Efendimiz’i tanımak farz-ı ayndır

On 11 Nisan 2015

Seyir Defteri | Bölüm 9|  6 Mart 2008 | 56′ 24”

Allah insanlara taşıyamayacağı yükü yüklememiştir. Ayetle sabit olduğu için Efendimiz’i örnek almak her müslüman için farzı ayndır. Zorluk mevzubahis değildir. Bütün mükellefiyetler takâtimizin dahilindedir. Allah kullarına zorluk emretmemiştir. Zorluk müslümanların tembelliğinden, beceriksizliğinden, iman zaafiyetinden kaynaklanmaktadır. Efendimiz’in örnek alınacak hususları hayatının tamamındadır, bir kere şu 40 yaş meselesini bitirmek lazımdır. Lisani olarak “kırk yaşında peygamber oldu” sözü terbiye hudutları dışındadır, hakikat hudutlarının da dışındadır çünkü sonradan peygamber olunmaz. Görevin fiilen başlaması sonradan vahiyle olur. (03:00)

Efendimiz’i örnek almak için önce O’nu tanımak lazımdır. Biyografik bilgiler O’nu tanımak değildir. Efendimiz’in zuhur ettiği dönemin sosyal ortamı, o ortama tesir eden sebepler nelerdir, oradan başlamak lazımdır. Bulunduğu ortam, ailesi, çocukluk ve gençliği, izdivacı, o sıralarda geçirdiği zamanlar ve yaptığı işler bilinecek… Efendimiz Aleyhisselâm’ın çocukluğundan itibaren yaşadığı her hadise kendisine daha sonra inzal olunacak olan hiçbir ayete muhalif olmamıştır. (07:30)

Efendimiz’i tanımadığımız müddetçe O’nu örnek almamız mümkün değildir. Fatıma validemizin ismi şerifinin Fatıma olmasının hikmetini bilmek için Efendimiz’in babaannesinin isminin de Fatıma olduğunu biliyor muyuz? Efendimiz’in yanında büyüdüğü amcasının hanımı da Fatıma binti Esed’dir. Bu isimler önemlidir. Muhammed, Hasan, Hüseyin isimleri o isimleri taşıyan Efendimiz ve torunlarından önce hiç kimseye verilmemiştir. Hz. Adem’den itibaren Efendimiz’e kadar baba-baba-baba silsilesinde olan zevatı kiramın hiçbirisi puta tapmamıştır, asla müşrik değillerdir. Abdülmuttalib hazretlerinin Ebrehe’ye verdiği cevabı niye bilmiyoruz: “Kabe’nin sahibi Allah, develerin sahibi benim…” Efendimiz’in düyaya teşriflerinin sabahında Ebu Leheb’in cariyesi gelip müjdeyi ilettiğinde Hz. Abdulmuttalib ayağa kalkıp, Kabe’ye doğru dönüp “Bu Kabe’nin sahibi Rabbülbeyte hamdü sena olsun” diye uzun hamdüsenadan sonra “adını Muhammed koydum” demesi üzerine ne güzel isim nereden buldun bu ismi diyenlere “Semadan gelen bir sadâ ile Rabbimden öğrendim” dediğini kimse bilmiyor!  (18:30)

Resûlullah Efendimiz’in hayatının ve numune alınmasının gerektiğinin bilinmesi mecburiyettir. “Benim Habibim’in hayatında sizin için alınacak örnekler vardır” diyor Hz. Allah. Eğer Allah Habibimde size örnekler vardır diyorsa burada Habibimi tanıyın emri vardır. Dolayısı ile Resûlullah Efendimiz’i tanımak farzdır. Dünyanın pekçok yerinde Efendimizle ilgili konularla meşgul olan birçok kişi ile tanışma nimetine erdirildim, Efendimiz’i tanıyıp da sevmeyen, azametini, heybetini, sevgisini anlamayan, yaşamayan kimseye rastlamadım. (22:40)

Efendimiz’i tanımak için sarfettiğin her gayret ibadettir, bu gayret karşılığında bir nur halkolur. Şeytanın ve cinnin yaratılış hammaddesi ateştir, ateşten kasıt enerjidir. Topraktan kasıt yoğunluktur. Cin latiftir, kesafeti yoktur, gölgesi olmaz. Gölge demişken söylemeden geçmeyelim. Meşhur bestekar Buhurizade Itri bir şiirinde şöyle der:

“Öyle bir nursun ki, gölgen bile yere düşmez Ya Resûlullah”

Bu sevgidir, sevgiden anlamayanlar bu lafı tenkit edemezler. Efendimiz’in gölgesinin bile yere düşmesine razı değiliz! Süleyman Çelebimize bir bakın:

“Hem heva üzre döşendi bir döşek”

Biz Resûlullah Efendimiz’in yer döşeğinde, karyolada bile doğmasına razı değiliz. Leylaya Mecnun gözü ile bakmak lazımdır. (28:00)

Yanlış sualin doğru cevabı olmaz. Peygamberlerin mucize ile destekleniyor olması demek kişilerin de mucize ile desteklenmesini gerektirmez. Cenab-ı Allah dünyayı sebepler ve neticeler kaidesine göre yaratmıştır. Ateş yakar, bıçak keser… Peki Nemrut’un ateşi Hz İbrahim’i neden yakmadı, tufanın suyu Hz Nuh’u niye boğmadı? Çünkü Cenab-ı Hak koyduğu kaideleri orada kaldırmıştır. Ateşe yakmama, suya boğmama emri vermiştir. Mucize ve keramet sebep netice ilişkisi olmaksızın bir takım neticelerin ortaya çıkmasıdır. Biz normal fizik kaideleri içerisinde Allah’a kul, Habibine ümmet olma peşinde koşacağımıza niye fizik kaidelerinin haricinde Efendimiz’in mucizelerine özeniyoruz. Bu suali soranların hepsi benlik sahibidir. Niçin Efendimiz’in bir cenaze geçerken ayağa kalkmasını, cenazenin bir Yahudi cenazesi olduğu söylendiğinde “Olsun, ben-i ademdir” demesini değil de ayı ikiye bölmesini örnek alıyorsun? Efendimiz’in zahirini tanıdık mı ki batınını tanımaya çalışıyoruz? (34:00)

Fatih türbedarı Amiş Efendi hazretlerinin bir sözü vardır: “Tasavvufi kitapların kısmi küllisi yazanların manevi yolculukları sırasında yazılmıştır, tasavvufun aslını ve kendini değil yazan zatın yolculuk sırasındaki bulunduğu durağı anlatır. Bazıları ise gidip geldikten sonra yazılmıştır, Mesnevi-i Şerif gibi, onu okuyabilirsiniz”. Bunun gibi ilim sahasında da rüus kesbetmiş zevatın evvel yazdıkları ile sonra yazdıkları arasında fark vardır. Ehli olan bunları bilir. Mesela Eşrefzade Rumi’nin Müzekkin Nüfus’unu okursan yan battın kabahat, çamura battın kabahattir. Mollalık zamanında yazmıştır. Sonradan

“Benim Ol Daimûl Bakî,

Göründüm Sureti İnsan.”

diyecek hale gelmiştir. O da son durak değildir. Çünkü son durak damlanın denize kavuşması gibidir, bilen söylemez, söyleyen bilmez. (45:00)

Bu kadar çok niyetten konuşacağımıza biraz da ehliyetten konuşalım. Ayağından dikeni çıkaran avcıya bal ikram eden ayının hikayesi gibidir. Avcı istirahat ederken yüzüne bir sinek konuyor, ayı sineğin dostunu rahatsız ettiğini düşünerek onu öldüreyim diyor, ayılığı ile koca kayayı avcının yüzüne atıyor. Ayı iyi niyetli ama ehil değil. Hüsnü niyet esastır, marifet değildir. İyi niyet kabahatın bahanesi olmamalıdır. Mucizata rasyonel elbise giydirmek çabası yanlış değildir, yanlışlık şurada başlar, bir kul olarak şu mucizeyi rasyonel olarak izah ettim, bu budur dedi mi biter!.. (49:00)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir