Haddini bilmek müminliğin şartıdır
Seyir Defteri | Bölüm 61 | 12 Mart 2009 | 47′ 53”
Kur’an-ı Kerim’de mümin tarifi vardır mâlum, “onlar (müminler) kıyam ederler, rüku ederler, sözlerinde dururlar, iffetlerini muhafaza ederler”. Bunları saydıktan sonra cümlenin son kısmında “Onlar Allah’ın hudutlarını muhafaza ederler” yani Allah’ın koyduğu hadleri aşmazlar denmektedir. Yani, haddini bilmek müminliğin şartıdır.
Biz Efendimiz’i örnek alırken haddimizi bilerek alacağız. Kuru kuruya taklit örnek almak değildir. O günün şartlarındaki aletler taklit edilmesi gereken aletler değildir, o aletlerin kullanılma sebebi esas alınması gerekir. Mesela aydınlanma; malum Mescid-i Nebî inşa edildikten sonra ilk aydınlanma kuru hurma kütüklerinin yakılması ile olurdu. Hz. Peygamber hurma kütüğü yaktı diye hala hurma kütüğü mü yakacağız? Yoksa mühim olanın meşale, mum, elektrik gibi aletler değil aydınlanmak olduğunu mu anlayacağız? Aydınlanmayı konuşmayıp aydınlanma vasıtalarını konuşmak bu meseleyi anlamamak demektir.
Resûl-u Kibriyâ Efendimiz’in çocukluktan sonraki yuvarlak hesap elli sene diyebileceğimiz hayatında yaklaşık 8 sene sarık sarmıştır, diğer zamanlarda örtü kullanmıştır. Sünnet olan sarık sarmak değil başı örtmektir. Özellikle namazda, Efendimiz başı açık hiç namaz kılmamıştır. Resûlullah Efendimiz’in sünnetine riayet etmiş olmak için, gönlü O’na bağlamış olmak için, bir yanlış bilgi neticesinde de olsa, aradaki rabıta Efendimiz’e müteveccih olduğu için bu hal insana bir feyiz kazandırır. Osmanlı döneminde ulema sarık sarıyor diye sarığı sünnet zannediyoruz, böyle değildir.
Efendimiz’i doğru tanımak kadar haddini bilerek O’nu kendine örnek almak önemlidir. (10:30)
Efendimiz’i örnek almadan önce birinci basamak Efendimiz’i tanımaktır.
İsmet sıfatı bütün peygamberlerde mutlak manası ile vardır, bizlerde kendi kapasitemiz miktarınca… Herkes kendi kapasitesinin tamamını doldurmakla yükümlüdür. Velilerin ve mürşidlerin farkı kendi kapasitelerini doldurup etrafa taşmış olmalarıdır. Taşmak için evvela dolmak lazımdır. (17:05)
Allah Kitâb-ı Kerîm’inde “Ben size taşıyamayacağınız yükü yüklemedim” buyurduğuna göre hepimizin ayrı ayrı kapasitesi var. Bütün gücümüzü sonuna kadar Efendimiz’i tanımaya tanıdıktan sonra da davranış biçimlerimizde O’nun yönlendirmesine kendimizi terketmeliyiz. Bunu da kapasitemizin tamamı kadar yapmalıyız.
Bir adamın kapasitesi 3 gram, öteki adamın kapasitesi 1000 ton. 1000 tonluk adamın biriktirdiği malzeme 999 ton olsa o adam eksiktir. 3 gramlık kapasitesi olan o 3 gramın tamamını doldurdu ise o kâmil adamdır. Ulemanın urefayı anlamaması budur, tabi burada hakiki alimlerden bahsetmiyoruz çünkü her hakiki alim aynı zamanda ariftir. (26:35)
Bütün ilimler vesile veya vasıta ilimler olarak sınıflandırılır. İlim tekdir, İlmullah; Allah’ı bilmekten ibarettir. Diğer bütün ilimler sana Allah’ı öğretmiyorsa ilim değildir. Allah’ı öğrenmenin yolu Muhammed Mustafa’dan geçer. Peygamberlik müessesini de doğru anlamamız lazımdır, Cebrail müessesesini de doğru anlamak lazımdır. Bazı ağzı karalar Allah ile araya kimseyi sokmam diyor, ya Hu Efendimiz ile Allah arasında Cebrail a.s var, sen kimsin, haddini bilmez?
Kişi kendi yaratıcısını kendi bulma cevherine sahiptir. Cevherler nasıl o konuda uzman maden işletmeleri tarafından işlenirse, kişi içindeki cevheri kendi kendine işletemez. Peygamberlik kurumu Cenâb-ı Allah’ın kullarına kendisini tanımaları için bahşettiği en kolay yoldur. İlk insanın peygamber olması da bundandır. (35:00)
Kitap okumanın da bir felsefesi vardır. Bir kitap o konuyu değil, o konu hakkında o yazarın görüşlerini anlatır, görüşler bir kişinin sınırları ile sınırlı olamaz. (40:00)
Muhabbette ve kızgınlıkta nefis işin içine girerse yanlışlık olur. Kızdığına Allah için kızacaksın, sevdiğini Allah için seveceksin. “Ben” yok, illa Hu!.. Bunu yapabilmek için Allah’ın insanlara en büyük hediyesi Muhammed Mustafa’dır. O’nu örnek aldığın zaman bu işler kolaylaşır. Kendi kendime yapacağım dediğin zaman, beceremezsin.
Mevlid’i lütfen sadece Efendimiz’e bir övgü olarak dinlemeyelim, bilgi alacak bir kaynak olarak da dinleyelim. Süleyman Çelebimiz’in bir sözü vardır:
“Ümmetin olduğumuz devlet yeter.
Hizmetin kıldığımız izzet yeter” (44:30)





