Can haysiyet demektir, haysiyet yâr ile kazanılır
Şarkılar Seni Söyler – 10. Bölüm | TRT MÜZİK | 76′ 19”
“Sen ilkbahar!
Sen her dem gülen güzel!
Yolumuza, yurdumuza uğradın mekansızlık aleminden gelip.
Bir haber ver bize, bir hatıra anlat;
Konusu Sevgili olsun…”
Hz. Mevlâna
Konusu sevgili olmayan bir şey var mıdır? Vardır… Ona eski tabir ile malâyani derler. Yani ha hiç konuşmamışsın, ha malâyani konuşmuşsun. Değer bakımından sükûtun ağırlığını arzetmiyorum, bazen sükût en büyük konuşmadır, aynen sessizliğin yerine göre en büyük musikî olması gibi… Hakikatte sevgilinin olmadığı hiçbir şey yoktur ama sevgili sevgi ister, nefis istemez, gönül ister. Boş konuşmalar ise gönülsüz olduğundan orada sevgi de sevgili de olmaz.
Her iddia ispat edilmediği zaman giderek kendi kendine dair iftiraya döner. Ben seni seviyorum deyip bu sevgimin gereklerini yerine getirmiyorsam giderek kendime iftira ediyorum demektir. (02:55)
Fuzulî deyince şöyle bir ceket iliklenmeli…
Hacı Arif Bey de başka bir büyük… Hep iddia ediyorum, ispat da ediyorum çok şükür, özellikle sanat ve bilgi alanında hala insanların istifade edebildiği velev ki Fuzulî Hazretleri gibi beşyüz küsür sene önce veya Hacı Arif Bey gibi iki yüz küsür sene önce ve diğerleri… Bu nevi insanlar mutlaka, hafif bir tabir ile arzedeyim, fişleri pirize takılı olanlardır. Yani Muhammed Mustafa Aleyhi Ekmelittehâya trafosundan gelen feyiz akımına bir vasıta ile irtibat sağlayanlardır. Feyz-i Muhammedî’yi bizim anlayacağımız hale indiren ana trafolar büyük veliler ve yolbaşları olan Pîrân-ı İzâm’dır. Onların yollarını yani onların feyizlerini kişilere intikal ettirecek olan ev veya sitenin sigortaları da Mürşid-i Kâmiller’dir.
Fişi prize takılı olanlar hala insanlığın ve insanların hizmet aldıkları kişilerdir. Hacı Arif Bey’in herhangi bir tarikata müntesip olduğunu tespit edilmiş olarak bilmiyoruz ama hocasının Eyüp Sultan Otakçılar yokuşundaki Sertarikzâde Zakirbaşısı olduğunu biliyoruz. Bir dergâhın zakirbaşısı olmak için ortalama 3000 küsür eser bilmek lazımdır bir, mevsime, gelen misafire, o günkü ortama, mürşidin sohbetine uygun güfteleri seçip, onu da bir makam bütünlüğü halinde koyabilmek gerekir ki o iş irfan ile olur. Haci Arif Bey’in en önemli hocası Eyyübî Mehmed Bey’dir. O da Halvetî tarikatında bir zakirbaşısıdır.
Kıtmir bile Ashab-ı Kehf’in huzurunda olur. Fuzulî Hazretleri de senelerce İmam Hüseyin Efendimiz’in türbedarlığını yapmıştır. Her adamı Hz. Hüseyin’e türbedar etmezler. Fuzulî Hazretleri öyle bir zattır…
“Âşık oldur kim kılar cânın fedâ cânanına
Meyl-i cânân etmesin her kim ki kıymaz cânına
Cânını cânâna vermektir kemâli âşıkın
Vermeyen cân itirâf etmek gerek noksânına”
Beste: Hacı Arif Bey, Güfte: Fuzûlî
Burada Fuzulî Hazretleri genel kaideleri söylüyor. Şiirin ilerisinde kendini devreye sokarak
“Cân nedir kim vermeyim anı cânanına”
Can haysiyet demektir, haysiyet yâr ile kazanılır. Canansız varlık hayvandan öteye geçmez. Yâri olmayan cansızdır, yani sadece diridir. (05:55)
Dede Efendi sadece eserlerine, özellikle büyük formlu eserlerinin terennüm kısımlarına, kendisi güfte yazmakla kalmamıştır, bu eserin güftesi de Dede Efendi Hazretleri’nin bizzat kendisinindir. Dede Efendi “cennet anaların ayakların altındadır” hadis-i şerifine mâsadak olarak Hicaz’da ahirete göçtüğü zaman bütün mü’minlerin annesi Hz. Hatice’nin ayak ucuna defnedilmiştir.
“Yüzündür cihanı münevver eden
Fedâdır yoluna bu cân-ü ten
Senin çün yandığım nedendir neden
Senden midir benden midir
Dilden midir bilmem neden”
Beste: Dede Efendi, Güfte: Dede Efendi
Bilir, bilir, bilir ama bilmemezlikten gelir. Tecâhül-i ârif bir edebiyat sanatıdır, bildiği halde bilmemezlikten gelme… Burada Efendimiz Hazretleri’ne hitapta senden midir, benden midir bilinmeyecek bir şey yok çünkü hep söylediğimiz gibi sevgi yukarıdan aşağıya doğru akar. Rahmetellil Âlemîn’in sevgisi herkese şâmildir. Efendimiz’e ulaşmış olmak demek Allah’a ulaşmış olmak demekdir. Efendimiz Allah’a ulaşma yolunda bir durak değildir, neticedir.
Hz. Mevlâna’nın daha çocukken Şam’da babasına sorulan bir suale verdiği cevabı unutmuşuz. Fahreddin Razi Sultan Ulema Efendimiz’e soruyor “Nerden gelip nereye gidiyorsunuz?”. “Belh’den geliyoruz, Hicaz’a gidiyoruz” denecek… Hayır, Hz. Mevlâna Arapça fasih bir cevap veriyor “Min Allah, ilAllah”… Allah’dan Allah’a… İşte bu manaları bilince İsmail Dede Efendi merhum “senden midir, benden midir” derken evvela muhabbeti sen bana verdin diyor. (18:05)
“Ömrüm seni sevmekle nihâyet bulacaktır
Yalnız senin aşkın ile rûhum solacaktır
Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır
Yalnız senin aşkın ile rûhum solacaktır”
Beste: Yesârî Asım Arsoy, Güfte: Fitnat Sağlık
Üstünlük takva iledir. Takvayı sadece ibadet ritüellerini yerine getirmek olarak görmek yanlıştır, evvela senin ibadet ritüelinin beni hiç alakadar etmediğini, Rabbinle senin aranda olduğunu bilmemiz lazımdır. Ben insan olarak, din kardeşin olarak seni, sen beni ibadete teşvik edebilirsin ama benim ibadetim bana, seninki sanadır. Ama birbirimizle olan münasebetlerimiz de takvaya dahildir. Rabbimizle olan münasebetimiz de takvaya dahildir, kendimizle olan münasebetimiz de…
Bizi biz yapan şeyler irademizle yaptığımız şeylerdir. Türk Kürt olmak, Arnavut Çerkes olmak, dişi erkek olmak değildir!..
“Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır” Biz dualarımızda son nefesimizde Kur’an ile Allah Allah diyerek çene kapamalar nasip olsun diyoruz değil mi? Resûlullah Efendimiz’in son sözünde kelime-i şehadet var mı, Allah var mı? Efendimiz son nefesinde “Refîkul-alâ” demiştir. Efendimiz’in Rabbine kavuşmak için Muhammed’e ihtiyacı yok zaten kendisi Muhammed Aleyhisselâm… Bizim Rabbimize kavuşmamız için yani damlanın deryaya kavuşması için arada Muhammed Mustafa iksirine ihtiyacımız vardır. Onun için “Son darbe-i kalbim yine ismin olacaktır”. Efendimiz son nefesinde “Yüce Dost” demiştir, mübarek sağ elinin -baş parmağını değil, işaret parmağını da değil, bu parmağın ismi işaret parmağı değildir şehadet parmağıdır, bu kavramlar nedense yok edilmeye çalışışıyor- şehadet parmağını kaldırarak…
Elif harfi dimdiktir, hiç eğilip bükülmez, o Azamet-i Kibriya’nın bir işaretidir. Biz son darbeyi kalbimizde İsm-i Nebi’yi anarsak iş tamamdır. Bunun tamam olduğunu merak edenler aşağı yukarı 20-21 sene önce bir tıp veya eczacılık dergisindeki Haluk Nurbaki hocanın yazısını okuyuversinler. (31:50)
“Bir bakışla başka bir âlem yarattın sen bana
Öyle sevdim öyle sevdim ki tapar gönlüm sana
Korkarım kalbim durur içmekle kanmam aşkına
Öyle sevdim öyle sevdim ki tapar gönlüm sana”
Beste: Sâdi Hoşses, Güfte: Melek Hiç
“Bir bakışla başka bir âlem yarattın sen bana” Bu tasavvufta safa nazar diye tabir edilir. Hz. Mevlâna öyle buyuruyor, “göz ruhun penceresidir”. Sütte su da vardır, yağ da vardır, kazein de vardır. Mayalamana göre başka madde olur. Nasıl içinden bunları ayıramıyorsan beden ayrı, can ayrı, ten ayrı demek de doğru değildir. Ruhun tahassüsatını, duygularını, muhabbetle karşıya aksettirmek safa nazardır. Bu her muhabbet sahibi için geçerlidir ama velilerde aynı zamanda kötü huy düzeltici bir haldir.
Bütün tasavvuf yollarının hepsinin en büyüklerinden biri kabul edilen Maruf-u Kerhî Hazretleri Bağdatlı’dır. Dicle kenarında oturmakta iken karşıda hristiyan mahallesinde delikanlılar sofra kurmuşlar yiyorlar içiyorlar, her türlü menhiyyat ve nefsaniyet var, Hazret’in huzurunda kaba sofu bir zat var, bu zat gençleri kastederek “Efendim, bunlar böyle nefislerinin peşinde koşuyorlar, şunlara bir şeyler söyleyin de bizi rahatsız etmesinler” deyince Hazret “Biz beddua ile memur değiliz, hayır dua ile memuruz” buyuruyor ve “Ya Rabbi bu kullarını nasıl bu dünyada şen şakrak kıldıysan ahirette de şen şakran kıl” diye dua ediyor. Zınk diye gürültü kesiliyor, bütün o içkili hristiyan delikanlıları Dicle’nin üstünden yürüyerek -yüzerek değil- Huzur-u Hazret-i Şeyh’e geliyorlar. Böyle safa söz, söyle safa nazar da olur. Bir bakışta başka bir alem yaratmak budur. (50:20)
“Severim her güzeli senden eserdir diyerek
Koklarım goncaları sen gibi ferdir diyerek.
Çekerim sineye her cevri kaderdir diyerek
Yanarım ömrüme vallahi hederdir, diyerek.”
Lemi Atlı
Bir hovarda bahanesi olarak “Severim her güzeli senden eserdir diyerek” demekle “aslında her güzel Senin eserindir” diye Rabbü’l Âlemin’e izaf etmek birbirine tamamen zıt iki şeydir. Herkes kendine göre anlasın… (63:00)
“Her gün bir yerden göçmek ne iyi
Her gün bir yere konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş
Dünle beraber gitti cancağızım
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım”
Hz. Mevlâna






