Resûlullah’ı sevmek, Allah tarafından sevilmek demektir

On 31 Ocak 2016

Seyir Defteri | Bölüm 11 | 20 Mart 2008 | 50′ 27”

Dinleyicilerin kim olduğu belli olmayan konuşmalarda özel dinleyiciye sarfedilmesi gereken sözlerin sarfedilmesi yanlış olur. Bu nevi programları dinleyen çok az bilgi sahibi olanlar, çok bilgi sahibi olanlar ve bu aradaki tüm yelpaze olabilir. Bazı az bilgi sahiplerine bazı şeyleri söylemek doğru değildir. Evvela o söyleneni doğru şekilde anlayacak kıvama gelmesi için görmesi gereken bir tahsil vardır. Yoksa anlamamaktan mâdâ, inkara giderse söyleyen de mesul olur. Onun için burada her şeyi söylediğimiz zannedilmesin, herkesin anlayacağı seviyenin üstüne çıkmamaya gayret ediyoruz. Bazı şeylerin ancak özele söylenmesi gerekir, bu Cenab-ı Hakk’ın da adetidir, keza Efendimiz’in de hayat-ı seniyyelerindeki tatbikatı da böyledir. (03:45)

“Adem, su ile toprak arasındayken ben nebiydim” mealindeki hadis-i şerifi inkar edenler  var. “Canım, kime peygambermiş” diyenleri de gördük, duyduk… Peygamberlik bir vazife fonksiyonundan ibaret değildir, aynı zamanda Cenab-ı Hakk indinde bir makamdır. Hiç davetine icabet alamayan, ümmeti olmayan peygamber olduğunu biliyoruz.

Kur’an-ı Kerim Resûl-ü Kibriya Efendimiz’e nazil olmuş mudur? Evet… Kur’an-ı Kerim kelam-ı kadim midir, hâdis midir? Kadimdir. Bunun belli bir oluşum sistemi vardır. (06:15)

Halife safha safha oluşmuştur. Evvela Hakk Celle ve Âla kendi nurundan bir nur ayırıp O’na “Kün Muhammedâ” demiştir. Nur-u Muhammedî bir şekillenme haline gelmiştir, şekli bugünkü insan şeklidir. Bu şekli alır almaz kelama gelmiş ve “La ilahe illlalah” demiştir. Bu söz üzerine Allahü zü’l Celâl şöyle buyurmuştur: “Muhammedûn Resûlullah”. İşte ilk oluşum böyle olmuştur.

Hz. Adem ahir zaman insanıdır. Biz ahir zamanı günümüze yaklaşık zannediyoruz. Ahir zaman Hz. Adem ile başlamıştır, ondan evvelki zamanlar var. Cinler insden evvel yaratılmıştır. Cenab-ı Hakk’a yeryüzünde halife yaratacağım dediği zaman itiraz edenler kimlerdi? Bizden evvel yaratılmış olanlardı… Ve bu ahir zamanın tek bir peygamberi vardır: Muhammed Aleyhisselâm… E canım öteki Enbiya-yı İzâm Hazeratı? Hepsi Efendimiz’in müjdecisidir. Bunun tipik misali de Kur’an-ı Kerim’de Hz. İsa’nın ağzından anlatılan “Benden sonra Ahmed gelecek” mealindeki ayettir. İsa’sı da, İbrahim’i de , Zülküf’ü de, Musa’sı da, İdris’i de, Allah cümlesinin şefaatine nail etsin, hepsi Resûl-ü Kibriya Efendimiz’in söylediği sözleri söylemişlerdir. “lâ nuferriku beyne ehadin min rusulih” ayeti de bunu anlatır. Bu peygamberler arasında fark yoktur diye tercüme edilirse anlaşılmaz, peygamberlerin tebliğ ettiği hakikatler bakımından birbirleri arasında fark yoktur. Hepsi aynı şeyi söylemiştir. Fazilet bakımından anlaşılıyor, bu şekilde anlamak anlayışsızlıktır. (09:20)

Manisa’da Yiğitbâşı Veli diye tanınan Ahmed Şemseddin-i Marmaravî-i Halveti Hazretleri vardır. Onun uzun bir nutkunda -tabi buradaki rakamlar sembolik rakamlardır-

“Yedibin yıl mâye gördü Mustafa” 

diyor. Yani, her şeyin oluşumu için bir mayalanma lazımdır. Resûl-ü Kibriya Efendimiz’in tebligatına hazır hale gelecek cemiyet daha önceki peygamberler vasıtası ile hazırlanmış, onlara inananlar, tatbik edenler felaha ermiş, inanmayanlar zarar görmüştür.

Bütün varlık aleminin “ol” emri ile bir bağlangıcı varsa sonu yoktur, sonu ezeldir. Ölüm niye son olsun? (14:00)

Bir günahı işlemek günahtır ama onu alenen işlemek ayrı günahtır. Efendimiz’e saygısızlık günah olmanın ötesinde çok ağır bir ceza ile cezalandırılır, Allah Hucurat suresinde söylüyor, amellerinizi yok farzederim diyor, ameli yok olan ne olur? Dolayısı ile Efendimiz, mutlaka lalettayin bir insandan bahsedilir gibi bahsedilmemesi gereken biz Zât-ı Seniyye’dir. Keza O’nun sevdikleri, O’nu sevenler, O’nun yolunda olduğu meşhur olan Zevât-ı Kirâm da aynı şeye dahildir. (21:00)

İslâm’da sır diye bir şey yoktur. Şunu sır zannediyorlar, şimdi ben ilkokul talebesiyim, kimya formülünün bana anlatılmaması bu formülün sır olmasından değildir, benim cahilliğimdendir. Ortaokulu bitiririm, liseye geçerim, ilimler öğrenirim o zaman kimya hocam bana açık formülleri öğretir. Layık olmayana lafı vermek yanlıştır. (22:45)

İnsandaki bazı ahvalin Tanrı’ya izafe edilemeyeceğini ileri sürenler var. Bu kökünden yanlış bir düşüncedir, insanda ne varsa Allah’da olduğu için vardır, tek istisnası “noksanlıktır”. Onda noksanlık yoktur, insanda noksanlık vardır. Bunun haricinde huy, ahlak, esma tecellisi Allah’da mutlak olarak vardır, insanda nisbi olarak vardır. Aşk “eşeddü hubben lillah” sözü ile Kur’an’da Allah tarafından tarif ediliyor. Işk kelimesi Farsça olduğu için Kur’an’da geçmez. Şiddetli sevgi aşktır.

İnsanın kendinde de kendi miktarınca yaratıcılık vardır. Hâlık-ı Mutlak Allah-u zü’l Celâl’dir. Çarşıdan aldığım otu evde hanım emek veriyor, yıkıyor, kesiyor, içine bir şeyler katıyor, sofraya yemek olarak geliyor. Bu da bir yaratıcılıktır. Dümdüz bir kağıt bir ressamın elinde, bir hattatın elinde bir resim veya bir hat haline geliyor, bu da bir yaratıcılıktır.

Bir insan yarattığı bir sanat eserine, bir marangoz bir kapıya, bir çerçeveye “ne güzel yaptım elime sağlık” demiyorsa yaptığını beğenmiyorsa, daha daha aşık olmuyorsa yapmasın onu. Dolayısı ile Allah-u zü’l Celâl de yarattığı Habib-i Edib-i Kibriyasına “Ne güzel yaratmışım” diye aşık olabilir, bu kadar basittir. Kendi kafalarında bir Tanrı yaratmışlar, Efendimiz’in tebliği ettiği Allah-u zü’l Celâl’e uymuyor. Kur’an-ı Kerim’deki azap ayetleri ile rahmet ayetlerinin adetlerini karşılaştırıversinler.

Allah özellikle ayet sonlarında bir takım vasıfları sevip sevmediğini anlatır, cimrileri sevmez, muttaki olmayanları sevmez, yalan söyleyenleri sevmez, sonra ihsan edenleri sever, muttaki olanları sever, eliaçık olanları sever… Bütün sevmediği haller Efendimiz’de yoktur, bütün sevdiği haller de Efendimiz’de vardır.

Resûlullah’ı sevmek demek Allah tarafından sevilmek demektir. Sevgiden nasibi olmayanlara Allah sevgi nasip etsin diye dua etmekten başka elimizden bir şey gelmez. (27:05)

Kendini tamamlamak için seviyorsan buna aşk demezler. Aşk vermektir, almak değil istemek bile aşk mesleğinde yoktur.

Muhabbetten haberi olmayanlar bu işten anlamazlar. Dini mükellefiyetler, yükümlülükler mecmuası olarak anlayanlar bu mevzuları anlamazlar, bari anlamadıklarını itiraf edip karışmasınlar. Muhabbet-i Muhammediyye olmadan Muhabbet-i İlahi olmaz, Muhabbet-i İlahi olmadan da hiçbir şey olmaz. Muhabbet için de tanımak lazımdır. (34:25)

Halil ve Habib birbirine yakın iki kelimedir, Halilullah İbrahim Aleyhisselâmdır, Habibullah Muhammed Aleyhisselâmdır. Halil teknik tabir olarak isteği geri çevrilmeyen demektir, habib ise istemeden verilen demektir. Onun için Efendimiz’in kendisi için bir şey istediği vaki değildir. Hep ümmeti için istemiştir. (39:40)

Hatem kelimesi sadece son demek değildir, aynı zamanda zirve demektir, mühür demektir. Peyam Farsça haber demektir, ber sahiplik belirtir. Peyâmber haber sahibi demektir. Resûlullah ise Allah’ın elçisi demektir. Nebi müjdeli haber veren demektir.

Efendimiz hakkındaki sözleri bitiremeyiz. Çünkü “Sebeb-i hilkat-i âlem ve mefhar-i benî Âdem” O’dur. (44:20)

2 Responses to “Resûlullah’ı sevmek, Allah tarafından sevilmek demektir”

  • Değerli Hocamdan ve bu hizmeti verenlerden Cenab-ı ALLAH razı olsun …Hocam yine bizi ağlattı…Bu hafta ki sohbetimde bazı yerlerinden alıntılar paylaşacağım…İki kez rüyada hocamınızın elini öpmek nasip oldu RABBİM hayır eylesin…Peygamberimize – Binler salat ve Selam üzerine olsun – Komşu eylesin…
    VESSELÂM…..

  • Allah razı olsun efendimizi bize sevdiren hocamızdan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir