Zenginliğin şükrü vermekle olur

On 19 Ekim 2017

Seyir Defteri | Bölüm 30 | 31 Temmuz 2008 | 48′ 21”

Biraz kaba görünecek ama akılda kalması için söylüyorum, para hela gibidir, lazım oldukça kullanılır. Bir evin tuvaletsiz olması düşünülemez. Ama tuvalette ömür geçirilmez, işte para ile ilişki ancak bu sınırda olmalıdır.

Para öyle bir şeydir ki, helal olsa hesabı vardır, haram olsa azabı vardır. Helal kazanıp helal yere harcayınca elbette bu hesap kolay verilir ama netice itibari ile bizâtihi hesap vermek zor bir iştir.

İnsanın içinde, yükselmek için itici bir güç olarak nefis ve hırs Allah tarafından verilmiştir. Marifet, hırsa ve nefse esir olmamaktır. Bir otomobil düşünün, otomobilin motorunun çalışması için marş motoruna ihtiyaç vardır. Gaza basmadan sadece marş motorunu çevirerek otomobil bir müddet yürür ama sonra ya kömürler yanar, ya marş motoru patlar, araba yürümez. Marş motorundan gaye arayabı yürütmek değil, arabayı yürütecek olan motoru çalıştırmaktır. Hırs, marş motoru gibidir. Böyle bir motivasyon için kullanılmayıp hırsa esir olunduğunda kişi yanar. Para kazansa da, mevki sahibi olsa da yanar. Ölçüler para ve mevki ile değildir, ölçü Allah’ın emrine riayet edip etmemektedir.

Efendimiz hırsı çok güzel ifade etmiştir: “İnsanoğlunun iki vadi dolusu altını olsa üçüncüyü ister.” Kur’ân-ı Kerim’de de Allahu Tealâ mümin tarifinde bir takım unsurlardan bahsettikten sonra “… onlar Allah’ın koyduğu hudutlara riayet ederler” demektedir. Bu hudutlar aşıldığında bütün o kazanç zannedilen şey aslında kayıptır. (03:00)

Bir takım yanlış görüşlü kişiler müslümanlıkla zenginliği bağdaştıramıyorlar. Müslüman dediğin evden camiye, camiden eve giden, dünya görüşü olmayan, para ile ilişkisi olmayan kişilerdir diyorlar. Müslümanın zengin olması da gerekir ki hac gibi, zekat gibi mali mükellefiyetleri yerine getirebilsin. Ayrıca ağniyâ-yı şâkirîn, fukarâ-yı sâbirînden efdaldir diye bir kaide vardır. Şükreden zenginler sabreden fakirlerden daha hayırlıdır. Buradaki şükürden kasıt papağan gibi Elhamdülillah demek değildir. Fiil olmadığı zaman laf, laftan ibaret kalır. Zenginliğin şükrü vermekle olur.

Her şey verince azalır zannediliyor. İki şey mutlak olarak vermekle azalmaz, çoğalır. Biri muhabbet, diğeri ilimdir. Helal olarak tasadduk edilen mangır da çoğalır. (09:00)

Toprak üstünde bir nefes fazla durmak, toprak altında bin sene yatmaktan hayırlıdır. Bu hadistir. Ölüm talep olunmaz. Ebedi hayatımız için ne yaparsak fani hayatımızda yapacağız. Burası ekme dünyası. Biçme öbür tarafta olacak ise de birazcık bu tarafta da belli olur. Bir hayır işlediğimiz zaman içimizin duyduğu ferahlık ahirette duyacağımız ferahlığın işaretidir.

Ashab-ı Kirâm içerisinde zengin olan zevât-ı kirâm vardı. Mesela aşere-i mübeşşereden Abdurrahman ibni Avf Hazretleri Medine’ye hicret ettiği zaman “siz bana çarşının yerini gösterin, yeter” demişti. Eli çok bereketliydi, ticaret yaptığı zaman mutlaka kazançlı çıkıyordu ve kazandığını da dağıtıyordu. Mesela Hz. Ebubekir dükkan sahibi bir tüccardı, o da ne bulursa dağıtıyordu. Hatta malumdur, Efendimiz’in bir gaza için ashabdan yardım toplaması sırasında Hz. Ebubekir o kadar çok vermiştir ki üstüne giyecek kıyafeti kalmamıştır. Peki verdi de fukaralaştı mı, hayır. (12:10)

Herkes Allah fukarasıdır, herkes Allah’a muhtaçtır. Ama birisine muhtaç olmak da ayıp değildir. Benim fukara olarak aldığıma teşekkürümle, zenginin bana verdiğine duyduğu ferahlık da bir kardeşliktir.

Ne yazık ki müslümanları zilletli insanlar olarak görmek isteyenler, Efendimiz’in “benim fakrım (furakalığım) iftiharımdır” lafını anlamayanlardır. Fukaralığı bir lokma bir hırkaya sahip olmakla sınırlandıranlar İslâm’ın bir ekonomik sistemi olmadığını zannediyorlar. Efendimiz’in bu sözü “Ben Allah fukaralığı ile iftihar ederim” demektir. Çünkü Allah ganîdir, biz fakiriz, Allah azizdir, biz zeliliz.

Bir lokma bir hırka meselesi, “insanın ihtiyacından fazlaya sahip olması hamallıktır” demektir. Siz kazandığınızı veya kazanmak istediğinizi gönlünüze sokmayın demektir. Çünkü bir lokma ile karnınız doyar, bir hırka ile üstünüz örtülür. Gerisini gönlünüze sokmayın demektir, yoksa zengin olmayın demek değildir.

Hz. Mevlâna bu meseleyi anlatırken gemi ve deniz misalini verir. Gemi denizin üstünde durduğu müddetçe yüzer ve istediği yere gider. Eğer suyu içine almaya çalışırsa batar. Dünya malı deniz gibidir, sen fert olarak gemi gibisin, dünyayı içine almadan üzerinde dolaşırsan istediğin yere gidersin, rotan da doğru ise menzil-i maksuda gidersin, ama dünyayı içine, gönlüne alırsan geminin suyu içine alıp battığı gibi dünyaya batarsın. (14:50)

Bugün müslümanlar sömürülüyorlarsa bu sadece kendi yanlış anlamaları ile sınırlı değildir. Dışardakiler de özellikle müslümanların kaynaklarını sömürmek için bu nevi lafları (bir lokma bir hırka) yanlış anlatıyorlar. Arabistan’da Lawrence’den önce başlayan, müslümanlığı bir yaşam tarzından çıkartıp tapınma dini ve giderek sadece dua etme dini haline getirmek isteyenler dışarıdakilerdir. Müslümanlar da buna kandıkları için kabahatlidirler.

Ben gönlüme Allah’tan başkasını sokmam ama sadece hırka da giymem. İsraf etmeden… “Yiyiniz içiniz israf etmeyiniz” ayet-i kerimesinde sadece yeme içme kastedilmiyor. Bu bir tabirdir. Tabirleri lugat manası ile anlatmakla iktifa etmek büyük bir yanlışlıktır. İsraf ekonomisi vardır ama Allah’ın “israf etmeyiniz” ayetine muhaliftir. Dünya sabit bir varlıktır, kaynakları sabittir. Resûlullah Efendimiz denizdeyken bile abdest alırken suyu israf etmeyiniz buyuruyor.

Bugün dünyada bir su mücadelesi var, inşallah savaşa sebep olmaz. Kuraklık endişesi var, halbuki dünyadaki su sabittir. Sermaye ve zenginlik bazı insanlarda çok, bazı insanlarda açlıktan ölecek kadar az, Allah kulları bu paylaşımı adilane yapmadıkları için işaret veriyor. Dünyadaki su sabit ama bakıyorsunuz bir yerde sel, bir yerde kuraklık. Allah bu şekilde “size rahmetimi eşit vermiyorum” diyor.

Ben şu imana sahibim ki, eğer dünyada gelir dağılımı sağlanırsa, en ideal noktada değil, biraz adalet kokusu gelirse, bu sömürü biterse kuraklık kalmaz. (19:00)

Mutlaka tutumlu olacağız. Tutumlu olmakla cimri olmak ayrımını yapmamız gerekir. Cömert olmakla savurgan olmak arasındaki ayırımı mutlaka yapmalıyız.

Asi de olsa, hatalar içinde de olsa bir anne evladını sever ama yaptıklarına razı değildir. Bunun gibi Cenâb-ı Allah her mahlukunu sever ama biz hatalarımızdan dolayı O’nun rızasından uzaklaşabiliriz, o fenadır.

Para ile ifade edilen mali güç mutlaka âdilane dağıtılmalıdır. Bunun İslâm tarihindeki tipik örneği halife Ömer ibni Abdülaziz zamanında olmuştur. Öylesine adaletli bir sistem oluştu ki, onun adaleti Cenab-ı Allah’ın öylesine hoşnutluğunu celbetti ki, O da ihsanını ikram buyurdu, müslümanlar 1 sene zekat verecek fukara bulamadı.  (23:50)

Para azdırır, kaygan bir zemindir. Ancak kaygan zeminden kaçmak marifet değildir, kaygan zeminde durmak marifettir. Maalesef müslümanların düşüncesinde yanlışlıklar var. Mesela hakimlik mesleği… Bazı zevatın, bu mesuliyetli işdir, ben Allah’tan çok korkarım bu mesuliyete girmem diyerek kaçmaları tembelliktir. Resûlullah Efendimiz buyurmadı mı, şehitten sonra Allah indinde en yüce zat adil hükümdardır diye. Kadı, hakim, adaletle karar verendir ama yanılma ihtimali vardır. Kişinin içinde adalet his ve bilgisi varsa Allah’ın yardımından neden ümidini kesiyor, neden her şeyi nefsinden biliyor?

Hz. İmam-ı Âzam’ın bugünün ölçüleri ile dünyanın en zenginlerinden biri olduğunu biliyor muyuz? Onlarca kervanı var, çok zengin bir tüccar ama parayı gönlüne sokmadığı için bir veli olmasında bir mahsur olmamış.

İslâm’ın bir başka vechesine geçelim. Tasavvuf alanına… Tasavvufta pîr, içtihad sahibi Ebu’l Hasan eş-Şâzelî Hazretleri… Kahire’de kırk odalı sarayda oturuyor ama o sarayı gönlüne sokmadığı için büyük bir veli, yolbaşı. Peygamberân-ı kirâm hazerâtından misal verelim, Hz. Süleyman aynı zamanda bir kral. Sadece insanlara değil cinlere de hükmediyor, rüzgara hükmediyor, kuşlara hükmediyor. Cenâb-ı Allah Hz. Süleyman kuluna verdiği maddi kudreti hiçbir kuluna vermemiştir. Ama bu zenginlik peygamber olmasına mani değil. Ters misali Hz. İsa’dır. O kadar fakir ki sırtına giyecek bir peştemali bir de su içecek tası var. Onun da zahir fukaralığı bir ulu’l âzim peygamber olmasına mani değil. Mesele ve ölçü sahip olunan maddi varlıklar değildir, “Allah indinde en çok ikrama layık olanınız O’ndan en ziyade ittikâ edeninizdir.”

Fakirin imtihanı sabır iledir, zenginin imtihanı şükür iledir. (30:40)

Bugün Türkiye’deki müslümanların sahip olduğu tasarrufun kırkta biri zekat olarak verilse bu kadar fukara kalır mı? Zekat vermek çok zor iştir. Efendimiz ahirete teşrif ettikten sonra kendini müslüman zannedenlerin içinde Hz. Ebubekir’e ilk itiraz para ile ilgiliydi.

Hz Peygamber zengin miydi, evet zengindi, Allah’tan başkasına muhtaç değildi. Allah’tan başkasına muhtaç olmayana zengin derler. (40:00)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir