Sözlü kültür ve sembolik anlatımlar

On 28 Nisan 2015

Seyir Defteri | Bölüm 255 |  10 Şubat 2013 | 42′ 06”

(Efendimiz’in doğumu sırasında yaşanan mucizelerin gerçekten olup olmadığı, eski tarih kitaplarında bu olayların olmadığı sorusu üzerine) Bu olaylar tarihte olmuştur, yanıldıkları nokta şudur: tarih yalnızca yazılı kaynaklardan öğrenilmez. Çin’den Ege Denizi’ne kadar Doğu toplumu sözlü kültüre sahiptir. Buna Çin putperestliği, Hint putperestliği, Orta Doğu’daki Ben-i İsrail peygamberleri dönemi ve Efendimiz’in dönemi de dahildir. Bu süreç 200 – 300 sene evvele kadar devam etmiştir. Sözlü kültür bugün Batı tarafından yeterince doğru kaynak olarak algılanmıyor, biz de bu tesirden etkileniyoruz.

Rivayet kelimesini biz Arapça’daki anlamı ile kullanmıyoruz. Halbuki rivayet aksi hiç söylenilmeyen doğru söz demektir. Onun için rivayet hadisler de %100 doğrudur. Hadis diye uydurulan sözler vardır, amenna, ancak bunları yazılı belge ile ayıklamak mümkün değildir. Bunlar muhabbetle ayıklanabilir. Efendimiz ile aran o kadar iyi olacak ki, bu sözü Efendimiz söylemiş mi söylememiş mi gönlüne doğacak. Bunun bir ilmi değeri var mıdır, eğer ilim yazılı bilgi demek ise yoktur ama ilim yazılı bilgi değildir. Efendimiz’in doğumu zamanında kaç tane tarih kitabı vardı? Halen Efendimiz’in doğum tarihi ile ilgili ihtilaf edenler var. Efendimiz’in doğduğu zamanda o toplumda yazılı birşey yoktur. (04:30)

Vakt-i Cahiliyye sözünü yanlış anlıyoruz, cahil, iptidai, mağarada yaşayan insanlar zannediyoruz. Öyle değildir, çok ciddi bir dünya medeniyeti sahibidir Mekkeli müşrikler. Yüzlerce develik kervan yapıyor, bunu da kalemsiz kafadan yapıyor. Cahillikleri Allah’ı bilmemeleri… Sözlü kültür sadece Mekke ahalisinde değil bütün Doğu kültüründe var. Sözlü kültür Doğu’da çok uzun devam etmiştir. Ama Endülüs kütüphanelerini yapanlar müslümanlardır. Efendimiz yazıya teşvik etmiştir, hatırlayın, Bedir’deki esirlerin okuma yazma öğretmesini fidyeyi necat olarak kabul ediyor Efendimiz.

O olaylar hep yaşanmıştır, ayrıca, Kisra’nın sarayından kaç sütün yıkıldı ise o kadar yıl sonra son kisra III. Yezdicerd Kasıdiye meydan muharebesinde öldürüldü. Ayrıca velev ki bu olaylar olmamış olsa, Fahri Kainat’ın kadr-i vâlası mı eksilir? Efendimiz Hazretleri’nin büyüklüğünü ancak iptidai insanlar bir takım fizik üstü hadiselerle anlayabilirler diye bu olaylar vardır.

Bu eksikliklerin hepsi muhabbetsizlikten kaynaklanmaktadır. Yücelerin işinden cüceler anlamaz. (09:00)

(Marifetname’de ve diğer İslâmî eserlerdeki anlatımlarda kullanılan sembollerin sorulması üzerine) Arslan üreme sembolüdür. Öküz yeryüzünde çalışmanın sembolüdür. Niye “dünya öküzün boynuzu üzerinde duruyor” tabiri var, niye Hindistan’da öküz kutsal? İşte dünyanın öküzün boynuzunda durması demek dünyada öküzle tarlada çalışırsan karnın doyar demektir. Kartal da yükseklik, yücelik demektir. İnsanda bunlar var, melek onu tasvir ediyor. Taşıyıcıların büyüklüğüne gelince; İbrahim Hakkı Hazretleri bunu Efendimiz’den öğrenmiştir. Efendimiz “Cebrail Aleyhisselâm bana birgün kendi heyeti ile göründü, kanatlarının ucunu göremedim” diyor. Melekler böyledir… Zamanlar da böyledir. Aşağı yukarı Hz. İbrahim’e kadar Peygamberân-ı Kirâm hazeratının ömürleri yüzlerle ölçülür. O peygamberlerin baba olmaları da yüz yaşından sonradır. Bu zamanın değişkenliğini gösteriyor. Biz bu işleri kendi boyutlarımıza göre anlamamalıyız… Hz. İbrahim çok önemli bir köşebaşıdır. Bu değişiklikleri doğru anlayabilmek için kendimizi kendimizle sınırlandırmayacağız. (22:35)

İsrailiyat karışmış olağanüstü şeyler elbette vardır, ayıklamak için muhabbet lazımdır. Marifetname’deki 4 nehir meselesi; Allah Kur’an-ı Kerim’inde cennet tabirinde özellikle “altından ırmaklar akan” buyuruyor. Ondan dolayı bu izah yapılmıştır. Ayrıca arşın etrafını tavaf eden melekler vardır, o meleklerin fonksiyonları anlatılmaktadır orada… Baldan tatlı demek siz bunu dünya metaı ile mukayese etmeyin demektir. Bal en tatlı olarak bildiğimiz bir besin. Bu bizim ahirette nasıl nimetlerle muhatap olacağımızın bir dünyevi izahıdır. İbrahim Hakkı Hazretleri çok önemli bir fen adamı olarak bunları sembolik olarak anlatmıştır. (28:10)

Fetva vermek bir danışmaya fetva vermek demek değildir, fetva verilmesi ile uyulması mecburi bir kaide ortaya çıkar. Bu kaideye uyulmadığı zaman fetva makamı buna uymayı temin edecek maddi güce sahiptir. Buna fetva denir, ötekiler danışmadır. Fetva makamının verdiği fetvaya uyarsan yanlış bile olsa sorumlu olmazsın. Her işte Allah rızasına uygunluğu kendimize soracağız, kendinden mutlaka cevap alırsın ama bu cevap ya nefis kaynaklıdır ya gönül kaynaklıdır. Gönül kaynaklı olduğunu nereden bileceksin? Baştan bilemezsin, sonrasında yaptığın işten memnuniyet duydun ve bir daha yapmak istiyorsan doğrudur, olmadı diyorsan yanlıştır. Yanlış yaptığın zaman tatmin olmazsın, ona rağmen yanlış yapıyorsan, o nefsindendir. (34:05)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir