Ezvac-ı Tahirat -18- Hz. Mariye

On 16 Eylül 2014

Seyir Defteri | Bölüm 273 | 23 Haziran 2013 | 50′ 31”

Biz müslümanız, sözümüzde durmalıyız. Müslüman, Allahu Zülcelal’in Kitab-ı Kerim’deki tariflerinden birine göre ahde vefakardır, emanete de riayetkardır. Akif Bey’in meşhur bir hadisesi vardır, Mehmet Akif bey ile Kandilli Rasathanesi Başkanı Fatin hoca çok iyi ahbaplardır. Akif bey Beylerbeyi’nde oturur, Fatin bey de Üsküdar Tunusbağı’nda. Birgün biryerde buluşmak üzere sözleşirler, ancak sözleşme günü İstanbul’un meşhur poyrazlı yağmurlarından biri adeta kovadan boşalırcasına yağar. Fatin hoca, “bu havada Beylerbeyi’inden Akif hoca çıkmaz” deyip yakın bir yere gider. Ancak tak kapı Mehmet Akif bey bu şiddetli yağmura rağmen Fatin beyin evine geliverir. Akif bey kendisini karşılayan kızına babası ile biryere gideceklerini ve çağırmasını rica edince Fatin beyin kızı babasının “Akif bey bu havada gelmez” diye filanca yere gittiğini söyler. Akif bey bu olay üzerine uzun süre Fatin bey ile dargın durmuştur, yakın dostları zor barıştırmışlardır. Akif bey “benim sözümü tutmayacağımı ve sana gelmeyeceğimi nasıl düşünürsün, ben münafık mıyım” diyerek tepkisini dile getirmiştir. (06:40)

Bu konuda dua etmek elbette gereklidir ancak hiç inkara gerek yok, bir irade-i cüziyemiz vardır. Burada bahsettiğimiz ahalidir, bazı zevatın irade-i cüziyesi yoktur, onların iradeleri Allahu Teala’nın iradeleri ile tevhid halindedir. Hadis-i kutside beyan edilen, bazı kullarım vardır ki onların attıkları adım benim adımım, tuttukları el benim elim, konuştuktukları bemin sözüm mealindeki sözde belirtilenler bu zevattır! Bunlar istisnalardır. Biz umumi ahaliden bahsediyoruz. Efendimiz hazretlerine benzemeye çalıştığımız miktarda adam olmaya yaklaşırız. Başkasını örnek alan muvaffak olamaz, üstelik mükellefiyetler açısından baktığımızda günaha girer. Çünkü Allah kitabında bize örnek olarak Habibi’ni verdiğini buyurmaktadır. Başkasını örnek almak bu ayeti inkardır, başkası örnek alınamaz! Tek, yegane örnek vardır, o da Rasulullah Efendimiz’dir. (09:00)

Ümmü Seleme validemizin Efendimiz’e olan tavsiyesi üzerine Efendimiz “peki hanımcım” diyere tavsiyesine uymuştur.Hanımcım dediğini nereden biliyoruz diyenler olabilir. Efendimiz’in güzel olmayan hitabı yoktur, hep mültefit ifadelerle konuşur. Hz. Ayşe validemiz iki bin küsür rivayet etmiştir. Bu rivayetlerden biri de şöyledir: “Rasulullah bizden hiçbirşey istemedi, hep sordu.” Efendimiz taleplerini soru sigasiyle iletmiştir. “Su içelim mi”, “yemeği yiyelim mi”, “sofrayı toplayalım mı” şeklinde iletmiştir taleplerini Efendimiz, su getir dememiştir. Kur’an-ı Kerim’de Allahu Zülcelal baba, oğul peygamberlerin birbirlerine olan hitabında da bu inceliği göstermiştir. Mesela Hz. Harun, Hz. Musa’ya “ey anamın oğlu” diye hitap ediyor. Bu güzel bir ifade şeklidir. Baba oğul arasındaki konuşmalarda “baba”, “oğlum” diye seslenme yoktur, “babacığım”, “oğulcuğum” diye seslenme vardır. Bunlar güzelliştirme ve inceltme ifadeleridir. Allahu Teala bu ayetler ile peygamberlerinin bu şekilde konuştuğunu göstererek bize şunu demektedir; babanıza babacığım, annenize anneciğim, çocuklarınıza yavrucuğum deyin. Bu ifadeleri kullanmak şımarıklık meydana getirmez, çocuk sevgi görmezse iyi yetişmemiş olur. Bu ifade şekli bütün peygamberlerin sünnetidir, Efendimiz’in de fiili sünnetidir. (10:40)

Hudeybiye bitince sulh zamanı oluştu diye Efendimiz özellikle sınır komşusu olan Bizans, İran ve Mısır’a mektuplar göndermiştir. Mısır aslında Bizans’ındır. Mısır’ı hep başkaları idare etmiştir. Bizans eyaleti olmasına rağmen, İskenderiye valisi aynı zamanda Mısır genel valisidir. Sudan’a kadar, Libya’nın ortalarına kadar bu topraklar tek vali tarafından yönetilmiştir. Bu Sultan Mahmut zamanında da, Kavalalı’nın isyani ile yine aynı hale gelmiştir. Efendimiz’in mektup gönderdiği Mısır valisi Mukavkis’tir. Mukavkis valinin asıl adı değildir, asıl adı Cüreyc bin Mina’dır. (13:30)

Kıpti çingene demek değildir, çingene milleti Hint asıllıdır. Kıptiler ise Mısır’ın yerli halkıdır ve Hint kökenli değildirler. Bugünkü Mısır’ın dünyadaki ismi Egypt’dır. Bu kelime Kıpt’dan gelmektedir. Kıptiler biraz patlak gözlü, patlak dudaklı ve esmer olurlar. Beyaz Araplarla karıştıktan sonra bu fiziksel özellikler elbette değişmiştir. (15:50)

Bugün Türkiye’de manasız yere kavgalar, münakaşalar, akıl karışıklıkları oluyor. Hristiyanlık akidesini tanzim eden İznik konsilinin kararına göre, dünyada üç tane apostolik, ekümenik vasfını alan kilise vardır. Bunlar Roma, Antakya ve İskenderiye’dir. Bunun dışında kalanlar ekümenik olamazlar. İstanbul patriği ne kadar uğraşırsa uğraşsın, İstanbul Patrikhanesi de ekümenik olamaz, hristiyan itikadına göre bu mümkün değildir. Protestanlığın geçmişi henüz 500 sene olsa da, onlar da İznik konsili kararlarına bağlıdırlar ancak papayı tanımazlar. (17:40)

Mukavkis, Efendimiz’den gelen mektubu getiren elçiyi büyük bir hürmetle karşılamıştır. Mektubu getiren kişi Ashab-ı Kiram’ın zarif zatlarından olan Hatıb bin Ebu Beltaa’dır. Dünyevi sosyal statusünü kaybetmek istemeyenler, doğrulara dahil olmakta gecikebilirler. Mısır genel valiliği çok önemli bir statüdür. Bizans ve Mısır halkı Hristiyanken vali müslünan olsa makamı elden gidecektir. Hala aynı şey yok mu? Mukavkis, maalesef bütün iltifatına ve mektubu benimsediği halinden belli olmasına rağmen iman izharından bulunamamıştır. Aynı zamanlarda bir diğer devlet başkanı olan Habeş Necaşisi ise müslümanlığını izhar etmiştir. (28:00)

Mukavkis, iman izharında bulunmamıştır ancak Efendimiz’e gayet saygılı, gayet hürmetkârane bir cevabî mektup yazmıştır. Mısır’ın yerli ahalisinin bir kısmı Bizanslılar tarafından köle edinilmişlerdir. Said, kuzeydoğu Mısır’da, Nil nehri ile Akabe körfezi arasındaki bir bölgedir. O bölgede Kıptî olma ihtimali çok yüksek olan ancak bazı kaynaklarda İran veya Rum asıllı olduğu da söylenen Şem’un isimli bir zat vardır. Bu zat da, kardeşi de, çocukları da, yeğenleri de köle statüsündedir. Dolayısı ile hanımlar cariye, erkekler köledir. Mukavkis, Efendimiz’e yazdığı mektup yanında hediye olarak, Şem’un isimli zatın cariye olan Mariyye ve Sirin isimli iki kızını, bir de kardeşinin oğlu Me’bur isimli hadım bir köleyi göndermiştir. Bir başka rivayette iki cariye daha olduğu söylenir, hakim olan görüş ise iki cariye ve bir kölenin gönderildiğidir. Ayrıca altın yanında çok güzel bir elbise, güzel kokular, bir merkep, bir katır ve bir kılıç göndermiştir. O merkep düldüldür, Efendimiz Hz. Ali’ye vermiştir. Efendimiz, siyah zemin üzerine gümüş işlemeli olan elbiseyi bir kere giymiş ve bu şekilde hutbeye çıkmıştır. Efendimiz’in bu güzelliğine bakıp ağlayanlar, nara atanlar, hatta bayılanlar olmuştur. (30:45)

Efendimiz’i biraz değil, hiç tanımıyoruz, “El fakri fahri” sözünü neden dediğini bir türlü anlamıyoruz. Efendimiz o kadar güzeldir ki, başgözü ile O’na bakmak mümkün değildir! O’nun için Efendimiz çok fukara gösterişli kıyafet giyerek kendini sırlamıştır. Bir kere Mukavkis’e hürmet için gönderdiği kıyafeti giyince ashab dayanamamıştır, halbuki her gün gördükleri biridir Efendimiz. O kıyafet vitrindir. İnsanın kıyafeti vitrinidir. Kendinde birşey olmayanlar giyime çok para harcarlar. “Allah beni güzel yaratmamış” denilemez, Fetih suresinde “simehum fi vücuhihim min eserüssücud” ayeti vardır, sen Allah ve Rasul’unun muhabbeti ile öyle bir güzel olursun ki, kıyafet ile güzelleşmeye ihtiyacın kalmaz. (34:00)

Efendimiz, Mukavkis’e verdiği değeri göstermek için gelen cariyelerden Mariye validemizi kendisine cariye olarak almış, kardeşi Sirin’i de şair Hasan bin Sabit’e hediye etmiştir. Elçi olarak gönderilen Hatıb bin Ebu Beltea hazretleri hediyelerle birlikte Medine’ye doğru giderken cariyeler ve köle, kafilenin namaz kıldığını görünce İslam ile ilgili sorular sorarlar. Hatıb hazretleri sorulara öyle güzel cevaplar verir ki, daha yolda Mariye validemiz, kardeşi Sirin ve amcaoğulları olan diğer köle Me’bur iman izhar ederler. (38:20)

Mısır’dan gelen hediyeler arasında, iki kız kardeşe hizmet etmesi için genç bir köle de vardır. Bir dönem iki kız kardeş ve bu köle veya amcaoğulları arasında dedikodu çıkartılmıştır. Kimse de kusura bakmasın, Ashab’ın hepsinin ayağının tozuyum ama bu hadiseler Asr-ı Saadet’te olmuştur. İfk hadisesi sonrası gelen ayeti kerime gayet sarihtir: “Böyle bir laf geldiğinde müslüman kadın ve erkeklerin bunlara kulak vermeyip, bu bir iftiradır demeleri gerekmez miydi?” Münafığın sözüne kanmak da bir başka münafıklıktır. Kavî imanlı insanlar bunlara kanmazlar, bunlar iman zaafiyetidir. Efendimiz hazretleri, Hz. Ali efendimiz’i, bu dedikoduyu araştırmakla görevlendirmiştir. Çünkü Hz. Ali’nin ciddi bir ilmî birikimi ve yüksek bir izanı, irfanı vardır. Birisi ile iki çift söz konuştuğu zaman, işin aslını hemen anlar, Allah’ın vikayesi altındadır. Bu gönül temizliği ile olur. (41:00)

İki kız kardeş ile duran amcaoğlu ve hizmetçinin ikisi de hadımdırlar. Tarihte, yakın zamana kadar hadım etme vardır. Amerikalılar’ın Afrika’dan kaçırdıkları genç çocukları hadım ettikleri neden konuşulmuyor? New York’ta Hürriyet heykelinin yanında bir ada vardır. Amerika’ya ilk gelen göçmenler ilk o adaya gelirler ve karantinaya alınırlardı, o karantinada ne rezillikler olmuştur, burada söylemeye utanırım. O yüzden kimse kimseye iftira atmasın. (43:10)

Efendimiz, bu dedikodu bitince Mariye validemiz ile nikahlanmıştır. Hukukî statü olarak validemiz o zaman cariye olduğu için nikahlanmasa da olurdu. Mariye validemiz hazretleri hicretin 8. yılının Zilhicce ayında, Nisan 630’da, İbrahim isimli yavruyu dünyaya getirmiştir. Hz. Mariye validemiz, Rasulullah Efendimiz’in yavrusunun annesi olarak o evde yaşamıştır. Kız kardeşi Sirin, Hasan bin Sabit ile nikahlanmıştır, Me’bur ve diğer köle de genel vazifelere verilmiştir. (44:00)

Hz. Mariye, Mısır, Mukavkis, Heraklius, İbrahim bin Rasulullah, cariye, köle

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir