Ezvac-ı Tahirat -23- Hz. Meymûne

On 17 Ekim 2014

Seyir Defteri | Bölüm 278 | 27 Temmuz 2013 | 45′ 59”

Rasulûllah Efendimiz hazretleri bize birçok terbiyeler vermiştir. Bunlardan bir tanesi de benlikle ilgili terbiyedir. Tasavvuf kurumu ve bu kurumun çeşitli ekolleri olan tarikatler, özellikle bu konu ile meşgul olmuşlardır. Bu kurumların herhangi bir sistemi, usûlü, kaidesi, adeti, örfü, teknik tabiri ile hurdası bir ayete ve bir fiil-i Peygamberîye dayanmıyorsa batıldır. (03:15)

Efendimiz’in Benî Mustalik gazvesinde nikahladığı hanımının asıl ismi Berre idi. Berre saliha hanım, temiz, dürüst, cömert, itaatkar gibi anlamlara gelir. Efendimiz, Berre’nin kendini çok öven bir isim olduğunu söyleyip validemize sevimli, miniminnacık gibi bir manası olan Cevriye veya Cüveyriye ismini vermiştir. Asıl adı Berre olan diğer bir validemiz daha vardır. O da Meymûne binti Hâris hazretleridir. Efendimiz O’nun da adını değiştirip Meymûne yapmıştır. (05:10)

Meymûne validemiz Rasulûllah Efendimiz’den yakşalık ondokuz yaş kadar gençtir. Benî Hilal kabilesine mensub olan validemizin annesi Hind binti Afv, babası Hâris bin Hazen’dir. Meymûne validemizin ilginç bir akrabalık ilişkisi vardır. Hz. Abbas’ın zevcesi olan, Rasulûllah Efendimiz hazretlerini son rahatsızlığı zamanında koluna girip mescide götürecek kadar aslan gibi olan yengesi Ümmü’l Fadl hazretleri Meymûne validemizin kız kardeşidir. Yani Efendimiz ile Hz. Abbas arasında amcalıktan madâ bacanaklık bağlantısı da vardır. Hz. Hamza’nın refikası Selma binti Ümeys de Meymûne validemizin anne bir kardeşidir. Efendimiz, Hz. Hamza ile hem amca-yeğen, hem bacanak, hem de süt kardeştirler. Hâlid bin Velid’in annesi olan Lübabe binti Hâris es-Suğra ve Cafer bin Ebû Tâlib’in zevcesi Esma binti Ümeys de Meymûne validemizin kız kardeşleridir. Meymûne validemizin bir diğer kız kardeşi de, validelerimizden olan ve Efendimiz ile evliliklerinden kısa süre sonra ahirete göçen Zeyneb binti Huzeyme hazretleridir. (06:15)

Ümmü’l Fadl hazretleri Efendimiz’in adeta anne olarak gördüğü bir yengesidir. Meymûne validemiz dul kalınca kız kardeşi Ümmü’l Fadl hazretlerine Efendimiz ile evlenmek istediğini iletir. Meymûne validelerimizin enişterleri olan Hz. Abbas ve Hz. Cafer de Efendimize Meymûne validemizin iyi bir hanım olduğunu, onunla evlenmesini tavsiye ederler. Efendimiz bu tavsiyeye olmaz demez. Umret-ül Kaza, yani daha önce yapılamayan Umre yapılırken Hz. Abbas Mekke’dedir. Efendimiz, Meymûne validemizin velisi durumunda olan amcası Hz. Abbas’a bu konuda aracılık yapmasını söyler. (10:20)

Efendimiz’in Meymûne validemizle olan evliliği sonrasında hayatı çok uzun sürmemiştir ama bu evlilik son evliliğidir. Bunun da bir hikmeti vardır. Mekke’nin fethi gibi önemli hadiselerden dolayı evlenmedi denebilir ancak Hayber de çok önemli bir fetihtir ve Efendimiz’in orada evlenmiştir. Dolayısı ile sebep bu değildir, buradaki incelik adak ve hibe meselesi ile ilgilidir. (14:00)

Efendimiz ile evlendikten kısa süre sonra ahirete göçen Zeyneb binti Huzeyme validemiz Amr ibni Sa’sa kabilesindendir. Amr ibni Sa’sa kabilesi büyük, güçlü ve önemli bir kabiledir. Efendimiz’in bu kabileye gönderdiği tebliğci grup haince pusuya düşürülmüş ve kılıçtan geçirilmiştir. Bu olaydan dolayı bu kabile ve müslümanların arası fena halde açılmıştır. Efendimiz, bu güçlü ve büyük kabile ile olan düşmanlığın düzelmesine bir fırsat aramış ve Zeynep binti Huzeyme validemiz ile bu nedenle evlenmiştir. (15:00)

Efendimiz, Meymûne validemiz ile Mekke’de Umre yaparken nikahlanmak istemiştir ancak müşrikler terbiyesizlik yapıp Mekke’de geçirdikleri sürenin yeterli olduğunu, artık gitmeleri gerektiğini söyleyince bugün Serif adındaki bir mevkide nikah yapılmıştır. Bu yer önemlidir çünkü validemiz daha sonra orada vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Umre ihramlı bir yolculuktur ve bu nikah müslümanlar ihramlı iken kıyılmıştır. İhramlı iken zifaf olmaz ancak bu nikahtan anlıyoruz ki ihramlı iken nikah kıyılabilir. (17:10)

Bu evlilikten sonra, daha önce Zeyneb validemiz ile olan evlilikte eyvallah demeyen, sulhe yanaşmayan kabile mensupları, kabile idarecilerinin böyle bir hükmü olmamasına rağmen gruplar halinde Medine’ye gelip Efendimiz’e biat etmişlerdir. Sonunda kabile de bu tavrı benimsemiştir. Bütün İslâm düşmanları, İslâm’ı tanımadıkları için düşmandırlar. Bir bilseler öyle bir koşarlar ki İslâm’a… (18:35)

Meymûne validemiz, Efendimiz’in ahirete göçmesinden yaklaşık kırk sene sonra 671 yılında vefat etmiştir. Cenazesi Serif denilen mevkide defnedilmiştir. Cenaze namazını yeğeni Abdullah ibni Abbas efendimiz kıldırmıştır. Abdullah ibni Abbas’ın Efendimiz tarafından yetiştirilmesinde Meymûne validemizin çok büyük dahli vardır, çünkü validemiz İbni Abbas’ın öz teyzesidir ve tesettür icab etmez. İbni Abbas hazretleri Efendimiz’in gece ibadetini bizzat gözü ile müşahede etmek için teyzesi Meymûne validemizin hücresinde yatmıştır. Efendimiz’in ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı rivayeti İbni Abbas’tandır. (19:55)

Validemiz Hz. Ayşe’nin övdüğü hanımlardandır. Hz. Ayşe’nin tüm validelerimiz hakkında siyatişkâr sözleri vardır. Hz. Ayşe validemiz kararlarında objektif olmuştur, karar verirken subjektif kadınlığını kullanmamıştır, davranışlarında ise bu olmuştur ve kocasına naz yapmıştır ancak bu kimseyi alakadar etmez. Asrı saadette fetva vermeye yetkili olan yedi fakihden biri olan Ayşe annemiz şöyle buyurmuştur: “Meymûne kardeşimiz, bizim içimizde en muttakîmizdi. Akrabalık bağını da en çok gözetendi.” (20:35)

Meymûne validemizin Efendimiz ile nikahlandığı yerde vefat etmesi beni çok duygulandırır. Nikahı ile vefatı arasında kırk sene vardır. Validemizin kabri halen oradadır. Validemizin ismi şerifi ile anılan bir tarikat vardır.Tasavvuf ekollerinden Medyeniyye tarikatı Ebu Medyen El-Mağribî hazretlerinin kurumsallaştırdığı, özellikle Endülüs’te ve Kuzey Afrika’da çok yaygın ve etkin olan bir tarikattır. Allah derecatını âli etsin, Muzaffer Efendim, “Şark’ta Hazret-i Abdülkadir neyse, garbda da Ebu Medyen odur” derdi. Hazretin, Ali bin Meymûn El-Mağribî isminde ileri gelen bir şeyhi vardır. O da Medyeniyye dahilinde bir içtihad yapmıştır, ona da Meymuniyye denmiştir. (27:00)

Bütün müslüman toplumu olarak Efendimiz’in hayatını en ufak zerresine kadar bilen zevat-ı kiram var, onların sayesinde belki de başımıza taş yağmıyor ancak toplum olarak bilmiyoruz. Rasulûllah Efendimiz’i tanımadığımız için O’ndan örneklenemiyoruz. Efendimiz’in hareketlerinin altına kopya kağıdı koyup aynısını yapmayı sünnet zannediyoruz. Sünnetleri yalnızca ibadet ritüellerine sıkıştırıyoruz. Beşerî münasebetlerimizde, sosyal münasebetlerimizde Sünnet-i Peygamberî’den eser yok. Allah’ın emirleri yerine kendi kullandığımız kaideleri kaim etmişiz. Din kardeşliği konusunu yanlış anlıyoruz. Bütün bunları öğrenebilmek için Kur’an-ı Kerim okumak, ilmihal okumak, tefsir okumak, hadis okumak lazım değildir diyorum, Evvela siyer okunacak! Kur’an-ı Kerim’i okuduğun zaman kronolojik iniş sırasına göre değil, Efendimiz aleyhissalatu vesselam’ın işaret buyurduğu yere yazılan hali ile okuyorsun. (31:35)

Kur’an-ı Kerim herşeyden önce Efendimiz’in mübarek ağzından çıkan sözdür, Allah O’na “öyle de” dediği için demiştir. Allah, O’ndan geçerek bize gelmiştir, biz de O’ndan geçerek Allah’a gidebiliriz. Bunun için Efendimiz’i çok iyi tanımak lazımdır. Efendimiz’in günlük hayatında nasıl davrandığını öğrenemezsek etraftaki davranışlarını hiç öğrenemeyiz. (33:30)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir