Musikî tasavvufda en önemli vasıtalardan biridir

On 19 Şubat 2015

Gönül Makamı – Sipihr | TRT | 41′ 46”

Sipihr kişinin şahsi ufku, ufuk genişlemesi, mertebe kateddikçe ufuk genişliyor, onu da ifade eden bir kelimedir. Bildiğimiz maddi gökyüzü değildir. Asıl gökler insanın gönlünde olandır. (06:40)

Gönlün hallerine izah mümkün değildir, ancak benzetmeler ve sembolizma anlatımı ile biraz temas edilebilir. Sihir yasak olmasına rağmen vardır, daha doğrusu var olduğu için yasak edilmiştir. Bir takım kuvvetlerden, ilimden istifade ile bir takım haller değiştirilir, ama gönül halâtı sihir haletine benzemez. Biz ne yazık ki, gönlü bir takım maddi izahlarla ortaya koymaya çalışırken gönlü indirgiyoruz. Özellikle Tanzimat döneminden bu tarafa rasyonalizm, akılcılık öne geçmiştir. O kavramlar Batı dillerinden bize aktarılmıştır. Batı dillerinde iki kelime yoktur, biri aşk, biri gönül… Gönlü tarif etmeye kalkarlar, sprituel heart diye, bu tariftir… Aynen iptidai dillerde bazı objelerin tek kelime ile karşılığının olmayıp tarif edilmesi gibi. Bir lisanda ne kadar çok “şey” tek kelime ile ifade edilirse, o lisan o kadar zengin demektir. İşte Farça’daki “dil”, Türkçe’deki “gönül” kelimesinin Batı’da tek kelime ile karşılığı yoktur. Keza aşkın da yoktur. Kediye de love, yengeme de love, enişteme de love… Olmaz öyle şey. Şey, eşyanın tekili olması nedeni ile önemli bir kelimedir. Eşya yani şeyler, her “şeydir”. Musikî de bir şeydir. (07:25)

Tasavvufda musikî, tasavvufun ana gayesi olan tezkiyeyi nefs ve tasfiyeyi kalb’de en önemli vasıtalardan biridir. Elbette vasıta din sahibi değildir. Din gibi yüce bir kurum Hz. İnsan’a mahsustur. Eşyanın dini olmaz. Bütün ilimler vesile ilimlerdir. Hakikatte tek ilim vardır, ona İlmullah denir. Fen olsun, öteki ilimler olsun, Allah’ı bilmeye yaramıyorsa “Ha bir kuru emektir”, Yunusumuzun tabiri ile… Öyleyse Hakk’ı bilmek konusunda her alet bize yardımcı olur. Musikînin esası sestir, sesin kaynağı harekettir. Vücudumuzdaki her atom etrafında elektronlar dönüyor mu, bu hareket durduğu anda kıyamet kopar mı? Demek ki hareket var, hareket varsa ses de vardır, biz duymasak bile. Sesin ahenksizine gürültü, ahenklisine musikî derler. Demek ki ahenk önemli. Sadanın ahenki seslerin birbirine olan oranı ki zaten orandan ibarettir. Ölçü başka bir şeydir, oran başka bir şeydir. Sinan’a bakalım, Selimiye gibi cesîm bir mabed, Üsküdar’da Kuşkonmaz Camii veya Şemsi Paşa Camii gibi bir biblo… Birinde bakınca şapka düşen bir minare, ötekinde başını kaldırmanıza gerek bile kalmadan görebileceğiniz bir minare… Musikîde de sadaların oranı önemlidir. Malum, nazariyattaki gayri musavi seslerden oluşan melodi ailesi namütenahidir, birbirine eşit aralıklardan oluşan ses aralıklarındaki musikî cümleleri ailesi namütenahi değildir. O zaman doğru bir ifade ile çok sesliliğin zenginlik, tek sesliliğin fakirlik alameti olmadığı, Batı musikîsinin teknik olarak melodi furakası olduğu için armoniye ihtiyacı olduğunu kabul etmemiz lazımdır. (10:45)

İşitmek eğer uymaya, itaat etmeye intikal etmezse kuru kulak kalabalığından ibarettir. Çünkü duymak, uymak demektir. Kur’anî bir ifade ile “semi’na ve ata’na”dir. İtaat edenler… Tabi oradaki itaat edenler çok enteresandır, “Kim Resûl’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur”. Bu bir formüldür, oradaki itaat kelimesinin yerine istediğimiz kelimeyi koyalım formül bozulmaz. Kim Resûl’e isyan ederse, Allah’a isyan etmiş olur gibi… Dolayısı ile işitmek çok önemlidir. Güfteyi işittik, o güftenin teşhiri için elbise giydirilip vitrine konmuş musikîsini işittik ki musikînin bizatihi ifade vasıtası olmaktan mâdâ, özellikle bizim musikîmizin söze giydirilmesi esası musikînin ahenginden istifade ile sözü dinletmektir. O söze de alışılmış hali ile güfte denmez. Büyüklerin sözlerine nutku şerif denir, çünkü onlar nâtıkdırlar. O zaman işitme itaat etmenin vesilesi haline gelir. Onun için kulak yol göstericidir. Onun için Hz. Mevlâna asırlardır insanları irşad eden kitabına “Bişnev” yani dinle diye başlıyor. Buradaki dinlemek işit ve uy demektir. İkra yani “kainatı oku” emri evvela dinlemekle olur. İnsanın en çok dinlediği şey farkında olsun veya olmasın musikîdir. Her musikî “Elestü bi-Rabbiküm”ü hatırlatır, çünkü en büyük ahenk Hitab-ı İzzet’dir. O Hitab-ı İzzet’i çağrıştırdığı için musikîden zevk almayan mahluk yoktur. (20:00)

Ağyar, yar haline getirildi miydi, çekecek birşey kalmaz, sürecek safa kalır. Hayvanat da musikîden anlar. Türkçe’de maval okuma, Araplarda mavel okuma vardır. Çobanlar kaval çalar, düdük çalar, Araplar lisanla, insan sadası ile deve havası okurlar, o havaya mavel denir. Anlamasa okur mu? Ayrıca Hollanda bu işlerin laboratuvar çalışmalarının çok yapıldığı bir yerdir, ineklerin süt kalitesinin müzik dinletilen ve dinletilmeyenlerde farklı olduğu, çiçeklerin müzik dinlemelerine göre renk ve koku kalitelerinin farklı olduğu tespit edilmiştir. Cansız birşey yoktur, herşey canlıdır. Herşey Allah’ı zikreder. Madenciler, taşçılar bunu bilirler. Mesela taş çıkarmada özellikle mermer, granit gibi madenlerde patlatmak yerine kesilirse daha güzel desenler, daha sağlam, işe yarar şeyler elde edilir. Dolayısı ile musikîden anlamayan mahluk yoktur. Bu ahenktir. Tasavvufun en önemli aletlerinden biri musikîdir. Tasavvufî şahsiyetlere baktığımızda hepsinin musikî ile meşgul olduğunu görüyoruz. Nakşibendiyye’de hiç musikî ile meşgul olunmadığı zannedilir. Zannediyorlar ki Nakşibendiyye zamanımızdaki Mevlâna Halidî Bağdadî Efendimizden gelen koldan ibarettir. Nakşibendiyye’nin seksen tane kolu var. Molla Nureddin-i Camî yani Molla Camî dediğimiz Zât-ı Şerif’in musikî üzerine risalesi vardır, Tarik-i Nakşibendiyye’de Pîr-i Sanîdir…   (30:05)

Zeki Arif Ataergin medar-ı maişet olarak noterlik yapmış, parasını noterlikten kazanmış, ama sanatından para kazanmaya tevessül ve tenezzül buyurmamış, aynı zamanda çok önemli bir tasavvufî şahsiyettir. Halvetî Şabanî Nasuhî halifesidir. Üsküdar’daki Hz. Nasuhî asitanesinin şeyhi Kerâmettin Efendi hazretleri’nin hulefasındandır hazret…  (34:30)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir