Ezvac-ı Tahirat -11- Hz. Hafsa (1)

On 5 Ağustos 2014

Seyir Defteri | Bölüm 266 | 28 Nisan 2013 | 48′ 13”

Toplum olarak Kur’an-ı Kerim’i doğru anlamıyoruz. Çünkü, Kur’an-ı Kerim metinleri ile konuşup, Efendimiz’in hayat-ı saadetlerini teferruatı ile hatta kronolojik gidişi ile bile bilmiyoruz. Hangi ayetin ne zaman nazil olduğunu, hangi hadiselerde neler olduğunu bilmediğimiz için çok ciddi bazı yanlışlıklar yapıyoruz. Bu ciddi yanlışlıklar Allah muhafaza buyursun, küfürle neticelenebilir. (03:45)

Efendimiz aynı zamanda büyük bir fedaidir. Bütün bedeni, düşüncesel rahatını, davedî ve icabetî, ümmeti için terketmiştir. Ailevî meselelere üzüldüğü de olmuştur. Evlat acısı görmüştür, torun acısı, zevce acısı görmüştür. Babasını doğmadan, annesini çok küşük yaşta kaybetmiştir. Bu fedakarlıklardan bir kısmı da validelerimizle alakalıdır. Efendimiz’i öylesine iyi tanımalıyız ki, karı-koca münasebetlerimizde bile O’nun yaptığından örnek alıp, ona göre davranmamız lazımdır. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur, Efendimiz’in yaptıklarının aynısını yapmak sünnet değildir. Efendimiz yaptığını niçin yapmış, neden yapmış, bunu Efendimiz’i çok iyi tanıyarak tetkik edeceğiz ve hikmetini araştıracağız. Sünnet olan, o hikmete uygun davranmaktır. (05:10)

Dolayısı ile, Efendimiz hazretlerinin validelerimiz ile olan münasebatını çok iyi bilmemiz gerekmektedir. Aynısını tatbik etmesek de, Efendimiz’in niye öyle yaptığını kendi miktarımızca tetkik etmemiz gerekir. Yanlış bir tetkik de yapmış olabiliriz, bu önemli değildir. Çünkü Efendimiz’in müjdesi daima geçerlidir: “Siz bildiğinizle amel edin, Allah bilmediğinizi öğretir.” Yanlış düşünüp yanlış yapsak bile doğru diye yaptığımız için netice yanlış olmaz, hem de ikinci defa zuhur ettiğinde Allah doğrusunu öğretecektir, çünkü Rasulullah böyle buyurmuştur. (08:20)

Sure-i Nur’un 12. ayetinde geçen ifk kelimesinin manası iftiradır. Mübin kelimesi de apaçık anlamına geldiği gibi büyük anlamına da gelmektedir. Ayetin tercümesi şu şekildedir: “Mü’minler ve mü’mineler, bu lafı (iftirayı) işittikleri zaman, bu zanlarını hayırla düşünmeleri, algılamaları gerekmez miydi? Ve bu apaçık bir iftiradır demeleri gerekmez miydi”. Bu ayetin anlamı şudur; “bu apaçık bir iftiradır” demeyenler mü’min ve mü’mine değildirler! (12:45)

Nur suresinin 12. ayetine herkesin tekrar tekrar bakması gerekir. Bu bir itikat meselesidir. Hüsnüzanda bulunmayanların İslâm dairesinin dışına çıkacağına dair uyarıdır bu ayet. Bu ayete göre hüsn-ü zan imanın gereklerinden biridir. Bu ayet elbette ki, nazil olduğu zamanın hadisesi ve hükmü ile sınırlı değildir. Kur’an-ı Kerim ayetleri edebiyyete kadar hükm-ü carîdir. Öyleyse bu ayet-i kerimenin de hükmü ebedidir. Biz müslümanlar, kulağımıza gelen hiçbir lakırdıyı su-i zan ile algılamamak mecburiyetindeyiz. Hüsn-ü zan ile algılamalıyız. Efendimiz bütün bunları önlemek için başka birşey daha söylüyor, “Gördüğünü ört, görmediğini söyleme”. Ne yazık ki, biz daha dedikoduyu bile halledememişiz, nerede kaldı iftira… Dedikodu yapma dediklerimiz, olanı söylüyorum diye cevap veriyor. Lütfen artık şunu kafalara dank ettirelim, olanı söylemek dedikodudur. Olmayanı söylemeye iftira derler. (18:30)

Validemizin ismi Hafsa binti Ömer bin El-Hattab El Adeviyye’dir. Validemiz Cenab-ı Ömer (ra) Efendimiz’in Kerime-i Muhteremeleri’dir. Kayıtlara göre evlilik yaşı yirmi olarak kabul edildiği için doğum tarihi 605 olarak geçmektedir. Hz. Hafsa validemizin annesi de çok önemli bir hanım olan Beni Maz’un kabilesinin ileri gelenlerinden Zeynep binti Maz’un’dur. Zeynep binti Maz’un valide, Hz. Ömer’in böyle bir kıymetlisidir. Çünkü altı sene sonra da anne bana bir kardeş olarak Abdullah bin Ömer doğacaktır. (25:20)

Hz. Ömer daha yirmili yaşlarında Kabe görevlerinden olan Sefaretle görevlendirilmiş çok önemli bir zattır. Hanımı bir kabile reisinin kardeşidir, yani Hz. Hafsa asil bir hanımdır. Bu asil hanımları toplumun asil fertleri ile evlendirmek gerektiği düşüncesi vardır. (32:30)

Bir meclisin bozulmaması çok önemlidir. Onun için küçükler büyüklere selam vermezler. Büyük tesbihte midir, tefekkürde midir bilemeyiz, bu yüzden yolda giderken büyüklere selam verilmez. Büyük selam verirse tazim ile alınır. Bu meclis bozmamak içindir. Ama tavrından, yüzünden serbest bir halde olduğu belli ise, gezme tenezzüh gezmesi ile selam verilir, bunlar çok önemlidir. (35:00)

Hz. Osman, Rasulullah’a damat olmuş bir zattır ve çok önemli bir adam olan Affan’ın oğludur. Hz. Ömer ilk olarak Hz. Osman’a Hafsa validemiz ile evlenmesini teklif etmiştir ancak Hz. Osman evlenme niyetinde olmadığını buyurmuştur. Hz. Osman’nın bu davranışı aynen Hz. Ali Efendimiz’in Hz. Fatma’nın sağlığında başka hanım almaması gibidir. Hz. Ömer, bu cevap üzerine Hz. Ebubekir’e gitmiş ve kendisine çocuksuz dul kalan kardeşi işe evlenmesini teklif etmiştir. (36:30)

Hz. Ebubekir Efendimiz, Efendimiz’in çok yakın arkadaşı ve sırdaşıdır, aynı zamanda çok yüksek bir idrake sahiptir. Efendimiz’e nazil olan “Size olan nimetimi tamamladım ve din olarak İslam’ı seçtim” mealindeki ayet geldiğinde Ashab-ı Kiram sevinirken Hz. Ebubekir ağlamaya başlamıştır. Niye ağlıyorsun dediklerinde, peygambere gelen vahiy kesildiğinde peygamberin vazifesi dünyada bitmiştir, Allah O’nu dünyada bırakmaz deyip Efendimiz’e hasret kalacağımız için ağladığını söylemiştir. (37:40)

Hz. Ömer, önce Hz. Osman, sonra da Hz. Ebubekir tarafından reddedildiği için çok üzülmüş, bu üzüntüsünü ve gücenikliğini de Efendimiz’e arzetmiştir. Efendimiz herkese mutluluk veren o mübarek yüzüyle gülümseyerek “Allah, Osman’a Hafsa’dan daha hayırlı, Hafsa’ya da Osman’dan daha hayırlı bir zevc ve zevce ihsan eder, o zaman üzüntün kalmaz” buyurmuştur. (38:50)

Ocak 625, Hicri 3 yılının Şaban ayında Efendimiz dördüncü eş olarak Hz. Hafsa ile evlenmiştir. Efendimiz’in hicretinden sonraki cami ve hücre inşaasında Hz. Ayşe ve Hz. Sevde’ye iki hücre yapılmıştı. Bugünkü durum itibari ile konuşursak, Şebeke-i Rasulullah’ın önünde dikilip, O’na tazimlerimizi, salat-u selamlarımızı okuduğumuz yerin tam karşısındaki yer yani Efendimiz’in, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’in kabirlerinin olduğu yer Hz. Ayşe’nin hücresidir. Hz. Ömer’in tarafına doğru bir hücre daha vardır, orası da Hz. Sevde’nin hücresidir. Şimdi bizim ayakta dikildiğimiz yer ise Hz. Hafsa’nın hücresi olarak yapılmıştır. Bastığımız yeri bilelim diye bu ayrıntıları söylüyoruz. O bastığımız yerlerde Hz. Hafsa validemiz oturdu, Efendimiz oraya geldi, gitti, istirahat etti… Hangi yere basıyoruz, bilelim. (40:40)

Hz Hafsa yaş olarak çok gençti, Hz. Ayşe de çok gençti. Hz. Sevde validemiz ize Efendimiz’den de yaşlıydı. Hz. Hafsa ve Hz. Ayşe validemizin yaşları çok yakın olduğu için çok iyi anlaşıyorlardı, bir kıskançlık olmadı aralarında. Hatta diğer hanımları birlikte kıskanıp birbirlerine yardımcı oldular. Tabi bu kıskanma kelimesi güzel değil ama validelerimiz beşeri bir muhabbet hududu içinde birbirlerine yardımcı olmuşlardır. Hz. Hafsa’nın Hz. Ayşe hakkında, Hz. Ayşe’nin de hem Hz. Hafsa hem de diğer validelerimiz hakkında faziletlerini anlatan sözleri ve hadis nakilleri vardır. (42:35)

Hz.Hafsa, Hz.Ayşe, Hucurat Suresi, Nur Suresi, Hz. Osman, Hz. Ömer, Hz. Ebubekir,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir