İnsan mukaddestir, eşya mukaddes değildir
Sahurdan Sehere | 31 Mayıs 2017 | Erkam Radyo | 41′ 48”
Biz değerlerin nakdini ödemeyi bilmiyoruz. El Kuddüs ism-i şerifi Allahu zü’l Celâl’in Zât-ı Şeriflerine aittir. Dolayısıyla mukaddes olan Allahu zü’l Celâl’dir, gayrısı mübarektir. Allahu zü’l Celâl’in ism-i şerifini, mukaddesi başka yerlere dağıtmayalım.
Allahu Tealâ, Adem Aleyhisselam’a tüm esmaya verdiği için onun varisleri olarak biz esmaya varis doğuyoruz. Kuddüs ism-i şerifi de Efendimiz’in dikkat çektiği 99 esmaya dahildir. Allah’ın 99 ismi meselesi yanlış anlaşılıyor. Hadis-i şerifin kalan kısmı bilinmediği için böyle bir anlama oluşuyor. Hadis-i şerifte “Allah’ın şu 99 ismi vardır ki…” denmiştir. İbni Arabî Efendimiz, “benim tespit edebildiğim on bin kadardır, hepsinin de gölgesinde Rasûlü Kibriya’nınkini gördüm” diyor.
İnsan mukaddestir, eşya mukaddes değildir. Mukaddes emanetler yanlıştır onun resmi adı emanât-ı mübarekedir. Leyâl-i mubareke diyoruz, leyâl-i mukaddese demiyoruz. Dolayısı ile mukaddes Allah ve O’nun yeryüzünde halifesi olan insan-ı şerife aittir. Bunun dışındakiler mübarektir. (01:55)
Efendimiz Hazretlerini tanımadığımızı söyleyince fakire kızıyorlar. Hep şu misali arz ediyorum: Efendimiz Hazretleri’nin çocukluğundan itibaren en yakını Ebu Bekir Efendimiz. İyi de Efendimiz’in döşeğini paylaşan Hz. Ebu Bekir değil ki, Efendimiz’in zevceleri. Hz. Ebu Bekir hakkında işaretli ayetler var, mesela Tevbe suresi kırkıncı ayet. Ama Efendimiz’in muhterem zevceleri hakkında emir var: Beni doğuran anne benim maddi annemdir, kaynanam akdî annemdir ama Ezvâc-ı Mutahharâ Allah’ın emrettiği annelerdir. Şimdiye kadar isimlerini sayana denk gelmedim. Konferanslarda hep soruyorum, daha bir kişi sayamadı. Annelerinin ismini bilmeyen müslümanlar… (05:30)
Ramazan-ı Şerif gelince hep şu soruları duyarız, sakız çiğnersem, denize girersem oruç bozulur mu? Dedikodu yaparsam, yalan söylersem, iftira edersem oruç bozulur mu diye soran yok. Çünkü beden orucu tutuyoruz. (08:50)
Zamanımızda şöyle bir hastalığımız var. Mesela bir ilahiyat fakültesinde tarih hocası, tahsilini tarihte yapmış ve ilahiyatta tarih dersi okutuyor ama dinden diyanetten haberi yok. İslâmî prensiplere, kavâide muhalif lakırdı söylüyor, yazıyor, altına imza attığı zaman ilahiyat fakültesi öğretim üyesi filanca diye atıyor. Bunu okuyanlar ilahiyat hocası demiş bunu diyorlar.
Fakire çok soruluyor, Efendim televizyonda falanca hoca şöyle dedi, filanca hoca böyle dedi, ben ne yapayım? Kardeşim, sen o hocaların dediklerine göre mi davranacaksın, yoksa kendin, o öyle dedi, bu böyle dedi, ben ne diyorum diye araştırma mı yapacaksın?
“Ben”, “Bence” ile başlayan her cümle yanlıştır. Bu benliği, egoyu, enaniyeti kaldıracak kurum yok bugün, 1925’den beri… Bu kuruma toplumun ihtiyacı var ki, kurum asırlardır devam etmiş. Kaldırılınca mecburen toprak altına girmiş. Böyle olunca da otoritesiz kalınmış, otoritesiz kalınca otoritenin uygulayacağı müeyyide yok. O zaman sahtekarları türemiş. Şimdi tıp fakültelerini kapatsak bedenin tıbba ihtiyacı bitmeyeceği için sahte doktorlar türer. Şimdi de kendini sahte gönül doktoru olarak ilan eden adamlar var, doğruluğunu tartacak ahali yok.
“Sarraf gerek gevhere, nadan bilesi değil”
Her sarıyı, tenekeyi altın zannediyoruz. Herkes kuyumcu, sarraf olmayacak ama elinde mihenk taşı olanlara müracaat imkanı da kalmadı. “Benim bu işe pek aklım ermiyor, aklım ermiyor diye batıl değildir, henüz ben akıl erdirecek seviyeye gelmemişim” diyen yok.
Cenab-ı Hakk’ın mü’min tarifinde onlar tefekkür ederler var. Hiç tefekkür edenine rastlamadım.
İslâm’ın asgari mükellefiyetlerini yerine getirenlerin sayısı toplumumuzda dörtte bir bile değil. Bu kadar az olunca kendilerini marifet sahibi zannediyorlar. Asgari mükellefiyetleri yerine getirmek insanı çukur olmaktan alıkoyar, bu mükellefiyetleri yerine getirmeyenler zaten çukurdadırlar. Bunu yerine getirenler zemin kazanırlar. Herkes çukur olduğu için bu zemini zirve zannediyorlar. Kendilerini öyle zannedenler de o zeminin üzerine İslâm binasının yükselmesinin Ahlâk-ı Muhammedî ile olacağını bilmedikleri için vazifemi yaptım diyorlar. (09:50)
Toplumumuz, aşağı yukarı tanzimattan beri, ilim okulda, hocada, medresede öğrenilir diyor. Ama Efendimiz böyle buyurmuyor: “Siz bildiğiniz ile amel edin, Allah sizi ilme varis kılar”. Bu hadis-i şerif de hatalı tercüme ediliyor. “Siz bildiğiniz ile amel edin, Allah size bilmediğinizi öğretir” çevirisi hatalıdır, “veraset” kelimesi vardır. Varis, murise en yakın olandır. Bu hadis-i şerifin anlamı şudur: Sen bildiğini işlersen, Allah seni kendisine yakınlaştırır, dolayısı ile bu şekilde varis kılar. Allah’ın ilme varis kıldığı adam cahil olur mu?
Efendim, yanlış biliyorsam? Efendimiz bildiğin ile amel et diyor. Merak etme, o yanlışı 3-5 defa yaparsın. Sonra ya Allah kalbine ilham eder, ya bir gören ikaz eder, ya kendi kendine araştırırken yanlışını bulursun… Yanlıştan dönen yapmamış gibi değil midir? (15:45)
Saygı lakırdınısı hiç sevmiyorum, bu benim şahsi mütalaam. İnsan sevdiğine saygısızlık yapamaz. Onun için bu saygı denen ritüeli bir tarafa bırakalım da biraz sevmeyi öğrenelim. Saygı bir takım ritüellerdir. Ama sevdiğimize saygısızlık yapabilir miyiz? Gönlü incinecek diye ödümüz kopmuyor mu? Saygı budur. Biz sevmesini unuttuk. Demin arzettim, Efendimiz’in zevceleri annelerimizin adını bilmiyoruz, nesini seveceksin?
Bizim hayatımız muamelattan ibaret. Zilzal suresinde tek kelimede toplanmıştır bu: ya’mel. Ne düşünüyorsun, ne hissediyorsun, ne biliyorsun soruları yok. Ama ne yaptın var. Bu yapmalar bilgilere, düşüncelere dayanır elbet ama ne biliyorsun diye sorulmayacak, o bilginin ne kadarını hayata geçirdin diye sorulacak. (24:05)
Ben alim değilim, ben aşığım. Ne öğrendimse Efendimiz’e olan muhabbetten öğrendim. Kitap okumadım, hoca görmedim.
Bugün Topkapı Sarayımızda asırlardır kemâl-i tâzim ile sakladığımız Hırka-i Saadet var. O Hırka-ı Saadet kimin, Efendimiz’in. Kime vermiş? Huzur-u Şerif’inde kendisini öven bir şiir karşılığında sırtından çıkarıp vermemiş mi? Kendisi hakkında övücü, methedici şiir okunmasından memnun oluyor, bunun delili o hırkadır.
Resûlullah Efendimiz’i öven şiirler melodi ile de okunmuştur. Mevlid nedir? Sadece Süleyman Çelebi değil. 30 küsür tane tespit ettim, fakir. Ama Emir Sultan Hazretleri’nin halifesi, Molla Fenari gibi, Somuncu Baba gibi zevât-ı kirâmın içinde Bursa Camii-i Kebir’inin ilk imam hatibi, büyük alim Süleyman Çelebi’nin mevlidi başka. (25:50)
Toplum olarak Efendimiz’i çok severiz. Bendeniz saye-i risâlette çok yer gezdim, bütün müslüman ülkeleri gezdim, bu kadar noksana rağmen, Efendimiz’e bizim kadar riayetkâr olan yok. Bize biraz yakınlaşan Pakistan var.
Efendimiz hakkında güzel sözler Efendimiz zamanından beri hep okunmuş. Ama bunu devlet merasimi haline getiren Musul Atabeyi Muzaffereddin Gökbörü’dür. (31:00)
Zamanımızda kandil gecelerini inkar eden bazı kendini alim zanneden zıptıkçılar, bütün ilim bende var diyorlar. Yalan burada başlıyor. Edille-i erbaa’nın biri icma değil midir? Sen kim oluyorsun da bu ümmetin icmaını yok farzediyorsun?
Bu kadar zamandır sen alimsin de, diğerleri değil mi? Yakın tarihten ele alalım, Kazasker Mustafa İzzet Efendi, sanatkâr, bestekâr, hattat ama Rumeli Kazaskeri. Şeyhülislâm’dan sonraki adam. İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri ne buyurmuş:
Yazılır Halkın Beraatı
Gelince Berât Gecesi
Ger Hayatı Ger Mematı
Gelince Berât Gecesi
Cennet Kapısını Açarlar
Âleme Rahmet Saçarlar
Mümine Hulle Biçerler
Gelince Berât Gecesi
Hakkı Hak Rızası Bulur
Her Kim Bu şeb Namaz Kılar
Dualar Müstecap Olur
Gelince Berât Gecesi”
Biz sair zamanda namaz kılmıyor muyuz? Niye koca Ruhü’l Beyân sahibi “Her Kim Bu şeb Namaz Kılar” diyor? Demek ki, Mekke’de tâbiîn döneminde kılınan, daha sonra Kudüs’te merasim haline getirilen berat namazı var.
Nafile namazın çoğu olur mu? Paranın fazlası olmuyor, otomobilin fazlası olmuyor, fırsat bulsan karının fazlası olmayacak ama namazın fazlası oluyor. Vay terbiyesiz vay!..
Sonra bana sinirli diyorlar, asabiyet-i diniyyesi olmayanın imanında zaafiyet vardır.
Birine kızıp söylenince bir müftü efendi “Efendimiz’in tavrı bu değil” dedi. Sen, dedim, Kaab bin Eşref’i biliyor musun? Bilmiyorum dedi. O zaman öğren dedim. Efendimiz Kaab’ın kendisi hakkında yazdığı kötü şiirlerden dolayı idamına hükmetmiştir.
Efendimiz’in mübarek dest-i pâki yetim başı okşadığı kadar kılıç da tutuyordu. Efendimiz’i böyle pasif göstermek müslümanları pasifize etme gayretinden kaynaklanmaktadır. (37:00)






