Allah görülmez, bilinir; Resûlullah görünür, bilinmez!

On 7 Şubat 2016

Seyir Defteri | Bölüm 12 | 27 Mart 2008 | 49′ 59”

Allah-u zü’l Celâl’in Hz. Adem’e verdiği esmalarla aslında kurum olarak Muhammed Aleyhisselâm oluşmuştur. Kişi, beden olarak değil, kurum olarak… Adem Aleyhisselâm’da Muhammed Aleyhisselâm gizlidir. Süleyman Çelebi’yi çok iyi anlamamız lazım. Nur bahri diye bir bahir vardır Mevlid-i Şerif’de, o bahirde şu satır geçer:

“Bil Habibim nurudur bu nur dedi”

Hz. Abdullah bütün Arap kadınlarının talip olduğu bir delikanlı… Hanımlar beni al diye kendisi ile evlenmek istiyorlar. Ama Allah Efendimiz’in anneliğini Amine validemize bahşediyor. Hz. Amine Medinelidir, çok iyi şiir okur. Aynı kadınlar Hz. Abdullah Amine validemiz ile evlendikten sonra “Talib olduğumuz Abdullah o kadar da güzel değilmiş” demeye başlamışlardır. Bu sefer de Amine validemizin Medine’deki akrabaları “bu kız ne kadar güzelmiş, biz neden farketmedik” demişlerdir. Çünkü artık Nur-u Muhammedî Âlak-ı Muhammedî oldu, Efendimiz’in manadan oluşan kurumsal varlığı maddesel varlığa dönüştü.

Efendimiz’in güzelliğini herkes görmemiştir, tahammül edilemez. Beşer kudreti ile Cemal-i Mustafa’nın seyri mümkün değildir. Allah özel kuvvet verirse ne âlâ… Hatıralarını, insan yapısı kubbesini görmeye tahammül edemeyenler vardır. Herkesi kendimiz gibi katı, kaya gibi zannetmeyelim, ne râkik, ne ince, ne duygulu insanlar var yeryüzünde… Kubbeni göreyim öleyim diyor, yaya gidiyor, kubbeyi gördüğü anda düşüyor… Hadi bunlara menkıbe diyecekler, Mısırlı meşhur şarkıcı Ümmü Gülsüm, Allah rahmet eylesin, Suud Devletinin kadınlara başka türlü ziyaret ettirme sistemine muhalefet edip kendi popülaritesini kullanarak “ben Bâbü’s Selâm’dan gireceğim” diyor, onun hatırı için tenha bir zamanda müsaade ediyorlar. Şarkıcı Ümmü Gülsüm sağ elini kaldırarak “Esselâmü Aleyk…” diyor, düşüyor bayılıyor, lafı tamamlayamıyor. Ümmü Gülsüm Hazretleri… Şarkıcıya hazret denir mi? Efendimiz’i böyle sevene hazret denir! Kimin ne gönül olduğunu bilemeyiz. Musikînin ne olduğunu bilmeyenler Ümmü Gülsüm’den ne anlayacaklar. Bu ince adamların işidir.

Müslümanlık ince insanların işidir. Dervişlik de ince müslümanların işidir. (03:20)

Yusuf Suresi konuşulurken Hz. Ayşe validemiz “Mısırlı kadınlar Hz. Yusuf’un güzelliğini görüp ellerini kestiler ama o güzelliğin seyrinin verdiği keyifle ellerinin kesildiğini hissetmediler. Yusuf’un güzelliği ile ellerini kesen kadınlar benim Efendim’in güzelliğini görselerdi o bıçakları kalplerine sokarlardı” buyurmuştur.

Allah görülmez, bilinir; Resûlullah görünür, bilinmez! (10:40)

Ayet-i Kerim’de “Ey iman edenler, siz de salât edin” buyruluyor. İman etmeyenler salât etmezler. Peki biz ne yapıyoruz, “Allahümme” yani “Ey Allahımız” diyerek duaya başlıyoruz. “Biz senin bize salât etmeyi emrettiğin Habibi’ne layık bir şekilde salât edemeyiz, öyleyse lütfen, Allahımız, Sen Senin uygun gördüğün tarzda O’na ve ailesine, ashabına salat et Ya Rabbi”. Allah’ın salat ettiğine kulun salat etmesi mümkün müdür? (12:40)

Efendimiz’in alemlere rahmet olarak gönderildiğinin buyrulduğu ayet-i kerimenin Efendimiz hakkında değil Kur’an-ı Kerim hakkında olduğunu iddia edenlere de rastladım. Bu ayette “Vema erselnâke” kelimesi çok önemlidir, Arapça kaidelere göre “ke” eki insana söylenir, bu kadar basittir. Yani senin yüzün suyun hürmetine günahları affederim, mükâfat veririm… Allah nasıl alemlerin Rabbi ise o alemlere rahmet olarak da Muhammed Mustafası’nı göndermiştir. Alemlere ahiret alemi, ruhlar alemi, cisimler alemi de dahildir. Allah’ın alemleri rakamlara sığmaz. 18 bin kelimesi kesretinden kinayedir. (16:40) 

Cenab-ı Allah Hâlık-ı Mutlak’tır. İnsan bedeni şekil itibari ile dünyanın en estetik varlığıdır. Genel ölçüler oranı vardır, o oranlara estetik ilmi denir. Sadece bedenden ibaret olmayan insanın başka boyutları da vardır. Bu boyutların yaratıcısı da Allah’dır.

Huy demek iç yapı demektir. Halûk diye kullandığımız isim güzel ahlak sahibi demektir. Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “İslâm güzel ahlaktır” buyurmuştur. Bu insana “benim ahlakım güzel, ben yeterince müslümanım” demek yetkisini vermez. Çünkü huy, hulk, davranış biçimi başkadır, mükellefiyetler başkadır, muhabbet başkadır. Bunların hepsi birden olursa olur. Benim kalbim temiz, karnım semiz olmaz, mutlaka mükellefiyetlere riayat edilmelidir.

Güzel ahlak ahalinin güzel gördüğü değildir, Allah’ın güzel gördüğüdür. Allah neyi güzel gördüğünü, neyi görmediğini Kur’an-ı Kerim’de bize bildirmiştir. Mesela Allah temizleri sever. Zahiri temiz olmayanın batını temiz olmaz. Çok nadiren bazı evliya menkıbelerinde başka meseleler için bazen beden temizliğine riayet edilmediğine dair meseleler vardır, bunlar ahalinin anladığı gibi değildir, ehline malum şeylerdir. (27:40)

Efendimiz’in davranış biçimlerini örmek almak her müslüman üzerine farz-ı ayndır. Ayetle sabittir. Herhangi bir davranış biçimimizde biz Efendimiz’den örnek almıyor isek farza muhalefet etmiş oluruz, Allah’a muhalefet etmiş oluruz, yani günah işlemiş oluruz. Bu kadar basittir. Her halimizin bir örneği Efendimiz’de vardır. Efendim biz O’nu yakalayamadık dersen, o zaman yakalayanları yakalarsın.
Resûl-ü Kibriya Efendimiz’in gerek kırk yaşından sonraki hayatında kendisine daha sonra gelecek ayetlere, gerek kırk yaşından önceki hayatında henüz kendisine hiçbir ayet nazil olmadan evvelki davranışlarında sonradan nazil olacak ayetlere muhalif tek nokta bulmak mümkün değildir. (31:35)
Biz ancak yanlış yapar o yanlışımızdan dönmeye çalışırız. Efendimiz’e Cenab-ı Hakk’ın kudreti gereği ihsanı o kadar çok idi ki bir evvelki hali bir sonraki haline göre istiğfarı gerektiriyordu. Efendimiz hergün mertebe katetmektedir. Çünkü Allah’ın ihsanının sonu yoktur.
Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm hiçbir kategoriye sığmayan kategoriler üstü bir Zât-ı Şerif’dir. O’nun tövbesi ile bizim seyyiat dolu, nefis dolu kabahatlerimizin tövbesini aynı teraziye koyma küstahlığında bulunmayalım. Bizimki eksikliğimizin giderilmesidir, O’nunki “ifade-i şükürdür”.
Ayrıca Allah tövbe edenleri sever, çünkü Tevvab’dır. Efendimiz de Habibullah olduğu için Allah’ın sevdiği fiili işler. (36:50)
İnsan-ı Kâmil’in yegane mümessili Efendimiz’dir. Efendimiz’e varis olmakta ne kadar ileri gidilirse mevcut insan-ı kâmil de o kadardır.
Miras meselesi çok önemlidir. Bir zatın hiçbir kazanımı yok, tembel, cahil ama babası çok zengin. Babası vefat etti, fabrikalar, hanlar, hamamlar hiçbir emeği olmamasına rağmen o çocuğa intikal eder. Miras budur. İlim de böyledir. Verâsetü’l Enbiyâ olmak da böyledir. Alimler Resûlullah Efendimiz’in ilmini tevasür ederler, Allah bu ilmi istediğine verir. Bir kabiliyetsiz delikanlı babasının çalışarak edindiği bütün mala babasının vefatı ile sahip olur, işte böyle emek vermeden alim olanlar da vardır. O çocuğun babasına varis olma sebebi o babanın yavrusu olmasıdır, yavrusu ona yakındır. Resûl-ü Kibriya’ya böyle bir yakınlık kesbettiğin zaman çalışmana, mal mülk edinmeye lüzum yok, o yakınlıktan varis olursun. (42:00)
Hadis-i Şerif’i bilmediğimiz için Allah’ın 99 ismi vardır deniyor. Hadis-i şerifte Efendimiz “Allah’ın esması içinde şu 99 tanesi vardır ki..” buyurmuştur. Allah’ın isimleri 99 ile sınırlı değildir.
İbn-i Arabî’nin çok önemli bir sözü vardır, “10 bin civarında esma tespit ettim, hepsinin gölgesinde Resûl-ü Kibriya’nın esmasını gördüm”. Bu ne demek? Bunu da anlayan anlasın, İbn-i Arabî’yi herkes anlayacak değildir.
Resûl-ü Kibriya Efendimiz alemlere rahmettir ama alemlere sığmaz, sığsa sığsa gönüllere sığar çünkü alem gönül kadar geniş değildir. O’na bende olmanın yolu, O’na bende olanlara bende olmaktan geçer.
“Padişahı âlem olmak bir kuru kavga imiş
Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş.”
(44:15)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir