Ezvac-ı Tahirat -10- Hz. Ayşe (5)
Seyir Defteri | Bölüm 265 | 21 Nisan 2013 | 54′ 04”
Muaviye belagati çok kuvvetli, siyaseti çok iyi yapan ve insanları çok güçlü şekilde etkileyebilen, adeta şeytana pabucunu ters giydirebilecek bir adamdır. Bu ifadelerim doğru ifadelerdir, kimse düzeltmeye kalkmasın, ben Rabbim’e bunların cevaplarını hazırladım. Hz. Ali’ye asi olan, benim için asidir. (05:00)
Olanlar karşısında Hz. Ayşe validemiz Hz. Ali’nin görüşünü doğru buluyor, ancak bu doğru görüşün fitneyi önlemeyeceğini düşünüyordu. Validemizin aklından şöyle geçiyordu: “Ali haklı olmasına rağmen, bunlar Hz. Osman’ın hanımını da siyaseten kullanarak fitneyi çoğaltıyorlar, bir şekilde Talha bin Ubeydullah ve Zübeyr bin Avvam ile birlikte Osman’ın katillerinin cezalandırılmasını temin edersem, Muaviye muvaffak şekilde ifa ettiği Şam valiliğine geri döner”. (07:45)
Hucurat suresinin 9. ayetinde “iki mü’min grup arasında bir savaş çıkarsa saldırmış olan taraf Allah’ın emrine dönünceye kadar onlarla savaşın, sonunda taraflar arasında adalet dairesinde uzlaşmayı temin edin” buyrulmuştur. Ayette geçen “saldırmış olan” kelimeleri çok önemlidir, Rasulullah Efendimiz’in bütün hayatı boyunca yaptığı savaşların hiçbiri saldırı savaşı değildir, hepsi müdafaa savaşıdır. Müslüman saldırmaz. (10:30)
Dikkat edelim, Sıffeyn’e savaş denir ama Cemel’e savaş denmez, vaka denir. Hz. Ali de, Hz. Ayşe de yapmayın demiştir, ancak dinlememişlerdir, ortada askeri bir sefer yoktur. Bu yüzden bu olaya savaş denmemiştir. Bu incelikleri anlamayanlar, Hz. Ayşe’ye dil uzatmak küstahlığında bulunabilmektedirler.Cemel vakası sırasında, Hz. Ayşe’nin içinde bulunduğu grup, Hz. Ali’nin kuvvetlerine karşı mağlup olmuştur. Ölenlerin hangisi şehit hangisi maktul sorusu akla gelebilir. Şu kadarını söyleyebiliriz ki, mü’min olanları şehittir, ancak hangisi mü’min, biz tayin edemeyiz, o Allah’ın bileceği bir iştir. Allah rızası için yanlış birşeye bile inansa, dünya saltanatı için değil Allah rızası için çarpıştı ise ölen kişi şehittir. (15:00)
Validemiz yalnız ve yalnız Allahu Zülcelal’in Hucurat suresindeki 9. ayetindeki emrini yeri getirmek maksadı ile katılmış olduğu bu hadiseden dolayı memnun olmamıştır. Hep üzülmüştür… Bu üzüntüsü Hz. Ali ile Muaviye arasındaki hallerde de, Hz. Ali’nin şehadetinde de devam etmiş ve bundan sonra çok pasif bir hayat yaşamaya başlamıştır. Kayıtlarda validemizin çok ağladığı yazılıdır, ancak bunu bir pişmanlık ağlaması olarak algılamak fevkalade yanlıştır, biz böyle bir küstahlık yapamayız. Bu, bir annenin yavrularının hatasına ağlamasıdır, çatışmalarına ben de mani olamadım ağlamasıdır. (21:20)
Ne yazık ki, halife Ömer ibni Abdülaziz hazretleri zamanına kadar, Allah’ın emirlerini yasaklarını belirtmek, devletin istiklalini 3. şahırlara karşı belli etmek ve hür olduğunun şükrünü eda etmek için kılınan, o saatlerde rızık kazanmanin haram olduğu cuma namazı hutbesinde Muaviye’nin emri ile başlayan bir adet ile Hz. Ali ve evladına sövülmüştür. Hutbede, caminin içinde üstelik gayet ağır şekilde. Kimse kusura bakmasın, hala mı Muaviye’ye hazret diyeceğim! Sadece kendisi de değil, bütün Kuzey Afrikası, Suriyesi, İran’ı, Arabistan’ı dahil, bütün hatipleri bunu yapmıştır. Hucur bin Adiyy, Muaviye’nin bu hareketlerine karşı çıkmış ve “halife de olsan ben seni takmam, Ali’ye de sövmem” demiştir. Muaviye bu zatı şerifi öldürmüştür. Sadece Hz. Ali’yi sövmem dediği için… Validemiz, tamamen pasif bir hayat geçirmesine rağmen, bu hadise üzerine Muaviye’ye mektup yazmış ve onu haşlamış ancak Muaviye yüzsüzlük edip gülüp geçmiştir.(23:00)
Efendimiz’in ilk halifeleri olan Hülefa-i Raşidin seçimle halife seçilmişlerdir. Muaviye gâsıptır, kendi kendine halifeliğini ilan etmiştir. Hz. Hasan Efendimiz yeni bir fitne çıkmasın diye onun lehine hilafetten feragat etmiştir. Şiiler sadece İran Şii’leri olarak bilinir, ancak otuz küsür Şii grup vardır. Bu gruplardan bir tanesi, Muaviye lehine hilafetten feragat ettiği için Hz. Hasan Efendimiz’e her gün kötü söz söyler. Şimdi bunlara müslüman mı diyeceğiz? Ayşe validemiz, Ömer ibni Abdülaziz’e kadar Hz. Ali Efendimiz ve evladına sövme adetini çıkarıp bu adete ve emre muhalefet eden Hucr bin Adiyy’i şehit eden Muaviye’ye fena halde haşlamalar göndermiştir. Utanmadan hala Muaviye ile Hz. Ayşe birbirine taraftar diyenler cehaletlerinden utanmalıdırlar. (27:10)
Hz. Hasan efendimiz’in vefatında Rasul-u Ekrem efendimizin yanına defnedilmesine Hz. Ayşe’nin izin vermediğini iddia eden bazı Şii kaynaklar vardır, bu yalandır. Çünkü Hz. Osman da şehit edildiği zaman Efendimiz’in yanına defnedilmemiştir. Hatta hakaretamiz bir şekilde cenazesi kaldırılmıştır. Bir kapı kanadına konmuştur cenazesi. Hz. Hasan vefat ettiği zaman Efendimiz’in yanına gömülmesine engel olan kişi, o zamanki Medine valisi Mervan bin Hakem denen heriftir. Hz. Ayşe’nin bu olayda bir dahli yoktur. Validemiz de göçtüğünde diğer ezvac-ı mutahharat validelerimizin yanına defnedilmiştir. (29:30)
Bir sohbette illaki Efendimiz’in şemailini tarif etmemi istediler. Efendimiz siyah sakallı olsa ne olacak, sarı sakallı olsa ne olacak? Çakır olsa ne olacak, ela gözlü olsa ne olacak? Niye maddesini tarif ettiriyoruz? Güzellik elbette başka ama neden maddede bu kadar kalınıyor, bu durum çok üzücüdür. Efendimiz’in söyledikleri, bizden bekledikleri, bizim ondan alabileceklerimiz konuşulmalıdır. Teferruatlı bilgi elbette lazımdır, Efendimiz’in sakalında kaç tane beyaz tel var, bu bile bellidir ama şekilde kalmamamız, manaya intikal etmemiz lazımdır. (37:00)
Fetva, içtihad değildir. İçtihad, usul-ü fıkıh da değil, füru-u fıkıhta yapılır. Hz. Ayşe validemiz o manada müçtehiddir, özellike feraiz ilminde Muaz bin Cebel, Übey bin Kaab ve validemiz önde gelir. Fakat diğer dört fakihin de bu hususta fikirleri vardır. Miras ile ilgili ayet nazil olduğu zaman tatbikat hususunda yedi ayrı fikir belirmiştir. Bu fikirler içtihaddırlar. Hepsi de bu içtihadlarını Sahib-i Şeriat Efendimiz’e sormuşlar, Efendimiz bila istisna hepsine “Senin dediğin gibi mütalaa edilmesini gerektiren hadiseler zuhur edebilir” mealinde cevap vermişlerdir. (39:00)
Bu kadar çok şeyi nasıl bileceğiz, ne çok şey bilmeliyiz denmemelidir. Efendimiz buyuruyor ki: “Siz bildiğinizle amel edin, Allah bilmediğinizi öğretir.” Amel noksanlığımızı tamamladığımız zaman emin olalım ki, bilgi eksikliklerimizi de tamamlamış oluruz. Validemiz, ashab içinde Kur’an-ı Kerim’i en iyi bilenlerden birisidir, hanımlar içinde ise en iyi bilendir. Validemiz Arapça’yı çok güzel konuşurdu. İki önemli konuşması vardır validemizin, biri babasının kabri başındadır. O lafların güzelliğini anlamak için Arapça bilmeye lüzum yoktur, insan olmak yeter. Bu konuşma şerh edilmiş ve kitap haline getirilmiştir ama Arapça’dır. Bir de Cemel’de deve üzerinde ağlayarak fitneye sebep olmayın diye yaptığı bir konuşması vardır. (43:00)
Validemizin bir tavsiyesi vardır, “insanlara tesir lisan ile olur, mutlaka çocuklara şiir öğretin ki dilleri tatlılansın” buyuruyor validemiz. Kendileri de çok ezber şiir bilirlerdi. Validemizin kayınvalideleri, Efendimiz anneleri Hz. Amine de çok şiir bilen biriydi. Ebu Kuveys dağında ayın 14’ünde mehtapta şiir okurdu, onun geleceğini bildikleri için o günlerde kalabalık artardı, bu tarihi bir vakıadır. Benzer şekilde Hz. Fatma annemiz de çok güzel şiir okuyan biridir. Efendimiz hazretleri buyuruyor ki, “Bana az söz ile çok manâ ifade etmek ihsan olundu.” Elbette bundan Efendimiz’in yakınları da mutlaka istifade etmişlerdir. (46:15)
Hz. Ayşe, Hz. Ali, Hz. Osman, Muaviye, Cemel Vakası, Sıffeyn, Şii, şiir, Hz. Amine, Hz. Fatma, siyaset, Hucurat, Hz. Hasan






