Tefekkürün zemini ilimdir
Gönül Dünyamız | Bölüm 30 | 40′ 29”
Samimiyet ve ihlas yakın gözükmesine rağmen ayrı şeylerdir. İhlas sahibinde samimiyet olur, samimiyet yapa yapa ihlas sahibi olunur. İhlas daha yüksek bir kavramdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de bazı surelerin bilinen isimlerinden farklı olarak başka isimleri de vardır. Mesela Sure-i Rahman’a Kur’an’ın gelini, Sure-i Yasin’e Kur’an’ın kalbi denir. İçinde konu ile ilgili herhangi bir kelimeyi ihtiva etmese bile surelerin bir muhassenâtı yani bir tesiri vardır. Onun için biz bol bol “Kul huvallahu Ehad” okuruz, çünkü bu sure İhlâs suresidir. Surenin içindeki kelimelerin ihlasla hiçbir alakası yoktur ancak bol bol İhlâs suresi okunarak ihlas sahibi olunur. Onun için tasavvufi ekollerin yani tarikatlerin pek çoğunda esma-i hüsnadan başka İhlâs dersleri vardır. Bunun nedeni hem diğer esmaları okurken hem de günlük hayatın içindeki davranışlarda halis niyetli, ihlas sahibi olunsun diyedir. (01:00)
Yalnızca Hak rızasını gözetmeye ihlas denir.
Bir arkadaşım var, gençliğinde mahallede bir genç kıza gönlü kaymış. Kızcağızın babası vakit namazına gidemese bile cumalara sık sık gidiyor. Bu delikanlı abdest almayı bile bilmiyor. Müstakbel kayınpederi görsün diye camide denk getiriyor, yanında duruyor. Sonunda da o kızcağız ile evleniyor. Bunu bana ilk anlattığı zaman dedim ki, cumanın iadesi olmaz ama o günün öğle namazını iade etmen lazım. Çünkü Allah rızası için değil, yavuklu olduğun kızı almak için kayınpeder hatırına kılmışsın. İşte ihlas budur. (04:35)
Biz kitap okuyoruz. Okuduğumuzun ne kadarını anlıyoruz, anladığımızın ne kadarını tatbik ediyoruz, tatbik ettiğimizin ne kadarını ihlas ile yapıyoruz? Ne kadaz azlaştı değil mi? Bizim başkaları tarafından, hatta Rabbimiz tarafından da değerlendirilmemiz bilgimiz ile değildir, yaptıklarımızladır.
Allah “Ben size duygularınızdan, düşüncelerinizden, birikiminizden, soracağım” demiyor. Zilzal sûresinde nereden soracağını tek kelime ile toplamış: “ya’mel” yani iş, edim, eylem, fonksiyon. Düşünce, duygu, bilgi seni doğru davranışlara itiyorsa değerlidir, onun için tefekkür önemlidir. Onun için bilgi önemlidir ama yapma ile, fiil ile neticelenirse…
Biz biriktirmeyi zenginlik zannediyoruz. Çok malı olana zengin demezler, çok verene zengin derler. Birikimi olana stokçu derler. (08:10)
Herhangi bir şeyde samimiyeti, ihlası ortaya koyabilmek onun neticesi ile doğru orantılıdır. İstediğimiz neticeyi elde edememişsek önce ihlasımızı kontrol etmemiz lazımdır. Bir de şu vardır: Hz. Peygamber saadetle buyuruyorlar ki “Kul tedbir alır, Allah takdir eder”. Biz tedbir almakla yükümlüyüz. Biz iki tane ikiyi yan yana koyarak mutlaka dörtü elde edemeyebiliriz, ama biz iki tane ikiyi yanyana koymakla mükellefiz. (11:10)
Hz. Peygamber kainattaki bütün insanlara örnektir. Kendisine inanan veya inanmayan, o dine dahil olan veya olmayan, eğer herhangi bir davranış biçiminde Hz. Peygamber’i kendisine örnek alırsa o hususta saadete kavuşur.
Buna rağmen biz Hz. Peygamber’in her yaptığını yapamayız. Mesela her gece teheccüde kalkamayız. Çok sofu, beş vakitten mâdâ nafile namazları da kılıyor, ayda bir onbeşte bir teheccüdü terketmesi lazımdır, haddini bilmesi açısından… Nikah meselesinde Efendimiz yegânedir, O’nun gibi çok evlilik yapamayız. Onun gibi akşam iftar etmeden orucu ertesi güne uzatamayız, yasaktır. Ve O’nun gibi kendi nefsimizi kendimiz müslüman edemeyiz.
Bir müslüman nefse tabi olarak nefsimizi müslüman edebiliriz. Daha doğrusu nefsimizin bizi teslim alması yerine biz onu teslim alır hale geliriz. Nefis ölmez. (13:20)
Allah’ın genel emirleri ve Hz. Peygamber’in genel tavsiyelerini tutarak insan nefis mertebelerinde belli bir yere kadar gelir. Ona nefs-i mutmainne denir. Herkesin seyrettiği bir programda bazı hakikatleri söylemek caiz midir bilmiyorum, çünkü süt çocuğuna bulgur pilavı verilmez. Manevi gıda da böyledir. Belli bir nefis mertebesine geldikten sonra yalnız başına olmaz. Daha önce o mertebeleri geçmiş, başkalarına da nasıl geçileceğini öğretmeye yetki kazanmış kişilerden ve onlara tabi olarak öğrenilir. Burada anca bu kadar söylenir. (15:10)
Nasreddin Hocamız çarşıya gitmiş, papağan var, rengi hoşuna gitmiş, kaç para demiş, diyelim 5 altın. Hoca çok pahalı bulunca satıcı “ama bu kuş konuşur” demiş. Sonra Hoca dönmüş eve, kümesten hindiyi almış gelmiş kuş pazarına. Satılık bu demiş, kaç para demişler, 50 altın demiş. Nasıl elli altın olur demişler, hindi dediğin bir akçeye falan satılır. Hoca demiş ki, “beş altına satılan kuş konuşuyor ya, bu da düşünür” demiş.
Bu fıkrayı dinleyip gülüyoruz ama üzerinde düşünürsek bir şeyler anlarız. Eğer düşüncenin yansıması muhataplara bir şey öğretmek, fikir vermek, yol göstermek, nasihat etmek, eğlendirmek, güldürmek için olursa ne ala, yok sadece başkalarının öğrettiğini tekrar ediyorsan, papağan isen, düşüncenin yanında değerin o kadardır.
Âlim, alâmet kökünden gelir. Yani söylediği söze delil getirecek alâmeti olana âlim denir. Filancanın sözünü falancaya nakletmek ilim değildir, nâkilliktir. Nakilliği mp3’ler daha güzel yapıyor, ben insan olarak aletin yaptığından daha güzel iş yapmalıyım.
Allah Kitâb-ı Kerîm’inde müslümanı tarif ediyor, onlar rüku ederler, secde ederler, ahitlerine ve emanete riayetkâr davranırlar, ırzlarını muhafaza ederler, Allah’ın hududunu aşmazlar ve… Tefekkür ederler… (17:45)
İnsan terakkiye en uygun varlıktır. Büyüklerimiz ne güzel söylemiş;
“Yüksel ki yerin bu yer değildir,
Dünyaya geliş hüner değildir.”
Sen dünyaya kendin gelmedin ama burada yükselmek senin elindedir. Çalışarak, etrafa hizmet ederek, faydalı olarak… Efendimiz ne diyor: “İnsanların hayırlısı insanlara hizmet edenler”
Risaletpenâh Efendimiz’in Hira mağarasında yaptığı şey neydi, namaz yok oruç yok… Yalnızca tefekkürdü. Daha sonra özellikle Medine’ye teşriflerinden sonra, özellikle Ramazan-ı Şerif’in son on günü yaptığı itikafta namaz ve oruç dışında yaptığı neydi, o da tefekkürdü. İtikaftan kasıt tefekkürdür.
Tefekkürün zemini ilimdir. (27:10)
Allah Kur’ân-ı Kerîm’de Ulü’l Elbâb olan zevâtın bu hale gelmelerinin sebebi olarak Allah’ı çok zikretmelerini ve semaların ve arzın yaratılışını tefekkür etmelerini göstermektedir. Bu yaratılışı bigbang ile anlatmak için “nasılıdır”. “Nedenini” anlatmaz. Buna başka bir misal verelim. Bize semadan sonra hep sorarlar, nasıl dönüyorsunuz diye. Ne zaman ki “neden” dönüyorsunuz diye sorarlar o zaman bu sorunun cevabı verilir. Nasıl’ın ehemmiyeti var mı, dünya, arz ve semavat nasıl yaratılmış, banane. Düşünülmesi gereken nokta neden yaratıldığıdır. Tefekkür budur. (33:30)
Efendimiz’in risaletinden önceki halinin yalnızca Efendimiz’e ait olduğunu zanneden pek çok müslüman kardeşimiz var, öyle değildir. Hira mağarasında ve Nur dağının kendine mahsus kapalı yerlerinde başka hanifler de tefekküre çekilirlerdi. Bunun içine kadınlar da dahildir. Bu hanımlardan bir tanesi de Efendimiz’in halası Safiyye binti Abdülmuttalib’dir. (38:30)






