Hitabiyat kitabiyattan efdaldir

On 25 Mart 2015

Seyir Defteri | Bölüm 312 |  18 Haziran 2014 | 38′ 58”

(Aynı program 22 Mart 2015 tarihinde de yayınlanmıştır.)

Bir hadisede Allah’ın halifesine yani insana ihsan buyurduğu esma -bu arada hep tekrar ediyoruz Allah’ın esması 99 ile sınırlı değildir- herhangi bir işte ne kadar çok olursa tesirat ve mükemmeliyat o kadar yüksek olur. Hitabiyat kitabiyattan efdaldir yani hitap etmek okumaktan faziletlidir. Efendimiz Hazretleri’nin mübarek hayatlarında beraber olan mübareklerin İslâm literatüründe özel bir ismi ve yeri vardır: Ashab-ı Kiram. Ashab kelime manası ile sahip olan demektir, neye sahip olan Resûlullah’ın sohbetine sahip oldukları, sohbet ehli oldukları için Ashab-ı Kiram olmuşlardır. Öyle yüksek insanlardır ki onları görenler bile ayrı bir tabakadır. Tabiin de öyle yüksek insanlardır ki onları görenler de ayrı bir sınıftır. Ashab-ı Kiram’ın yüceliği Efendimiz’dendir. Efendimiz kimseye kitap okumadı, okumaktan berî idi. Ne öğrenmek için ne öğretmek için okuma ve yazma aletine ihtiyacı yok… Ayetleri de, hadisleri de, emirleri, sohbetleri, iltifatları, cezaları hepsi sözlüdür. Söz bu kadar önemlidir. Efendimiz inzal olan ayetlerin daha sonra kaybolmamasını temin ve aralarına yabancı lakırdı girmemesi için fevkalade itimata caiz zevatı kirama yani vahiy katiplerine yazmalarını ama meydana çıkarmamalarını emir buyurdu. Hz. Ebûbekir bunu bir ana nüsha olarak topladı ve çok alim olan annelerimizden Hz Hafsa binti Ömer’e teslim etti. Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer vefat ettikten sonra o nüsha hala Hz. Hafsa’nın hücresindeydi. Daha sonra bu nüsha kıraat alimlerinin istişaresi ile nüsha olarak çoğaltılmaya başlandı. Kur’an-ı Kerim’in mushaf haline gelmesi ve etrafa yollanması Hz. Osman’ın son zamanlarındadır. O zamana kadar müslümanların hepsi lisan ile söz ile hitabet ile sohbet ile bu mübarek dine girdiler. (03:20)

Kitap okurken orada bulunan esmaları alırız ama kitaptaki bilgileri siz bana sohbetle anlatırsanırsanız kitabı okurken olan esmalar yanında kelam esması var çünkü konuşuyorsunuz, semi’ esması var çünkü dinliyorsunuz, basir esması var birbirimizi görüyoruz… Daha çok var, işte okumaktan 3 esma fazla var. Bunun için tesiri daha fazladır. Bir meselede ne kadar çok esma tecellisi varsa o mesele o kadar yüksek olur. Onun için her zaman sohbet ve hitabet kitaptan üstündür. (11:10)

Karşılıklı sohbette riya yapıldığında bir şekilde bu anlaşılır. Kitapta riya belli olmaz. İnsanın kavli ile bevli farklı olmalı derler. Dolayısı ile güzel söz söylenmelidir. Güzel derken halim selim, miskin bir tarz anlaşılıyor, böyle değildir. En güzel söz söyleyen Efendimiz değil mi? Gerektiğinde Cenab-ı Peygamber alnının ortasındaki damar dışarı çıkacak kadar asabilenmiyor mu? Efendimiz buyuruyor, “Ey kardeşlerim, insanlar sizi söylediklerinize göre değil, yaptıklarınıza göre değerlendirirler.” İnsanın kelamı ile fiili farklı olursa tesir etmez. Bunun tipik örneği Efendimizdir. Efendimiz’den başka kimseyi tanımak yanlıştır. Haliyle, sözüyle herşeyiyle bütün kainata yetecek güzel ve doğru numuneler ancak ve ancak Efendimizdedir. Başkasında yoktur, o kemal başka kimsede olamaz. Bugünkü hesapla 38 yaş küsür aya kadar, ay yılı hesabına göre 40 yaşına kadar lakabı Emin değil mi? Geçenlerde bir kardeşimiz sordu, tebliğ nasıl olur diye? Tebliğ dediğin fiille olur. Hayır yap diyorsun hiç hayır işlememişsin, önünde rakı bardağı, oğluna içme diyorsun… Bu sözleri kim takar? Bizim söylediklerimizi yaşıyor olmamız sözün tesirini artırır. Sohbet sahibi sohbet ettiği konularda söylediğini yapan bir adamsa çok konuşmasına da gerek olmaz. (12:45)

Beşiktaş’ta Yahya Efendi dergahında imamlık yapan Abdülhay Efendi vardı, ayrıca başka vasıfları da olan mübarek bir zat-ı şerifti. Bendeniz delikanlı iken onun hutbeye minbere çıkıp baştaki hutbe hutbesini yaptıktan sonra hiçbirşey söylemeyip “Ela inne ahsenel kelam…” deyip aşağıya indiğini biliyorum ama arkadan birkaç kişi Allah diye bağırıyordu, O hiçbirşey söylemeden. Niye böyle? Abdülhay Efendi olmadan bu bilinmez! Musikînin en yücesi sessizliktir. Sesin ahenksizine gürültü, ahenklisine musikî denir. Ahenksiz sesler pek çoktur, gürültü vardır. Bu gürültüyü bastırdığı için ahenkli ses insanın hoşuna gider ama en yüksek musikî sukunettir. En yüksek sohbet de haldir, kâl değildir. Hal tesir eder, kâl çok tesir etmez. Ayrıca sohbetlerde dinleyen anlatandan önemlidir. Bu pek kabul edilen bir söz değildir. Tebliği sırasında Resûlullah mı önemli, Ebûbekir mi önemli diye sorarsak herkes Efendimiz der. Aynı sohbeti Efendimiz Ebu Cehil’e yapmadı mı? Dolayısı ile tebliğde Ebubekir önemlidir yani dinleyen anlatandan önemlidir. Hz. Adem Şit’e de, Habil’e de, Kabil’e de farklı şeyler mi söyledi, biri peygamber, biri katil, biri maktul. Hz. Nuh oğluna söz geçiremedi deniyor, ne münasebet, neden oğlu dinlemedi demiyorsun. Dikkat edelim, sadece tebliğ için söylüyorum, lafı ters anlayan çok memkeletimizde yoksa Resûlullah tektir, yagene büyüktür. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz, mürşid önemli değildir, mürid önemlidir, mürid dinlerse kazanır, dinlemezse kazanmaz. Bu Allah’ın bir cilvesidir.Hidayet Allah’ın elindedir. (21:10)

Abdullah ibni Mektum hazretleri âmâydı, kendisinde öyle bir sada var ki savaş alanında hayvan sesleri, yaralanma sesleri, boru sesleri varken o sesleri bastıracak kadar sesi kuvvetli bir zattı. Efendimiz kendisine “Ey kendisi yüzünden Rabbimden azar işittiğim kardeşim” diye takılırdı. İbni Mektum hazretlerinin sabah ezanını okuduğu zaman içtihada sebep olmuştur. Bugün İmam Şafi hazretlerinin ve Ebu Hanife hazretlerinin sabah namazı vakti konusunda içtihat farkları vardır. Biri Hz. Bilal’in ezanıdır, biri Abdullah ibni Mektum’un ezanıdır. Kasidiye savaşında şehid olmuştur. (30:50)

Sohbet olmazsa olmazdır. Okullardaki bütün dersler, ilkokuldan doktoraya kadar bütün dersler sohbettir. İnsanlar ve kurumlar hatta devletler arasında ne kadar anlaşmazlık varsa büyük oranda sohbetsizlikten yani diyalogsuzluktan kaynaklıdır. (35:40)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir