Ebussuud Efendi’nin Hz. Yunus Emre ile ilgili görüşleri
Seyir Defteri | 31 Ağustos 2013 | Bölüm 283
Çok güzel bir laf vardır, “Marifet iltifata tabidir, müşterisiz meta zayidir”. Dinleyiciler dinledikleri için bir konuşuyoruz. Hz. Mevlâna Mesnevi’de bunu şöyle ifade ediyor: “Sözün müşterisi kulaktır, müşteri olmazsa söz kime ne söyleyecek?” Dinleyen olursa konuşulur. Bu konserlerde de böyledir, sempozyum, panel, derslerde de böyledir. (03:30)
Ebussuud Efendi İstanbul Kadılığından Kazaskerliğe ve Şeyhülislâmlığa yükselmiş bir zâttır. İnsan anadan doğma alim olmaz. Anadan doğma arif olunur ama alim olunmaz. Tabii Efendimiz hariç, o ayrı mesele, O’nun ümmî sıfatı anasından doğduğu gibi cahil kalanlar için kullanılan ümmî sıfatı ile aynı değildir.
İlim günde günde elde edilir. Ebussuud Efendi’den daha önceki bir alimimizden misal arzedelim. İbni Kemâl Hazretleri asker kökenlidir. Bir sefer sırasında orta rütbeli bir subayken başköşede müftü efendiyi otururken görmüştür. İbni Kemâl çok hırslı bir adamdır. Hırslı olmak ayıp değildir doğru kullanmamak ayıptır. Demiş ki ben serdar-ı ekrem olsam yine baş tarafta alim oturuyor, bundan sonra askerlikle ilgilenmeyeceğim, kendimi ilme vereceğim. Ve öyle yapmış, sonunda şeyhülislâmlığa kadar gelmiş.
Bazı görevler kıdemden dolayı kazanılır, lâteşbih, eşeği de bağlasan ahıra kıdemli olur. Ehil olmadan kıdeminden dolayı vazife sahibi olanlara bu söz… İbni Kemâl Efendi koltuğuna şeref verenlerdendir. (06:30)
İmam-ı Azam Hazretleri’nin hem talebesi hem Hanefiyye’de müntesip müçtehid olan İmam Ebu Yusuf çok önemli bir zattır. Fiilen şeyhülislâmlık görevindedir Bağdat’ta. Bu görevin gereklerinden biri de cuma namazından sonra cami-i kebirde kalıyor, ahalinin suallerine cevap problemlerine çözüm üretiyor. Genel prensiplerin tatbikata intikal ettirilmesi çok önemlidir. Onun için Hanefi fıkhında İmam Ebu Yusuf Hazretlerinin içtihatlarına, daha çok teorisyen olan İmam-ı Azam Hazretlerinin içtihadlarından daha çok uyulur.
Bu adet daha sonra Osmanlı da tatbik edilmiştir. Birgün İbni Kemâl Hazretlerine bir zât geliyor; “Efendim bir konuyu anlamayamadım, Allah’ın ilmi ile insanların ilminin birbirine oranı ne kadardır” diye soruyor. İbni Kemâl “mukayese edilmez, bütün insanların ilmini bir araya getirsen Allah’ın ilmi ile mukayese edilemez” diyor. Gelen adam, “biliyorum ama bunu bana somutlaştırın” diye ısrar ediyor. İbni Kemâl büyük bir kağıt istiyor, elinin yettiği kadar kocaman bir daire çiziyor, “bak, Allah’ın ilmine sınır yoktur ama diyelim ki bu dairenin sahası Allah’ın ilmi”, sonra kalemle bir nokta koyuyor ve “bu da bütün insanların ilmi” diyor. Adam “anladım” diyor teşekkür ediyor ve ekliyor, “o noktada sizin ilminiz ne kadar?” O zaman İbni Kemâl ayağa kalkıyor ve “kiminle müşerref oluyorum” diye soruyor. Gelen adam kendisinin Bayramî dervişi olduğunu söylüyor ve gidiyor. İbni Kemâl ondan sonra İbni Kemâl olmuştur.
İbni Kemâl Sümbül Efendi Hazretleri hakkında verdiği fetvada şöyle demiştir: “Biz bu ilimle İslâm şeriatı denizinde paçalarımızı sıvadık, ayak bileklerimize kadar o denize girebildik. Yusuf Sümbül Sinan gibi zevât-ı kirâm bahr-i şeriatın gavvasıdır. Onlar o denize dalarlar, hakikat incileri, mercanları çıkarırlar, onlara bizim aklımız ermez. (10:05)
Ebussuud Efendi de Yunus Emre Hazretleri’nin sözlerine karşı söyler söylemiştir, hatta İsmail Maşukî’nin idamına fetva vermiştir ama bunlar ilk zamanlarıdır. Daha sonra bu hali geçmiştir. Dolayısı ile her zaman arzetmeye çalışıyorum, bir hadis metni okuyup hüküm vermeyiniz, o hadisin kime ne zaman hangi dönemde hangi şartlarda vürûd ettiğini incelemeden hüküm vermeyiniz. Aynı şekilde herhangi bir zâtın bir sözü ne zaman söylendi, ne zaman yapıldı, bu değerlendirilmeden olmaz. (16:40)
IV.Mehmet önemli bir zâttır, çok uzun seneler tahtta kalmıştır. Avcı Mehmet diye ufaltıyorlar, öyle değildir. Meşhur Sivasîler Kadızadeliler kavgasının tesirinde kalmış ve bir müddet tekkeleri kapattırmıştır. Karabâşı Veli Hazretleri Ayasofya Camiinde vaaz ediyor. O tekkelerin kapanması için emir veren padişah bir vaaz esnasında başını maksurelere vuruyor, ne halt ettim ben diye… Bir sözü vardır, çok önemlidir: Bu zâtı dinlerken öyle bir hale geliyorum ki tacı tahtı terkedip İbrahim Ethem gibi dağlara düşesim geliyor. Nitekim Karabâşı Veli’nin müessir sözlerinden sonra tekrar tekkeleri serbest bırakmıştır. O zamanın cehaletinden kalma, hala günümüzde uzantıları devam eden kendi meşrebini Allah emri zanneden bazı cahiller cehrî zikir, hafî zikir meselesinde münakaşa ediyorlar, etmesinler. Cahilliklerini ortaya koymasınlar, bari sussunlar. (18:20)
Ebussuud Efendi’nin Yunus Emre Hazretleri’nin sözlerini anlamadığı zaman olmuştur. Efendim öyle büyük alim anlamaz mı? Anadan doğma alim değil ki sonradan oldu. Yunus Emre hakkındaki sözleri anlamadığı zaman söylediği laflardır. (23:40)
Herkes her konuda ihtisas sahibi olamaz, o zaman ihtisas sahiplerinin dediklerine inanmak zorundayız. Tıp gibi konularda ihtisas sahibi olan doktorları dinliyoruz ama şiir gibi, edebiyat gibi konularda da ihtisas sahibi insanlar olduğunu unutuyoruz. Özellikle Türkiyemiz’de siyaset, ekonomi, din ve futbolda herkes uzmandır.
Edebiyat tahlili diye bir dal vardır. Bir şiir okudun, hemen dersin ki bu şiir şu kişinin. Ya da mesela Allah ömrünü uzatsın hayır versin Uğur Derman bir levha gördü müydü imzasına bakmaz, “Şefik Efendi”, “Hafız Osman”, “Zühtü Efendi” der biter. Uğur abi öyle bir şey dedi ise senin ayrıca imza okumana lüzum yoktur. Çünkü mütehassıs, uzman. Şiir de böyledir. Urfalı Nabi’nin neşredilmemiş bir şiirini dinlediğin zaman Nabi uzmanı isen bu şiir Nabi’nindir veya değildir diyebilirsin.
Şah Hatayî denen divan incelendiğinde şöyle bir şey ortaya çıkar: Üslup, ifade, stil, tarz beraberliği yoktur. Özbek Han’ının kafasını kestirip, kafatası ile şarap içen bir zalim o şiirleri yazamaz.
İsmail’in babası ve dedesi, Şeyh Haydar ve Şeyh Cüneyt şeyhliği şahlığa çevirmek için Trabzon Rum imparatoru ile birleşecek kadar haindirler, dünya saltanatı peşinde koşmuşlardır. Ve İsmail yedi yaşında Tebriz’de tahta oturtulmuştur. İsmail’in tahta oturtulması ile başlayan Erdebilî saltanatı dünyevi saltanatına manevi bir değer kazandırmak için sana bana ona ötekine berikine bu şiirleri yazdırmıştır. Bu divan toplama bir divandır, toplama adamlara yazdırılmıştır. Bunu ancak ifade tahlilinden anlayan bu işin mütehassısları anlayabilir. (28:00)







Allah razı olsun sizden güzel Hocam…
Al gider benden benliği
Doldur içime Sen’liği…
Durmuş marifet söyler
Erene Yunus Emrem
Yol eriyle yoldadır
Yolsuza yoldaş değil…
Ne güzel insanlar görmüş gökkubemiz ! Ruhaniyetlerine selam olsun…Vesselam…