Akılla kul olunmaz, Gönülle kul olunur

On 22 Nisan 2015

Şarkılar Seni Söyler – 1. Bölüm | 11 Nisan 2015 | TRT MÜZİK | 72′ 25”

İnsanı diğer mahlukattan ayıran husus bazılarının zanettiği gibi akıl değildir, gönüldür. Bazı hassas hayvanlarda bile gönlün devreye girmesi vardır, özellikle at gibi, köpek gibi insana yakın hayvanlarda… Ama insanı insan yapan akıl değildir, akıl sadece kişinin menfaatini gösterir. Odun yanarsa kül olur, adam yanarsa kul olur. Akılla kul olunmaz. Gönülle kul olunur. Kul olunacak olan gerçek sahip bulunduğunda hakiki hürriyete kavuşulur. Yoksa nefis esareti altında mahkum kalırız. (03:50)

İzah bakımından bazı hususlar anlatılırken parçaya bölünebilir. Bunlar asli bir ayırım değildir, izah babındadır. Herkes birbirinin eline baksa elinin üstü görülür. Ama tuttuğunu elinin içi ile tutarsın, sevdiğini elinin içi ile seversin. Her işi batın yapar, zahir görünür. Ama el deyince akla üstü mü geliyor, avuç mu geliyor. Tersi ile avucu ayırmak mümkün mü, ayırdığın zaman bu el olmaktan çıkar. İşte zahir ve batın ayrılmaz, ayıran elsiz kalır.

Gecenin kendine has bir aydınlığı vardır, onu gönül gözü kör olmayanlar görür.

“Gönül gönüldür olsa da göğsünde bir kahpenin,

Onu yıkan gitmesin tavafına Kabe’nin”

Herkes bu lafı kaldıramaz. Ama bu kaldıramayanların hiç biri Mevlâna Nureddin-i Camî hazretleri kadar alim değildir. O da bir başka türlü söylüyor, malûm Farsça’da gönül dil demektir:

“Kâbe bünyâdı Halîl-i âzer’est

Dil nazargâh-ı Celîl-i Ekber’est”

Kabe Halil İbrahim Aleyhisselâm’ın yaptırdığı ki ondan sonra pekçok yapılıp yıkılmıştır, şu andaki Kabe IV. Murat Han’ın yaptırdığı Kabe’dir, insan yapısıdır. Ama gönül Celil ve Ekber olanın tecelli ettiği yerdir. Hangisi büyük? Elinize bir kağıt alın, buruşturun, sonra ütüleyin, suya sokun çıkarın, ne yapılırsa yapılsın bir daha o kağıt buruşturulmadan önceki halini almaz. Gönül kağıttan da incedir. Gönül taşla kırılmaz, gönül sesle kırılır. (14:40)

Anne hakkında ne söylenmesi icap ettiğini de her hususta muallimimiz olan Aleyhisselâtu Vesselam Efendimiz’den öğrenmek lazımdır. O annelere ve dolayısı ile annelerin mensup olduğu hanım cinsine söylenecek en kıymetli, en doğru sözleri söylemiştir. Efendimiz cennetin annelerin ayakları altında olduğunu ifade ediyor. Bundan daha büyük bir ifade olabilir mi? Annelik kurumunu eksik anlıyoruz. Toplumumuzda kaynanalık annelikten aşağı gözüküyor, ben bunu anlamıyorum. Annemizle hiç münakaşa etmedik mi, ettik ama hiç küstük mü, kayınvalidenle niye küsüyorsun? Allah’ın tayin ettiği bir başka annelik kurumu daha vardır, Azhab suresinde… Peygamber zevceleri mü’minlerin anneleridir… Peygamber zevcelerinden herhangi birine anne saygısı göstermeyen mü’min değildir. Bunun da lamı, cimi yoktur. Bu anneler içinde Resûlullah Efendimiz nezdinde Hz. Hatice validemizin hali, durumu, mevkii başkadır. Efendimiz tirit yemeğini çok severdi. Bu beğenisini de katarak “Yemekler arasında tirit ne kadar makbulse, bütün kadınlar arasında Hatice o kadar makbuldür” buyuruyor Efendimiz. Bu avamın anlayacağı şekilde söylenen… Havasın anlayacağı şekilde de söylüyor Efendimiz: “Bütün kadınlar arasında kendi zamanında Meryem neyse, bu zamandan kıyamete kadar olan zamanda da Hatice odur” buyuruyor. Cebrail Aleyhisselâm geldiği zaman “Allah Hatice’ye selam ediyor” diyor. Ben başka birşey söylemeyeyim…(33:00)

“Varalım kûy–i dilârâya gönül hû diyerek

Kokalım güllerini gonca–i hoş–bû diyerek

Şerbet–i la’li hayali bizi öldürdü meded

Gidelim kûyuna yârin bir içim su diyerek”

Asırlardan beri nutuklara, bazen tek bir gazele, murabbaya şerhler yazılmış. O şerhlerle beraber herkes kendi anladığını, dile getirebildiği kadarını dışarıya aktarıyor. Çünkü herşey dile gelmez. Süt çocuğuna bulgur pilavı yedirilmez. Ne zaman ki dişi çıkar, mide enzimleri katıyı eritecek hale gelir, bulgur pilavını o zaman yemeye başlar. Manevi büyüme de böyledir. Beden yaşlanır ama manevi büyümede yaşlanma olmaz sadece büyüme olur. Kûyi Dilara gönlün ötesindeki gizli sevgilinin köyü demektir. Sen istersen Hû de, ister deme, bir yere varmak için yürümek, koşmak, bineğe binmek, bir efor ve süre gerekir. Bu süre zarfında nefes alıp vermiyor musun? Her nefes aldığında Hû diyorsun farkında olsan da olmasan da… Hayatın devamı Hû’ya bağlıdır. Onun için Hayy’dan gelen Hû’ya gider… Gönlün içindeki sevgiliye gitmek de bir efor gerektirir. Senin gönlünde nasıl olsa var diye varamazsın.

Her gonca açılır gül olur, eğer vaktinden önce kesilmezse… Burada odak noktası Efendimiz’dir. Biz eşrefi mahluk olarak ancak kendi cinsimizden olana aşık oluruz, kendi cinsimizden olmayana aşık olmayız. Çok sevmek başka şeydir. İnsan ancak insana aşık olur. Efendimiz’e aşık olmak demek Allah’a aşık olmak demektir. İşte aşkın odak noktası insan için Efendimiz ise ki öyledir, O’nun sonradan açılan goncaları kendi hayat-ı seniyyesinde Hasan ve Hüseyin goncalarıydı. Diğer erkek torunları küçükken ahirete göçtüler. Daha sonraki mısrada şerbet-i lâl geliyor. Kan pistir, necistir, ama Ehl- Beyt’in kanı değil… Fasih Dede hazretleri “Dünyadaki bütün yakutlar, Ey Hüseyin, senin yere düşen bir damla kanına bedel olmaz” diyor. O kadar değerlidir. Sultan Mahmut Han ne kadar değer verdiğini anlatıyor bu mısralar ile… Kerbela’yı görmeyenler Kerbela Çölü diyorlar, ne çölü! Kerbela dünyanın en yeşil yerlerinden biridir çünkü Dicle kenarındadır. Su bulunduğu yer itibari ile değil senin kullanmana hizmet ettiği miktarda vardır. Ama Yezid ve hempaları o suyla Cenab-ı Hüseyin arasına set çekiyorlar, kılıçtan, mızraktan, hançerden ve yavrusunun cenazesinden set çekiyorlar. Bundan alâ çöl mü olur, suyu görüyorsun içemiyorsun. Henüz yeni emeklemeye başlamış yavruna su istiyorsun, zalimler okluyorlar. İşte Sultan Mahmut “Gidelim kûyuna yârin bir içim su diyerek” diyerek o hale razı olmadığını söylüyor. Münir Nureddin Bey’in (eserin bestekârı) musikî hocasının Kasımpaşalı Şeyh Cemal Efendi Hazretleri olduğunu pek az kimse bilir. Musikînin de şiirin de diğer güzel sanatların kaynağı gönüldür, gönül terbiyesi ise tasavvuf muhitinde olur, medresede mektepte üniversitede olmaz, olmuyor nitekim. (49:05)

“Yanmaktan usanmazam Mevlâm,

Pervanemiyem bilmem ah..

Hiç sonunu saymazam Mevlâm,

Divanemiyem bilmem ah…”

Abdûlehad Nuri Efendi’nin mısraları… Halveti Pîr-i Sânisi…

Bunu Hz. Pîr’e muhatap olarak söyleyecek küstahlık yapmayalım, pervane olduğun müddetçe yanarsın. Yan, bit, ateş ol, pervanelikten kurtul. O zaman “yanmaktan usanmazam” diye şikayet etmezsin. Zaten Hz. Pîr onu söylemiyor, O’nun ne söylediğini de ben burada söyleyemem!.. (63:20)

“O güzel gözlerle bakmasını bil,

Sade kendin yanma, yakmasını bil.

Sevda pınarından gelen bir su ol,

Gönülden gönüle akmasını bil.”

Fakîrin nazarında musikî bütün güzel sanatların en komprime halidir. Şiir de, özellikle sembolik şiir ama Fransız parnasyenlerinin sembolizmasından bahsetmiyorum, bu nevi sembolik şiirde ciltlerle kitap yazacağına böyle bir şiir yaz yeter. Kapları kırdığın zaman su birdir diyor Hz. Pîr, sen öyle bir sevgi pınarından gelen sevgi seli ol ki her gönüle hitap edebil, orayı doldur. Ama onun şeklinde sabit kalma. Sevginin aslı suyun aslı gibi birdir. Sevmek mi güzel yoksa sevilmek mi? Bunu ayıranlar yanlıştadır. Sevmek ve sevilmek ayrı değildir. Eğer ben seni seviyorsam sen beni hiç sevmiyorsan ben seni sevmiyorum demektir, arzu ediyorum demektir. Dolayısı ile bu sual hakiki sevgide yoktur. (65:50)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir