Gönül Sultanları 5: Hz. Mariye validemiz

On 12 Kasım 2015

Gönül Sultanları | 5. Bölüm | TRT TÜRK | 41′ 52”

Kıpti deyince çingene anlaşılıyor, halbuki çingene Hint asıllı bir ırktır. Mısır’ın yerli ahalisi olan Kıptiler de çok esmer oldukları için Osmanlı zamanında hiç alakası olmaması rağmen çingene vatandaşlarımıza Kıpti denmiştir.

Hristiyanlıktaki ekümenik patrikliklerden biri olarak İskenderiye patrikliği yani Kıpti kilisesi çok önemlidir. Antakya, Roma ve İskenderiye apostolik kökenli yani havarilerin kurduğu kiliselerdir.

Nil nehri bizim bakış açımıza göre güneyden doğar ve kuzeye doğru akar, Mısır kuzeye doğru meyillidir, bu yüzden Yukarı Mısır Güney Mısır demektir. Mariye validemiz Güney Mısır’da yani Yukarı Mısır’da, Nil’in doğusunda Hafn köyünde doğmuştur. Babası Şem’un’dur, annesi de hristiyan bir Rum’dur. Kız kardeşi Sirin ile birlikte o zamanki hukuk gereğince İskenderiye’ye cariye olarak satılmışlardır. (01:00)

Mukavkis isim değildir, görevin ismidir. O zamanki Mukavkis’in ismi Cüreyc bin Minâ’dır. Mariye validemiz ve kardeşi Sirin Mukavkis’e cariye olarak satılmışlardır.

Mukavkis, Efendimiz’den gelen mektubu büyük bir hürmetle ayakta dinlemiştir. Terbiye başka bir şeydir, iman başka bir şeydir. Benim yahudi bir sekreterim vardı, 7 Ramazan’ı beraber geçirdik, ciddi kahve ve sigara tiryakisiydi. 7 Ramazan boyunca benim yanımda bir yudum kahve, bir nefes sigara içmedi. Ama kendini müslüman zanneden ve bu memlekette başbakanlık yapmış bir adam Ankara’da bir otelde iftara on dakika kala ağızlığına sigara taktı, yakmak üzereyken “Beyefendi, iftar sofrasındayız, akşam yemeği sofrasında değiliz, on dakika sonra yakın sigaranızı” dedim. Hem o zat sigarasını yakmadı hem de bana bir şey yapamadı. Terbiye başka bir şeydir. (05:10)

Efendimiz mektuplarını götürenleri seçerken konuşması çok güzel ve ikna kabiliyeti yüksek olanları seçmiştir. Mukavkis’e gönderilen zât-ı şerif Hatıb bin Ebû Belteâ’dır. Mukavkis, mektuba cevaben bir mektup yazmış ve hediyeler göndermiştir. Bu hediyeler Sirin ve Mariye kardeşler, iki farklı cariye daha ve Mariye, Sirin kardeşlerin amcaoğlu, kendisi de hadım olan hadımağası Meb’ur’dur. Bunların yanında bin miskal altın, yirmi tane elbise de vardır.

Bu elbiselerden biri çok özeldi. Efendimiz güzel giyinmezdi derler, hayır, gösterişli giyinmezdi, Efendimiz örtülü giyinirdi. Kendini örterdi, fakat Mukavkis’e jest olsun diye onun gönderdiği elbiseyi bir kez giydi, yani güzelliğini setretmedi. Nara atan atana, bayılan bayılana, Efendimiz’in güzelliğini görmeye dayanamadılar. Sonra Efendimiz o elbiseyi Dıhye’ye hediye etmiştir.

Hediyeler arasında Ya’fur adında bir merkep, düldül isminde bir beyaz katır, kumaşlar, bir de çok özel kristal bir bardak da vardı. Düldül çok süratli, güçlü bir katırdı. Bunları neden anlatıyoruz, Efendimiz’in eşeğinin adını bileceğiz, o eşek Efendimiz’in sıcaklığını hissetti, ben hissedebildim mi? (08:55)

İskenderiye’den Medine’ye gelene kadar Hatıb bin Ebû Beltea ile validemiz ve diğerleri konuşuyorlar. Hz. Mariye çok kültürlü bir hanım, sıradan bir cariye değildi, sarayda katip hizmetindeydi. Ebû Beltea İslâmla ilgili sorulara teferruatı ile cevap verince validemiz ve Sirin bir ihtimal yolda, bir ihtimal Huzur-u Hazreti Peygamberîde hidayete mazhar oldular.

Efendimiz Mukavkis’e jest olsun diye hediye elbiseyi giymişti, yine jest olsun diye Mariye validemizi kendisine cariye olarak aldı, Sirin’i de Hasan bin Sabit’e hediye etti. Efendimiz Hz. Mariye’ye bir ev tuttu. Amcaoğlunu da yanına hizmetli olarak verdi. (13:50)

Bu kişiler yabancı oldukları için haklarında dedikodu çıktı, bu dedikodular Efendimiz’in kulağına kadar gitti. Efendimiz Hz. Ali’yi bu konu hakkında tahkikat yapması için görevlendirdi. Hz. Ali Meb’ur ile konuştu, Meb’ur hadım olduğunu, bu dedikoduların neden çıktığını anlamadığını söyleyince Hz. Ali durumu Efendimiz’e bildirdi. (17:20)

8. hicri yılın Zilhicce’sinde İbrahim bin Resûlullah hazretleri dünyaya gelmiştir. Resûlullah Efendimiz daha sonra Mariye validemize hürriyetini iade etmiştir, böylece Hz. Mariye Efendimiz’in hanımı olmuştur. Mariye validemizin doğumunu Efendimiz’in azatlılarından biri olan Ebu Rafi’nin hanımı Hz. Selma yaptırmıştır. Doğum müjdesini Efendimize Hz. Selma’nın zevci Ebu Rafi vermiştir, Efendimiz Ebu Rafi’ye kendisi de bir azatlı köle olmasına rağmen bir köle hediye etmiştir. (22:10)

Doğum sonrasında Hz. Cebrail Efendimiz’e geldi. Her geldiğinde “Esselâmu aleyke ya Resûlullah” diyen Cebrail bu kez “Esselâmu aleyke ya Ebi İbrahim” dedi, “İbrahim’in babası sana selam olsun…” Yani, İbrahim aleyhisselâm’ın ismini Allah koymuştur. Hz. İbrahim yedi günlükken yavrusunun saçını traş ettirdi, saç insan artığı olduğu için onu toprağa gömdürdü, öncesinde tartıp miktarınca gümüç sadaka verdi, iki tane de akika kurbanı olarak koç kestirdi. Akika kurbanı olmazsa olmazdır, kız çocukları için bir, erkek çocukları için ikidir, Akika kurbanı iki türlü kullanılır, ya kemikleri tamamen kırılır kimse zarar veremesin diye, ya da hiç bir kemiği kırılmaz, çok sağlam olsun diye… İkisi de doğrudur. Adak olmadığı için kesenler de yiyebilir.

İbrahim Aleyhisselâm’ın süt anneleri Ümmü Bürde ve Havle binti Münzir hazretleridir. Ümmü Bürde’nin zevci Ebu Bürde demircidir. Efendimiz demirci dükkanına arada uğrar İbrahim Aleyhisselâm’ı orada severdi.

Efendimiz bir gün mescidde otururken Hz. İbrahim’in hastalandığı haberi gelir. Efendimiz bu haberi duyduğunda sarsılır, yanında bulunan Abdurrahman ibni Afv hazretlerinin elini tutar ve “beraber gidelim” der. Süt annenin evine giderler, Mariye validemiz ile Sirin de gelirler, çocuklarının hastalığının ağırlığına çok üzülürler. Hz. İbrahim Efendimiz’in kucağında teslim-i ruh etmiştir. (26:30)

Efendimiz kucağında ruhunu teslim eden oğluna şöyle seslenmiştir: “Ey oğul, ölüm Rabbimin takdiri olmasaydı sana daha çok üzülürdüm. Sonra gelecek olanlar evvel gidenlere kavuşamayacak olsaydı sana daha çok üzülürdüm, elbette üzgünüm, mahsunum, ama Rabbime karşı bir şey söyleyemem.

Efendimiz hanımlara kıyamadığından cenazelere gelmeyin demiştir ama Hz. Mariye’nin kabre gelmesine müsaade etmiştir.

Hz. İbrahim’in gaslini Hz. Abbas’ın oğlu Fadıl bin Abbas yapmıştır. Hz. Abbas ve Efendimiz gasli seyretmişlerdir, Efendimiz gasle girememiştir. Cenaze süt anne Havle hatunun evinde bir sedire konmuş, Efendimiz orada cenaze namazını kıldırmış ve dua etmiştir. Hz. İbrahim’i kabre Hz. Fadıl bin Abbas ile Hz. Usame bin Zeyd indirmiştir.

Efendimiz Hz. İbrahim’in kabrine kabir nişanesi koydu, taş dikmek haram diyenlerin ağızlarına biber sürmek lazım. Efendimiz Hz. İbrahim’in telkinini şu şekilde yapmıştır: “Ey oğul de ki, Rabbim Allah, Peygamber babam, Kitabım Kur’an, kıblem Kabe, kardeşlerim müminler”  (32:50)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir