Efendimiz ve Hz. Cebrail
Seyir Defteri | Bölüm 309 | 27 Nisan 2014 | 39′ 28”
Kur’an-ı Kerim, Allah kelamı ve kelamı kadim olarak Cebrail aleyhisselam tarafından tebliği edilen ve “Bu Kur’an’dır” dedikleridir. Sureler içindeki ayet yerleri Cebrail aleyhisselam ile Efendimiz’in müşterek kararı ile belli oluyor. (01:40)
“İkra” emri tahsil ile ilgili değildir. Efendimiz hazretlerinin ilim öğrenmek için bizim gibi okuma yazmaya ihtiyacı olmadığını öğrenmek lazım, bugün ne yazık ki okuma yazma bilmek ilmin başlangıcı sayılıyor. Aşık Veysel son dönemin en büyük şairlerinden biri, cahilden şair olmaz ama hazret birşey okumamış çünkü ama. Hafız Kani Karaca merhum, gelmiş geçmiş en yüksek musiki ses icrascısı ama okuma yazması yok çünkü ama. (03:45)
Efendimiz hazretlerinin Cebel-i Nur’da, Hira mağarasındaki beklemeleri, tefekkür uzletleri kainatı okumak içindir. (07:40)
Cebrail aleyhisselam’ın geldiği her sefer sadece vahiy getirdiği veya geldiği her seferde vahiy getirmekten başka birşey konuşmadığı, halleşmediği gibi bir durum yoktur. Hz. Hüseyin’in çocukluğunda bir gün Efendimiz ile Dıhyetül Kelbi suretinde olan Cebrail otururken Hz. Hüseyin çocuk masumluğu olduğu için Cebrail a.s’ı Dıhyetül Kelbi zannederek onun kucağına oturur, Efendimiz “Kusura bakma kardeşim, Hüseyin seni Dıhye zannetti” buyuruyor. Cebrail a.s bunun üzerine, “Ya Rasulullah, bizim Hüseyin ile tanışıklığımız eskidir, gece Fatıma uyanmasın diye ben Hüseyin’in beşiğini çok salladım” buyurmuştur. (13:00)
Hufretüs Salat’da Cebrail aleyhisselam 15 vakit veya bir rivayete göre 17 vakit Efendimiz’e namazın şeklini tarif ediyor. Keza Arafatla Kabe-i Muazzama arasında Efendimizi gezdirerek Menasiki Haccı tarif ediyor. Bunlar gösteriyor ki Cebrail aleyhisselam sadece vahiy getirmek için gelmemiştir. (15:40)
Fıkıh ilmi lazım bir ilimdir ancak ne yazık ki yapılan bazı kabahatlere kılıf giydirme ilmi halinde kullanılmıştır. Biz “Rasulullah size ne verdi ise alınız, neden kaçınmanızı tembih etti ise kaçınınız” emrinin muhatabı mıyız, evet. Kur’ani bir emirdir bu. Bu yüzden farz, vacip, sünnet, müstehab, mendup gibi ayırımlar hukuk incelikleri ile alakalıdır, bizi alakadar etmez. Bu ayırımlar fıkhi bir ayırımdır, ben sıradan müslüman olarak Efendimiz ne yaptı ise onu yaparım. Efendimiz farz namazların önünde ve sonunda namaz kılmış mı, ramazan harici oruç tutmuş mu, beş vakit dışında namaz kılmış mı, hacdan mada Umre yapmış mı? (21:45)
Bu ayrım işin müsamahasını, hoşgörüsünü belirtmek için kullanılır. Farz namazın devamını yapmazsan zincir kopar, sünneti yapmazsan zincir kopmaz. Bu daha az ehemmiyetsiz olduğunu göstermez. Muzaffer Efendim hazretlerinin bir tavsiyesi vardı “Sünnetler farz namazların eksikliğini, nafileler sünnet namazlarının eksiklerini kapatır” buyururdu. (26:10)
Namazı görev sandığımız için ilerleyemiyoruz. Dedem namazı sevdirmek için şöyle derdi bize “Hani devlet ricali geldiğinde kırmızı halı serilirya, biz namaz kılarken de Allah bize halı seriyor” derdi. Kurbanı da şöyle anlatırdı “Bu havcan sarhoş mezesi olabilirdi ama kurban oluyorum diye sevincinden elini ayağını çırpıyor” diye anlatırdı. Böyle olmadığını biliyoruz ancak çocuğa bu şekilde anlatım bir terbiyedir. (30:30)
İmamul Harameyn diyoruz Efendimiz’e, imam uyulması gereken kişi demek değil mi? İşte adına sünnet desek ne olur, farz desek ne olur, biz Efendimiz’in her yaptığını kendi miktarımızca yapmak, her yapma dediğini yapmamak durumundayız. Din kurumunun bir kanadı mükellefiyettir, öteki kanadı muhabbettir. Allah Efendimiz’i iyi tanıyıp, adam olmak için O’ndan örnek alabilmeyi nasip eylesin. (34:50)
vahiy, Kur’an-ı Kerim, Cebrail a.s, ayet, ikra, hafıza, okuma yazma, Mekke site devleti, rüyayı sadıka, rüya, Hz. Hüseyin, hac, umre, farz, sünnet, müstehap






