsinden mi ki aşık olacaksın? Allah aşkı diye birşey yoktur. İnsanlar, atlar, köpekler, cinler birbirlerine aşık olurlar. Allah’a yakınlık Kur’an-ı Kerim’deki bir formül ayet ile şöyle anlaşılır: “Kim Resûlullah’a itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur” Buradaki itaat kelimesini çıkar istediğin kelimeyi koy formül bozulmaz. İtaat kelimesi yerine aşık kelimesini koyalım: “Kim Resûlullah’a aşık olursa Allah’a aşık olmuş olur”. Resûlullah’a aşık olunur, “ene beşerum mislüküm”ü sen “benim gibi insandır” gibi mi anlıyosun? Bu ayetin anlamı “ben de sizin gibi insanım” demek değildir.
Neden bağırıyorsun diyorlar, ya hu yetmiş senedir söylüyorum duymuyorlar. Zaten yetmiş yaşındasın, nasıl yetmiş senedir söylüyosun diyenler olabilir. Ben doğduğum zaman da söylüyordum. Hiç sözümden dönmedim, o zaman herkes duymuyordu, bazıları duyuyordu. Allah, Hz. İsa’ya bebekken konuşma ve hüküm sahibi olmayı ihsan etti. Habibi’nin sözü ile Benî İsrail peygamberleri “beni Ümmet-i Muhammed’den lalettayin bir adam olarak yarataydın Ya Rabbi” dedi mi, demedi mi? Evet, peygemberlerin hepsinin ayağının tozuyuz amenna ama “Ümmetimin alimleri Beni İsrail peygamberleri gibidir” hadis değil mi? Alim, varlığıyla, söylediği ve yaptığı ile alametli olana denir, nakledene alim denmez. İnsan alim olduğunda hep gerçekleri söyler, kitap yazsan da yazmasan da, bebek olsan da mevta olsan da…
Hz. Halid’in civarındayız, bu kabirleri bir okuyabilsek, söylediklerini bir anlayabilsek, sadece karşıdaki avluda 14 şeyhülislam var. Bunca zamandır söylüyoruz, azaldı vakit, ne söylesem kârdır, bana değil, dinleyenlere… O yüzden bağıra bağıra söylüyorum, dank etsin diye söylüyorum. Kul Allah’a aşık olamaz, Resûlullah’a aşık olmak demek Allah’a aşık olmak demektir. (39:00)
Salat-û Selâm etmek farzdır. Lisanın salavatı bellidir, bize lazım olan hareketin salavatıdır. Efendimiz’den yalnızca ismi ile bahsetmek müşrik adetidir. En hafifinden başına veya sonuna hazret, Efendimiz, seyyidina, Peygamberimiz gibi bir yüceltici bir kelime getirilmelidir, Efendimiz en güzelidir, bunun güzeli bitmez, gönlüne hangisi geliyorsa… Efendimizden lalettayin bir zattan bahseder gibi bahsetmek Hucurat suresinin hükmüne göre amellerin yok olması ile neticelenir. Allah, Habibime edepsizlik ederseniz amellerinizi yok sayarım diyor. Bu ayetin hükmü kıyamete kadardır. Efendimiz’in hükmü üzerine başka bir hüküm koymak, huzurunda sesini O’nun ses tonunun üzerine çıkarmak edepsizliktir.
Salavâtın en güzeli Efendimiz’e benzemektir. Biz fiillerimizi Efendimiz’e benzetmeye çalışmalıyız ancak lisanî salavât olmadan da olmaz. Çünkü etrafın ve yeni yetişenlerin de Efendimiz’i öğrenmesi lazımdır. (52:00)
Bir gün Efendimiz etrafındakilerin de duyacağı şekilde mırıldanarak “Allahümme salli ala Muhammedin ve alâ âli Muhammed” buyurunca ashab Efendimiz’e “Ya Resûlullah, siz kendinize mi salât ediyorsunuz” dedi. Efendimiz tebessüm buyurarak: “Allah ve meleklerinin yaptığı bir şeyi bana çok mu görüyorsunuz” demiştir.
Kur’an-ı Kerim’in Allah kelâmı olduğu hükmünü vermeden önce şunu da düşünmeyi Allah bize Efendimiz hürmetine nasip buyursun: Kur’an-ı Kerim denilen cümleler Fem-i Muhsin-i Muhammed’den çıkan cümlelerdir. Evvela bunu düşünelim!.. (57:30)
(İksir-i azamdır nutk-u Ehlullah ilahisi üzerine) İksir hayat verici demektir. Her insanın bir kilidi vardır, o kilidi bazen bir kelime ile açıverirler. Kişi Allah’a ehil olduğu için hadiste anlatıldığı gibi söylediği söz, tuttuğu el, attığı adım Allah’ın sözü olur, Allah’ın eli olur, Allah’ın adımı olur. Dolayısı ile söylediği söz Allah’ın sözü gibi tesirli olur.
Efendimiz’den daha tesirli, daha güzel, daha alâ söz söyleyen yoktur ama Ebu Cehil inanmadı, demek ki sadece söyleyende değil iş. Efendimiz’in mübarek, muallâ Kalb-i Pâki bütün insanların İslâm ile müşerref olmalarını, nefislerine Allah’ın emrine muhalefet ile zulümden vaçgeçmelerini arzu eder ama olmuyor, demek ki iş söyleyende değil dinleyende… Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm Hz. Ebubekir’e de aynı şeyi söyledi, Ebu Cehil’e de. Biri O’na -estağfirullah- sihirbaz dedi, biri O’na “senin kadar güzel görmedim” dedi. İkisi de kendi güzelliklerini söylediler çünkü Mirât-ı Muhammed’den Allah göründüğü gibi kişiler kendilerini de görürler. Attığı adım, söylediği söz, tuttuğu el Allah ile beraber olan Ehlullah’ın sözü bazen bir kilidi açıverir, onun için iksir-i azamdır.
Allah, hidayet vereceği kullarına bir başka kulu, bir abd-i hassını, bir iksir-i azam sahibini gönderir de öyle kendine yakîn eder. (78:00)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir