Dinle Neyden 5 – Hz. Sultan Veled
Dinle Neyden | 5. Bölüm | 19′ 02”
Hz.Mevlâna’nın eserlerinden bahsedilirken, Divan-ı Kebir’i, Mesnevi-i Şerif’i, Fîhi Mâ Fîh’i, Mecâlis-i Seb‘a’sı, Rubaiyat’ı, Mektubat’ı anlatılır ve doğrudur da… Fakat bence O’nun en büyük eseri başta oğlu Sultan Veled olmak üzere yediyüz senedir O’nun yolundan yetişen büyük insanlardır. En büyük eser insan yetiştirmek… (00:50)
Bu büyük insanların başında gelen Dultan Veled Hazretleri babasına bir gün “Babacım, yüzünüz çok sarı duruyor, betiniz benziniz çok solgun görünüyor, nedendir” diye sorunca Hz. Mevlâna şöyle cevap verir: “Oğlum, aşıkların yüzü sarı olur”. Bu cevap üzerine kendi yüzünün daha pembe olmasından dolayı utanır ve yüzünü öne eğer Sultan Veled… Fakat Hz. Mevlâna devam eder: “Biz aşıklık makamındayız, onun için yüzümüz sarı, ama sen Maşukluk makamındasın, onun için senin yüzün pembe. Biz Allah’ı sevenlerdeniz, sen Allah’ın sevdiklerindensin…” Sultan Veled işte böyle bir zât…Sultan Veled hazretleri, ahirete göçeceği 11 Kasım 1312 gecesi şunları söylemiştir:
“Bu gece öyle bir gece ki,
Kendi varlığımdam azad olacağım…”
(02:05)
Hz. Mevlâna Mesnevi’sine “bişnev” diye başlamıştı. Sultan Veled Hazretleri de Rebâbnâme’sine şöyle başlıyor:
“Bişnevîd ez nâle-i bang-i rebâb,
Nüktehâ-yi aşk der her gûne bâb”
Dinleyin, rebabın sesinden ve ağlayıp inleyişinden
Yüzlerce çeşidini aşk nüktelerinin…
Sultan Veled, bir başka eserine, İntihanâme’sine şöyle başlıyor
“Hakk’ın namını anarak, O’nun namı ile başlayarak,
Eşi benzeri olmayan çok nadir nükteler anlatıyorum”
Sultan Veled hazretleri “El veledü sırrı ebihi” yani “Evlat babanın sırrıdır” sözündeki manaya nail olabilmiş nadir bir yüce evlattır. O baba yani Hz Mevlâna ne hakikatler söylüyor, söylediklerinin akılda daha iyi kalabilmesi ve zamanındaki insanların şiire çok düşkün olmalarından dolayı onların bu hakikatleri okumaları temin için bu hakikatleri şiir şeklinde söylemeyi tercih ediyor. Yoksa şiir söyleyerek sanatını göstermek gibi bir düşüncesi yok. (04:35)
Hz. Mevlâna’nın
“Şiir nedir ki ben onun lafını edeyim,
Benim fennim ve sanatım şairlerin fenlerinden ve sanatından apayrıdır”
beytinden sanki şiiri küçük görüyormuş gibi anlam çıkartılabilir ancak öyle değildir. Anlatılmak istenen, “güzel söz söylemek sanatını sergileyerek benliği ortaya koymak peşinde değilim”dir.
“Bizim Mesnevimiz vahdet pazarıdır,
Birlikten başka ne görürsen o puttur.”
Hz. Mevlâna işte böyle bir vahdet eridir.
Bir başka vahdet söyleyişi olan bir rubaisi de şöyledir:
“Başımı koyduğum her yerde, secde ettiğim ancak O’dur,
Altı yönde de, altı yönün dışında da tapılan Mabud sadece O’dur.
Bağ da, bahçe de, gül de, bülbül de, sema da, sevgili de;
Bütün bunlar hep bahanedir; aranılan ve asıl maksat olan ancak O’dur”
Hacı Bayram-ı Veli hazretleri her vakit duasında “Ya Rabbi bana eşyayı altı cihetinden göster, evvela hakikat-i eşyayı anlayayım, ancak böyle mesafe katedebilirim buyuruyor ve buna o kadar ehemmiyet veriyor ki, kendi özel kıyafeti olan başına koyduğu tacın tepesini altı terkli yani altı parçalı yapıyor. Hz. Mevlâna da altı cihette de, onun dışında da diyerek batını da işin içine sokuyor. (06:45)
Allahu Tealâ Kur’an-ı Kerim’inde “Ey Habibim, Rabbinin yoluna hikmetler ve güzel öğütlerle davet edici ol” buyuruyor. Efendimiz de bu ayetin açıklaması mahiyetinde olan hadis-i şerifinde “İnsanlara onların anlayacakları tarzda, onların seviyesine uygun, onların hoşuna gidecek şekilde konuşunuz.” buyurmuştur. Hz. Mevlâna’nın yaptığı bu ayet ve bu hadisin emrine aynen uymaktır. Hz. Mevlâna şöyle buyuruyor: “Rum’a (Konya) geldiğim zaman oranın ahalisini semaa, musikîye ve şiire düşkün olarak gördüm. Onların bu tiryakiliklerinden istifade ile şiir yolu ile, musikî yolu ile, sema yolu ile onlara hakikatleri öğrettim. (13:00)
Mesnevi’nin içinde pek çok hikayelerin olması, o hikayelerin içinde tekrar hikayeler olması, hatta tekrar hikaye olması ve sonra baştaki hikayeye dönerek mevzunun toplarlanması tarzında bir yazım usulu Hz. Mevlâna tarafından tatbik edilmiştir. Bu usul çocuktan veliye kadar her insanı Mesnevi-i Şerif’den istifade eder hale getirmiştir. Mesnevi’den Çocuk Hikayeleri yayınlanmıştı… Mesnevi-i Şerif direk Hüsameddin Çelebi’ye hitap edilerek yazılan bir eser olduğu için ve Hüsameddin Çelebi bizzat Hz. Mevlâna tarafından asrın Cüneydi, zamanın Bayezid’i diye yüceliği tarif edilen bir zât iken Cüneyd-i Bağdadî gibi, Bayezidî Bestamî gibi büyük zâtlarında anlayacağı çok ince meseleler de vardır. (15:20)
Mesnevi-i Şerif iyi ki Hüsameddin Çelebi’ye yazıldı denir… Ya Şems-i Tebrizî hazretlerine hitaben söylenip yazılsaydı? O zaman kimse anlamazdı çünkü aşk mevzuu aşık ile maşuk arasında sırdır. Sır aşikar edilmez. Sır ikiyi aştı mı sır olmaktan çıkar. Buradaki iki, iki kişi demek değildir, iki ile iki dudak kastedilmektedir. İlahi sırları saklamak öylesine büyük bir yükmüş ki, Resûlullah Efendimiz’in bazı ilahi sırları anlattığı Hz. Ali bile o sırları kimseye söylememesi bilincinde olduğu halde boşalma ihtiyacı hissetmiş gidip kuyulara bağırmıştır. O kuyuların suyundan beslenen kamışlardan yapılan neyler ve kalemler bize hakikatin sırlarını hala anlatmaya devam ediyor. Herkes kendi miktarınca birşeyler anlıyor, hem kalemin çizgisinden, hem nayın sadasından… (16:30)
(Görsel semazen.net‘den alınmıştır)






