Efendimiz’in Medine Hayatı

On 3 Haziran 2016

Seyir Defteri | Bölüm 16 | 24 Nisan 2008 | 54′ 15”

Mekkî ayetler daha ziyade itikada aittirler. Davranış biçimi ve sosyal ilişkilerle pek ilgili değildirler. Bu nevi ayetler Medine’de inzal olmaya başlamıştır. Medine’de artık İslâm, bizzat Allahu zü’l Celâl tarafından, düşünce bazından fiil bazına intikal ettirilmiştir.

İnsan hayatında pek çok davranış biçimi vardır, evlenmek, üremek, miras, arazi, yemek içmek, ticaret… Medine’de bunlar hakkında ahkâm gelmeye başlamıştır. (05:30)

Namaz ayetleri Mekke’de inzal olmaya başlamıştır. Efendimiz Kuba’ya geldiği zaman ilk yaptığı iş mescid yaptırmak olmuştur. Medine’ye ilk geldiğinde de ilk işi arsa alıp mescid inşaatına başlamak olmuştur.

Efendimiz’in çok bilinmeyen bir sözü vardır: “Ya Rabbi, Mekke’yi ecdadım İbrahim için muhterem kıldığın gibi Medine’yi de benim için muhterem kıl.” Medine Resûlullah Efendimiz’in haremidir. Efendimiz duasında şöyle buyurmuştur: “Ya Rabbi, Mekke’yi çok seviyorum ama emrettin, Senin de sevdiğin bir yere beni gönder.” Dolayısı ile Medine Allahü zü’l Celâl’in de sevdiği bir yerdir. Medine demek şehir demektir, aslında şehre Medine-i Münevvere ya da Medine-i Tahire gibi tam söylemek lazımdır. Efendimiz mutlaka Yesrib denmemesini buyurmuştur. (07:00)

Medine’deki müşrik sayısı yahudilere göre hayli azdı, daha ziyade yahudiler vardı. Bunlarla bir arada yaşamak için Medine Senedi hazırlanmıştır. Bu anlaşma bir müslüman toplumu ile bir gayrimüslim toplumun “bir arada nasıl yaşar”ın kurallarını gösterir. Bu anlaşma hürriyetler açısından çok önemlidir.

Biz müslümanlar din hürriyetini Allah’ın emrinden, Efendimiz’in tatbikatından alırız. Bizim dinimizden olmayanlara da aynı hürriyeti Allah ve Resûlünün emri gereği tanırız. Bunun en tipik örneği Medine Senedidir, hemen yanıbaşında da Hz. Ömer’in Kudüs’deki tatbikatıdır. Bizim adam olmamız ithal malı fikirlerle değil öz fikirlerimizle olur. Tercüme kanunlarla, kul yapısı yasalarla değil, Hz. Peygamber’in yolu ile olur.

Hz. Ömer Kudüs’de hangi kiliseyi, sinagogu yaktı tıktı? Bunlar bilinmeden bugünün bir takım yanlışlıklarının ezikliği altında bir takım kaideler üretmeye çalışıyoruz, vah bize, eyvah bize.

Kudüs’deki en adaletli dönem 401 sene Osmanlı Devleti zamanındadır. O zamanlar özellikle hristiyanlar arasında mezhep kavgalarının çok olduğu zamanlardır.

Allah’ın ayetleri her an her zaman her kişi ve toplum için geçerlidir. Nimete şükrederseniz artırırım, küfran-ı nimet ederseniz elinizden alırım buyurmuştur. Bu hüküm bütün insanlar içindir. Osmanlı dönemindeki adil Türk idaresine küfran-ı nimette bulunan Kudüslü hristiyanlar, museviler ve Arap milliyetçileri hala çekiyorlar, Allah o nimeti ellerinden almıştır. (15:15)

Medine Senedini yahudiler bozmuştur. Yahudiler kendi aralarındaki anlaşmazlıkların bazılarında Efendimiz’e müracaat etmişlerdir. Hatta Efendimiz bir keresinde , şeriât-ı İslâmiyye üzerine mi yoksa yahudilik şeriatine göre mi hüküm vereyim diye sormuş, yahudi şeriatına göre hüküm istenince ona göre hüküm vermiştir. Müslümanlığa göre hüküm isteseydiniz şöyle şöyle hüküm verirdim diye de eklemiştir. Çünkü müslüman şeriatinde anlaşmazlıkların çözüm yolunun birincisi sulhtür. İki kelimeden ibaret çok büyük bir ayet vardır: Sulh hayırdır (veya hayır sulhtedir.)

Medine yahudileri Hayber yahudileri ile müslümanlar aleyhine bir takım ittifaklar yapınca ve bu ortaya çıkınca Efendimiz yahudilerin sözlerine riayet etmedikleri için şehirden çıkmalarını söylemiştir. Ondan sonra Medine boşaltılmıştır.

Efendimiz yahudi bir cenaze geçerken ayağa kalkmıştır. Ashab bu yahudidir deyince “Evet yahudidir ama ben-i âdemdir” demiştir.

Efendimiz, devamlı gördüğü bir çocuğu sokakta göremeyince arkadaşlarına o çocuğu sorar, arkadaşları hasta olduğunu söyleyince kendisini o çocuğun evine götürmelerini söyler. Çocuklar o çocuğun yahudi olduğunu söyleyince Efendimiz hastaymış, gönlünü alırız demiştir. Efendimiz’in bakış açısı budur. (20:50)

Resûlü Kibriya Efendimiz’in gazvelerinin hiçbirisi tecavüzî değildir, savunma amaçlıdır. Harplerin cereyan ediş tarzlarına bakalım, Hendek ve Uhud’da ayağımıza geldiler, şehrimizi alacaklar. Bedir; bizi ezmek için para kazanmak üzere büyük bir ticari faaliyet yapılıyor, o zamanın ticari faaliyeti kervan… Allah muhafaza bir düşman devlet uçaklarla trenlerle bize karşı kullanacağı silah götürüyorsa buna seyirci mi kalacağız? Elbette ellerine ulaşmasına mani olacağız, Bedir böyle bir meseledir. Müslümanlara ve Efendimiz’e bir iftira ediliyor, kılıç zoru ile müslüman ediliyor diye. Bu her şeyden önce tarih ilmi açısından yalandır.

Medine senedini yahudilerin bozduğu gibi Hudeybiye anlaşmasını da müşrikler bozmuştur.  (29:45)

Uhud, Bedir’den sonra çok parlak bir netice değil gibi gösteriliyor, yanlıştır. Biz Uhud’da galip geldik. Uhud zaten bizim şehrimizin mahallesi. O mahalleye 400 km uzaktan Mekkeli müşrikler geldi. Şehri alamadılar, cehennem olup geri gittiler, kim galip? Elbette Hz. Hamza Efendimiz’in şehadeti çok büyük bir kayıptır. Bizim için kayıptır ancak Hz. Hamza için kayıp değildir.

Medine döneminde mektuplar çok önemlidir. Dini mübin-i Ahmediyye’ye davet için, insanları hakikate çekmek için her türlü yol kullanılacağının bir fiili örneğidir. Mektup gönderilir, halife gönderilir, tebliğci gönderilir, yeter ki insanlara doğruyu tebliğ etmenin yolları bulunsun. (39:15)

Efendimiz’in haccı meselesi çok önemlidir. Efendimiz’in haccı veda haccı değildir, başka haccı mı var? O haccın ismi haccetü’l vedadır. Efendimiz hacc ettiği için hicretin 11. senesine haccü’l veda senesi denmiştir. Efendimiz bir kere haccetmiştir.

Efendimiz hacca gitmeden 1 sene önceki hacda Hz. Ebubekir’i hacc emiri tayin etmiştir, müslümanlar Hz. Ebubekir’in başkanlığında haccetmişlerdir. O sırada gelen hacc ile ilgili ayetleri Hz. Ali, Hz. Ebubekir’e iletmiştir. Efendimiz’in kendi haccı sırasında da hac ile ilgili ayetler gelmiştir. (41:35)

Efendimiz’in haccında irad ettiği hutbe insanlık kaidelerinin mecmuasıdır. Her satırı beşeri, toplumsal, kişisel münasebeti ihya eder. Bu hutbe Efendimiz’in deve üzerine Cebel-i Rahme’nin güney batı köşesinde yaptığı bir hutbedir.

Bugün hala vazgeçmediğimiz iki büyük kusuru o hutbede Efendimiz hakaretamiz bir şekilde ifade buyurmuş, ayağımın altındadır demiştir, biri faiz biri kan davasıdır.

Faiz ne demektir, adı faiz olup faiz olmayan, adı faiz olmayıp faiz olan şeyler vardır. Müslümanlar dikkat etsinler. (46:20)

2 Responses to “Efendimiz’in Medine Hayatı”

  • Ama Sen den ayrı düşen yürek değil beden oldu…Ama Senden ayrı gezen yürek değil beden oldu…Canım Efendim…! Her ayrılık şarkısı Medine’den acı içinde ayrılmamıza ithafen yüreğimize kor gibi düşmekte Ya HabibAllah bizlerde seni Sahabe Sevban gibi seviyor özlüyoruz…Hocamızın bir sözü vardır ” Yakında ki uzaklardan olmaktansa… Uzaktaki yakınlardan olmak daha iyidir….” diye Rabbim Yakınlarda ki En yakınlardan olmayı nasip etsin cümlemize keremiyle …lütfuyla , ihsanıyla müesser eyleye…

  • Yarab Bizi Kendine ve Sevdiğine yakın eyle…!
    (Hz. Hatice R.A )
    Bizde Sana yelverıyoruz Rabbim her nerede olursak olalım Ama gönlümüzde Onunla olalım …Ayineyi kalbimizde seyredelim onu Veysel Karani Hazretleri gibi görmeden o muhabbette pişelim ,hamlıktan çiğlikten düşelim…Hay olanla dirilip aklımızı ve kalbimizi birleştirip GÖNÜL elde edelim ki,bizi aşağılara götüren , nefsimiz aradan çıksın özgür olalım HÜR olalım…Efendim..ALLAH razı olsun Hürmetle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir