Ezvac-ı Tahirat -22- Hz. Ümmü Habibe (2)

On 14 Ekim 2014

Seyir Defteri | Bölüm 277 | 20 Temmuz 2013 | 41′ 07”

Hudeybiye hicretin altıncı senesindedir, önemine bakın ki, fetih suresi bu olaydan sonra inzal olmuştur. Mekke bir site devletidir, Hudeybiye anlaşması ile Medine muhatab olarak kabul edilmiştir. Bu anlaşmayla birlikte Mekke site devleti, Medine’yi devlet ve idare olarak kabul etmiştir. (02:50)

Cafer bin Ebu Talib efendimiz çok alim bir zattır. Daha önceden Hristiyan akidesini öğrenmiştir, hatta Mekke müşrikleri müslümanları Necaşî’den istediklerinde ilmi bir münakaşaya dahil olmuş, İslam itikadındaki bazı hususları hristiyan itikadına göre anlatınca, Necaşî yere bir çizgi çizmiş ve “aramızdaki fark bu çizgi kadardır” demiştir. Necaşî imanını Habeşistan’daki müslümanların reisi olan Cafer bin Ebu Talip hazretlerine ızhar etmiştir. (05:45)

Hayber, etrafında köy benzeri küçük küçük kaleler olan bir kaledir. Habeşistan’dan gelen müslümanlar, Medineli müslümanlara bu kalelerden birisi olan Ketibe kalesinin ortadan kaldırılması sırasında kavuşmuşlardır. Efendimiz’in Cafer bin Ebu Talib hakkında söylediği “Cafer’in gelişine mi sevineyim, Hayber’in fethine mi” sözü burada söylenmiştir. Habeşistan muhacirleri Hayber gazvesine katılmamalarına rağmen ganimetten hissedar edilmişlerdir. Hukuken sadece gazveye iştirak edenler bu hisseden pay alırken muhacirlere bu hisseden pay verilmesi Ashab’ın büyüklüğüne bir örnektir. (07:00)

Rasûlullah Efendimiz hazretlerini ve muhterem zevcelerini hayatımızın dışına koymayacağız. Her zaman söylüyorum, Rasûlullah Efendimiz’in yeri başımızın üstü değildir, başının üstü senin dışındır, sen Efendimiz’i baş tacı yapma, O’nu gönül tahtının sultanı yap, gönlüne sok O’nu!.. O zaman Rasûlullah ile beraber olmuş olursun ve O’nu uzaktan ziyaret edilecek mübarek olarak görmek yerine eline ayağına sarılma cesaretin olur. Efendimiz sarılmayı ve toka etmeyi çok severdi. Efendimiz sarılarak severdi, el teması yapardı. Efendimiz yavrularına da, ashabına da, arkadaşlarına da yakındır. Biz ondan uzağız, O bize yakındır. Annelerimiz ile biraz daha terbiye hududunu aşmamak ve cilve hududunda kalmak üzere biraz daha laubali olabiliriz. Bu laubali olalım demek değildir. Bir de meşreb meselesi vardır, bazı insan öyle yapmayabilir ama ben şahsım olarak bütün annelerimizin tek tek elini eteğini öpmek isterim. Efendimiz’in Hz. Hatice’den olan evlatlarına kol kanat geren Hz. Sevde’nin bastığı yeri öpmek isterim. Niye uzaktan olsun, onlar hiçbir zaman bize uzaktan ve tepeden bakmamışlardır. Affedici, sevici, muhabbet edici olmuşlardır. (09:00)

Efendimiz hazretleri, Ümmü Habibe validemiz henüz Haberşistan’dan dönmeden hücresini yaptırmıştır. Efendimiz’in kabri saadetlerinin bulunduğu yer Ayşe validemizin hücresi, bu hücrenin tam doğusu ise Sevde validemizin hücresi, Şebeke-i Şerif’in olduğu, vecahen salatu selamımımızı yaptığımız yer Hz. Hafsa’nın hücresi, onun doğusundaki yer ise Hz. Zeyneb’in hücresidir. Ondan sonraki hücreler Hz. Ayşe’nin hücresinin kuzeyindedir. Burada bulunan hücrelerin en sonundadır Hz. Ümmü Habibe’nin hücresi. Bu hücrelerin hepsi dokuz metrekareden küçüktür. Efendimiz’in mescide çıktığı kapı, Hz. Ayşe’nin hüresinin yanıbaşındaki kapıdır. (20:00)

Ümmü Habibe validemizin hücresine yerleşmesine Hz. Bilal yardım etmiştir. Hz. Ümmü Habibe’nin bir de hanım yardımcısı vardır. Validemiz yardımcıları ile kendi arasında iş bölümü yaparak hücresini temizleyeme bizzat yardım etmiş, keçi kılından bir yaygıyı hücresine sermiş  ve Habeşistan’dan getirdiği kokulardan da etrafa serpmiştir. Akşamüstü Efendimiz hazretleri Ümmü Habibe validemizin hücresine gelince hem etrafın derlenip toplandığını hem de güzel koktuğunu görmüş ve iltifat buyurmuştur. (22:00)

Fıkıh açısından Habeşistan’ın iki konuda önemi vardır; birisi gıyabî nikah, birisi gıyabî cenaze namazı… Neçaşî için gıyabî cenaze namazı kılınmıştır, Hz. Ümmü Habibe validemiz için de gıyabî nikah kıyılmıştır. (25:05)

Rasûlullah Efendimiz ile validemiz dört yıldan az birlikte yaşamışlardır. Validemiz, Efendimiz’in göçmesinden sonra otuz sene kadar çok zahidane bir hayat yaşamıştır. Muaviye validemizin kardeşi olduğu için kendisine mü’minlerin dayısı denmiştir. Bu Muaviye’nin büyüklüğünden değil, Ümmü Habibe validemizin büyüklüğünden kaynaklanmaktadır. Tarih içinde çıkan fitne ateşinden uzak kalmış, Hz. Ayşe validemiz gibi müdahil olmamıştır. Safiye validemiz gibi Hz. Osman efendimize yardım etmiştir. Validemiz Hz. Osman’ın evine geldiğinde muhasara etmiş olan asilerden biri saygısızlığı ileri götürmüş hatta başörtüsünü çekmiştir. Tanıdı, tanımadı önemli değil, orada Ümmü Habibe validemiz üzülmüş, kalbi kırılmış ve sinirlenmiştir. Allahu Zülcelâl bir hadis-i kutside “ben kırık gönüllerdeyim” buyurmuştur. Gönül kırmamak lazımdır. Validemiz bu üzüntü ile beddua etmiştir ve Allahu Zülcelâl o anda bu duaya cevap vermiştir. (25:35)

Validemiz, babası Ebu Süfyan’ı evine sokmayacak kadar ciddi bir müslümandır. Şia, Hz. Ümmü Habibe validemize, en az Hz. Ayşe validemize dil uzattığı kadar dil uzatır. Ben anneme dil uzatanlarla kardeş olamam! (31:00)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir