İstanbul ve Ramazan

On 22 Eylül 2014

Vapurda Çay, Simit, Sohbet | TRT TÜRK | 2 Temmuz 2014 | 39′ 13”

İstanbul’da yaşamak, arasıra köprüyü kullanmadan vapurla karşıdan karşıya geçmekle anlaşılır. Vapur İstanbul’un yeterince faydalanılmayan bir unsurudur. İstanbul’da yaşamak biraz da Boğaz ve Adalar’ı hissetmek demektir. Dünyanın birçok yerini görme şansım oldu, ama İstanbul kadar güzel ve İstanbul kadar da hoyrat kullanılmış başka bir yer yok. Allah İstanbul’u güzel yaratmış, kul tedbiri ile bozamayız. (03:40)

Doğduğum yıllarda Türkçülük cereyanı var gençler arasında, bu nedenle babam adımı Tuğrul koymayı düşünmüş. Dedem de sağ, o zamanki terbiyede büyüklerin rızasını kazanmak var. Büyükler bazen haklarını istismar ederler, böyle bir hakları yok. Hiçbir hakkın su-i istimali veya istismarı kabul edilemez. Bunun içine ana baba hakkı da dahildir. Annemin babasına büyükbaba, annemin dedesine de beybaba derdik. Babamın babasına da Efendi babanın kısaltılmışı olarak Efemba derdik. Dedem Mekteb-i Kuzzatta yani kadı mektebinde okumuş ancak mezuniyetine iki ay kala seferberlik ilan edilmiş, Kafkas cephesine gitmiş ve altı sene sonra dönebilmiş. Döndüğünde ne mekteb kalmış ne birşey… Böylece kadı olamamış ama tahsil ettiği bilgileri günlük hayatında kullanırdı ve bize de pekçoğunu aktarmış idi. Hz. Ömer’e adaletin timsali olduğu için çok hayrandı. Ömer gibi adil olsun diyerek ismimi Ömer Tuğrul olsun demiş… (08:10)

Vaktin naktini vermek, vaktin değerini gereğini yaparak yerine getirmek demektir. Zamanın gereklerini de, herşeyi olduğu gibi Rasulullah aleyhisselam’dan öğreniyoruz. Nafile boş demek değildir, faydalı demektir. Türkçe’de tam tersi anlaşılıyor. Efendimiz’in her zaman nafilelerle meşgul olduğunu biliyoruz ama Ramazan’a mahsus fazla nafileleri vardır. Demek ki, Ramazan’a mahsus böyle birşey yapmak gerekiyor, gerekmeseydi Efendimiz yapmazdı. İnsan müslüman olsun olmasın, dinine bağlı olsun olmasın, Muhammed Mustafa Aleyhi Ekmelütttehâyâ hazretlerini kendine örnek alırsa dünyası rahat olur. Bugün toplulumumuzun içinde bulunduğu bir hastalık halinde, ibadetleri Ramazan’a, hayatta da seccade üstüne ve cami duvarı arasına hapsetmek gibi bir yanlışımız var. Teravih ile, iftar ile, oruç ile sınırlı değildir. Sosyal paylaşım zamanımızda pek moda, bir müslüman olarak yardım yapıyorum ama Rockefeller’den ne farkım var, niyet farkı yetmez. Fiili bir fark olması lazımdır. Hasbî yani karşılıksız olmalıdır. Allah rızasını dahi gözetmeden… Allah kulu ile ticaret yapar ancak kul kısmı Rabbi ile alışveriş yapmaz, arz eder, kabulünü niyaz eder. Allah’ın verdiği her nimet ihsandır, lütufdur, keremdir, hakettiğimiz birşey değildir. (13:10)

Ramazan ayının en çok havasını, iklimini, ambiyansını severim. Bu ambiyansı temin eden mahya, kandil, teravih, top atışı, kış ramazanlarında iftar vaktinde çok mütebariz olan iftara yetişme telaşı, o müşterek hava… İslam’da tevhid esastır. Hocaefendiler derler ki, cemaatle namaz kılmak ferdi namaz kılmaktan 70 veya 27 kat faziletlidir. Bu söz doğru ancak söyleme tarzı yanlıştır. Bu söze göre namazın bazı müstakil kılmak ama cemaate gidersen çok daha iyi oluyor. Ancak böyle değildir, namazın bazı cemaatle kılmaktır. Yalnız kılarsan 70 veya 27 dereke eksik olur. Dolayısı ile tevhid yani birarada olmak İslam’ın ana gayesidir. Oruçlunun uykusu da, abdest alması da, bozması da ibadettir. Dolayısı ile müşterek ibadetin getirdiği hava iklim ambiyans Ramazan’ın en güzel tarafıdır. (19:10)

İstanbul siluetini gören heryeri severim. İstanbul’un bir yerini seviyorum demek diğer bir yerini sevmiyorum demek olur. Ama tercihim klasik silueti gören yerlerdir. Mesela Kınalı’nın batısından açık havada İstanbul çok güzel gözükür. Fenerbahçe tarafından güneşin batışı çok güzel gözükür. Cihangir’den güneşin doğuşu çok güzel gözükür. Adalar’ın doğusundan ve Fenerbahçe burnundan Eylül ve Nisan ayında mehtabın doğuşu bir harikadır. Çünkü eylül ve nisanda ayın 14’ünde güneş kıpkırmızı batıdan batar, ay kıpkırmızı doğudan doğar. İstanbul’da neyi ne zaman daha güzel görürüm diye vakit geçirmek lazımdır. (24:25)

Manevi atmosfer kişinin kendiner olur. Etrafdan almaktan ziyade o kişi etrafa verir. Bu da yaratılıştan olur. Bu işler kısbî değildir, vehbîdir. İlle bir maddi delil aramak ve bulmak gerekirse ben dedemi çok severdim. Kendisi şehit çocuğu, gazi, alim, çok geniş müsamahalı, cebinde şekerle dolaşır, sokak çocuklarına şeker dağıtırdı… Çocuklar sokakta oynarken evin yolu uzasa bile oyunu bozmamak için diğer sokaktan dolaşırdı. Böyle sevgi dolu bir insandı. Ben de dedem gibi olmaya özendim. Namaz kılmayı dedem kıldığı için öğrendim. Dedeme saygısızlık yapmadım ama sebebi korku değil sevgiydi. Babama da saygısızlık yapmadım ama gençliğimdeki sebebi korkuydu. Saygının bir ritüel ve yapmacık olduğuna inanırım. İnsan ssevmediğine saygı göstermek durumunda kalabilirsiniz. Sevdiğinize saygısızlık yapamazsınız, o yüzden asıl olan sevgidir. Tasavvufun kaynağı, tavanı, direği, camı heryeri sevgidir.  (29:05)

Dinde estetik olmazsa olmaz. Ezan, kamet, kıraatın estetiği müziktir. İstedikleri kadar laf söylesinler bir tek delil gösteremezler. Hz. Paygemberin müezzini deyince herkesin aklına Hz. Bilal geliyor, Abdullah ibni Ümmü Mektum’u bilen azdır, Ebu Mahsure’yi bilen hemen hemen kimse yoktur. Sadece sesinin güzelliği ile bizzat Rasulullah tarafından seçilmiştir Ebu Mahsure… Efendimiz musikîden de anlar. Hala okullarda Dede Efendiler, Itriler yerine Beethovenler, Mozartlar çalınıyor. Batı müziği beni bana anlatmıyor. Hicaz ve segah ezan okumayı Tahir Karagöz’den öğrendim, kendisinden ciddi musikî dersi aldım. Baba tarafından Celvetî Şeyhi, ana tarafından Kadirî şeyhi torunuyum ama ailede böyle şeyler konuşulmazdı. Evden öğrenmedim. Sonra başka kaynaklardan öğrenmeye çalışmaktayım hala… Musikî de insanı doğru yola ileren nimetlerden olabilir, yeter ki Allah’ın verdiği nimet gibi nefse kullanılmasın. (31:15)

Tasavvufla moda kelimesi yanyana gelir birşey değildir. Moda geçici heveslerin ismidir. Tasavvuf geçici bir heves değil, Hz. Adem’den beri devam eden bir kurumdur. Bu kurumun organize olması, taazzu etmesi, başka başka şekillerde ekolleşmesi kendisinin değişmesi demek değildir. Aslı aynıdır, zuhuru değişir. Günümüzdeki manzara aslı yasaklandığı için taklit midir, aslı mıdır belli olmayan bir takım kalabalıklardır. Teneke de parlar, altın da parlar ama tenekeyi altından, altını tenekeden ayırabilenler sarraflardır. Şu anda müellefetül kulüb dönemindeyiz yani henüz müslüman olmamış kalpleri müslümanlığa ısındırılacak bir toplum halindeyiz. Eğer iman yalnızca Allah’ın tek tanrı, Muhammed Mustafa aleyhi ekmelüttehâyâ’nın da O’nun peygamberi olduğunu ikrardan ibaret ise ben bu kadar ucuz olduğuna inanmıyorum, bu kadar ucuz değildir. (35:30)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir