Hakikat sevgi ile bulunur, ilim ile bulunmaz
Şarkılar Seni Söyler – 9. Bölüm | TRT MÜZİK | 70′ 22”
“Gönül derdi çekenleri, gizlice yaş dökenleri
Bağrımdaki dikenleri gidin sorun gecelerden
Geceler hülya demidir, âşıkların mahremidir
Gökte gözler kıpırdaşır, ay gülerek fısıldaşır
Sevgiliden selam taşır, ses duyulur yücelerden
Garip gecelerde ne var, yürekten özleyiş kadar
Uzaklardan incelerden ninni söyler hecelerden
Geceler sırdaşım benim, yarını müjdeleyenim
Çözülen bilmecelerden, ninni söyler hecelerden”
Beste: Selâhattin Pınar, Güfte: Vecdi Bingöl
Aşığın veya dervişin fikri neyse zikri oymuş… Vecdi Bingöl arkadaşlarına soyadları veriyor, Selahattin PINAR, Saadettin KAYNAK, Mustafa Nafiz IRMAK… Ama kendisi “BİNGÖL”. Vecdi Bey anlaşılır ama onun yanında çok ciddi bir sembolizma ile sözlerini anlatan bir zattır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah önemli hadiselerin gece olduğunu buyuruyor. Kadir günü diye bir gün yok, miraç günü yok. Kur’an’ı mübarek gecede indirdim var, Kadir gecesi indirdim var. Demek ki gecede bir şey var. Gece mutlak bir varlık değildir, şu anda memleketimizde gece ise Japonya’da sabah oluyor. Sema boş değil, aramızdaki münasebet boş değil. Gece ile insan arasında bir “şey” vardır. Efendimiz Cebrail Aleyhisselâm ve Kur’an’a gece muhatap olmuştur.
Fakir de şahsen kütüphanemi gündüz okumadım, gece okudum. Gece hissedilmesi ve üzerinde tefekkür edilmesi gereken bir zaman dilimidir. (06:45)
“Yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey
Mehtâba dalıp yâr ile sohbet ne güzel şey
Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken
Dünyada senin âşıkın olmak ne saadet
Bir bitmeyecek aşk u muhabbet ne güzel şey
Yıldızların altında ibâdet ne güzel şey”
Beste:Sâdi Hoşses, Güfte:Faik Ali Ozansoy
Mehtâba bakıp yâr ile sohbet neden ne güzel şey? Veya Rakım Hoca’nın şarkısındaki gibi
“Aşkın bana bir gizli elem oldu yâr,
Mehtaba bakıp ağladığım çok geceler var”
Nedir bu mehtap? Niye Heybeli’de mehtaba çıkıyoruz, niye guruba çıkmıyoruz? Gurub da çok güzeldir, hele lodos sonrası… Her an değişen kırmızılar, sarılar, pembeler, mavilerin yeşilleri, yeşillerin mavileri ve bunun denize vurmuş hali çok güzeldir.
Nedir bu ay? Ne olduğunu söylersek orada işaret ettiği gibi yanarız… Bu suallerin tefekkür edilmesi, düşünülmesi çok önemlidir. Kendinde bizatihi ışık olmayan, güneşin ışığını yansıtan o ay niye böyle, bizzat ışığın kaynağı güneş değil de ay niye böyle… Düşünedursunlar… (21:10)
“Biraz kül, biraz duman o benim işte
Kerem misali yanan o benim işte
İnanma gözlerine ben ben değilim
Beni sevdiğin zaman o benim işte.”
Beste: Avni Anıl, Güfte: Ümit Yaşar Oğuzcan
Bir kişinin veya bir varlığın tam manası ile algılanıp anlaşılması için sevmek lazımdır. Bunu bakılanın ağzından söylüyor Ümit Yaşar Oğuzcan… “Beni sevdiğin zaman, o benim işte…” Hakikat sevgi ile bulunur diyor şair… Hakikat sevgi ile bulunur, ilim ile bulunmaz. Bu asla Cenab-ı Hakk’ın Âlim sıfatının inkarı değildir ancak bilgi çok işe yaramıyor, bilgi çok işe yarasaydı bütün bilenler hep bildiklerini işlerlerdi. Her doğru bildiğimizi yapıyor muyuz? Her eğri bildiğimizden kaçıyor muyuz? Sevdiğin zaman bildiğini yaparsın, sevgili üzülmesin diye, onun gözünden çıkan mutluluk ışığını görmek seni her türlü eziyet gördüğün ahvalden ferahlığa taşıyan bir haldir.
Görmeye değer şeyler var, değmez şeyler var. Süleymaniye Camii’nin kubbesinde Sure-i Nur yazılıdır, meşhur hattat Afyonlu Ahmet Efendi çok muhteşem yazmıştır. O işten sonra Hattah Ahmet Efendi görme yeteneğini yitirir. Tıp gelişmemiştir, tıbbi aletler gelişmiştir, tedavi aynıdır. Aletlerin gelişmesi ilmin gelişmesi değildir. Hattat Ahmet Efendi’nin körlüğü ile bizzat Hünkâr ilgilenmiş, biz senin gözünü açarız demişlerdir. Bunun üzerine Ahmet Efendi “Hayır istemem, ben Süleymaniye’nin kubbesine Sure-i Nur’u yazarken göreceğimi gördüm, bundan sonra başka bir şey istemiyor” demiştir. Görmek böyle oluyor… (29:40)
“Kadir Mevlâm sen verirsin bu canı
Ben senin dalında açan çiçeğim
Nice haller geldi buldu bu teni
Ben senin dalında açan çiçeğim
Çiçek idim, yaprak oldum, dal oldum
Sırma saça, ela göze kul oldum
Bak sonunda geçenlere yol oldum
Ben senin dalında açan çiçeğim”
Beste: Avni Anıl, güfte: Fikri Akurgal
Zamanımızdaki ten sözünden anlaşılan ile buradaki ve eskilerdeki ten sözü aynı değildir. Biz ten diye cildimizi anlıyoruz. Klasik anlayışta insan can ve ten olarak ayrılır. Can ruh karşılığı, ten beden karşılığı kullanılıyor.
“Bak sonunda geçenlere yol oldum” İstanbul’un Kadıköy semtinin altıyolunu herkes bilir, burası eski Kalkedon şehrinin mezarlığıdır. Bursa kültür parkı eski mezarlıktır. Bazı abide şahsiyetlerin abideleştirilmesi gereken kabirleri de bugün yoldur. Yerlileri söylemeyeyim içim kanamasın, mesela Doğu Makedonya’da Usturumça şehrinde Melamî Pîri Muhammed Nurül Arabî’nin kabri yoldadır. Keza aşağı yukarı her programda eserini okuduğumuz Hz. Pîr Niyazi-i Mısrî’nin kabri şerifi Limni Adasında yoldadır, üstüne basılıp geçiliyor. Bizim, o ecdada sahip insanlar olarak o abide şahsiyetlerin kabirlerini bir abide yapmak görevimizdir. (41:30)
“Kader kime şikayet edeyim seni bilemem
Alnıma yazılmış yazısın derinsin silemem
Doğarken yakışmış benimsin tenimsin silemem
Alnıma yazılmış yazısın derinsin silemem.”
Beste: Avni Anıl, Güfte: Sedat Ergintuğ
Takdir edilmiş olan, kadere dahil edilmiş olan asla değişmez diye bir söz vardır. O zaman razı olup geçinmeye bak, zaten fani dünya, niye verilene eyvallah demeyip dünyayı kendine dar ediyorsun.
Doğru dua etmeyi de öğrenmemiz lazım. Şöyle mesela: “Ya Rabbi, doğruya, güzele doğru değiştirebileceğim şeyler için bana kuvvet ihsan eyle, değiştiremeyeceğim şeyler için sabır ihsan eyle, tevekkül ihsan eyle, neyi değiştirip neyi değiştiremeyeceğime doğru karar vermek için de ilim, irfan ve iz’an ihsan eyle…” (50:10)






