Ramazan-ı Şerif’in mehtabı bile farklıdır
Seyir Defteri | Bölüm 34 | 28 Ağustos 2008 | 53′ 20”
Evvela maddi ve manevi ayrımının hakikâtte olmadığını, sadece izah bakımından bazı şeylerin maddi tarafı, bazı şeylerin manevi tarafı olduğunu söylemek lazımdır. Maddi ve manevi ayrımı yoktur, zâhir ve bâtın ayrımı olmadığı gibi, bunlar sadece izah babındadır. Maddesi olmayanın manâsı olmaz, manâsı olmayanın maddesi olmaz. Eğer Ramazan-ı Şerif’de yemek düzeninden çalışma düzenine kadar maddi bir takım değişiklikler varsa, bu manevi değişikliklerin de olduğunu gösterir. Veya manevi değişiklikler olduğu için öyle bir maddi değişiklik zuhura gelmiştir. Zâhir ve bâtın ne zaman çelişti ki… Birisi her kişinin gördüğüdür, birisi Er kişinin gördüğüdür. Ramazan-ı Şerif’te zâhir ve bâtın, dinî dünyevî mutlaka bir değişiklik olur, bu sadece müslümanın kendinde, müslüman ülkelerinde değil bütün dünyada olur. Çünkü Ramazan-ı Şerif Kur’an-ı Kerim’in indirildiği aydır. (03:30)
Başka bir gözle bakmasını bilenler Ramazan mehtabı ile başka ayların mehtaplarının farklı olduğunu görürler. Bu anlatılmaz, yaşayan bilir. Ramazan-ı Şerif Efendimiz’in ifadeleri ile öyle bir mübarek bir aydır ki Efendimiz “Bir müslüman Ramazan-ı Şerif geldi, geliyor diye sevinse, memnun olsa ona cennet gerekir” buyurmuştur. Diğer bir müjdeli haberinde Efendimiz “Oruçlunun iki sevinçli anı vardır, biri iftar zamanı, biri ahirette orucun mükafatını aldığı zaman” buyurmuştur. İftar sofrasında sadece beden seviniyorsa o oruçta bir eksiklik vardır. Oruç tutmanın getirdiği bedensel etkilerden dolayı bir ağız kokusu bahismevzudur, Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde “Oruçlunun ağzının kokusu Allah’a ulaşan en güzel kokudur” buyuruyor. Her türlü ağız kokusu haram yemekten kaynaklanır, helalinden soğan yiyin soğan dahi kokmaz ama herşeyin helal olması mümkün olmadığı için bir parça koku olur. O ağız kokusunun Allah indinde güzelliği şundandır, biz iftar için beklerken hal dilimizle “Ya Rabbi senin hatırın için verdiğin helal nimetlere dokunmuyoruz” diyoruz. Nefsimizin hatırını değil Allah’ın hatırını gözetiyoruz. (07:00)
Bizim işlediğimiz her günah Allah’ı üzer. Biz sadece ceza ve mükafat tarafına bakıyoruz. İnsanın “yârimin dediğini yaptım, O’nu üzmedim” memnuniyetini yaşaması yüksekliğine erişmesi lazımdır. Gaye ceza ve mükafat olmamalıdır, onlar teşvik edici usûllerdir. Müslüman yüksek ve şuurlu olur. Cennet ve cehennem mahluktur, arif olan mahluk peşinde koşmaz!.. (13:40)
“Ya Rabbi seni hakkıyla bilemedim” diyen bir Peygamber’in ümmeti değil miyiz? Bazı insanlar kim oluyor ki ben oldum, herkes bana uysun arkamdan gelsin diyor. Herkes bilâistisna Muhammed Mustafa’nın arkasından gider, arkasından gidilecek başka adam yoktur. O’na gidecek yolu gösterenlerin arkasından gidilir ama herkes değil… Bütün insanların tabi olacağı tek bir zat vardır, O da Ahmed-i Mahmud-u Muhammed Mustafa’dır… Bunları doğru ortaya koymazsak adam kendi hocasını, mürşidini, şeyhini ilahlaştırırsa yapacak birşey yok!.. Seni doğru yola ileten zat senin için çok önemlidir ama başkası için önemli değildir çünkü onun meşrebi başka türlüdür. (17:30)
Oruç ibadetinin yüksekliği toplu ibadet olmasından kaynaklanır. En uzun ve en kalabalık toplu ibadet oruçtur. İbadetler münferit değildir, cemaatle yapılır. Namaz da cemaatle kılınır, münferit kılmaya ruhsat verilmiştir. (21:10)
Her ibadetin karşılığında belli bir mükafat aşağı yukarı ortadadır. Hz. Mevlâna’ya günlük işlerinde hizmet eden bir derviş var. Hz. Pîr çok nazik, iltifatı bitmeyen bir zât ama bu dervişe hizmetlerine karşı hiç teşekkür etmiyor. Bu hal Sultan Veled Hazretleri’nin dikkatini çekiyor ve hikmetini Hz. Pîr’e sorunca Hz. Pîr: “Her işin bir ecri vardır, biz faniler olarak bu ecirleri ödediğimiz zaman kendi miktarımızca fani olarak öderiz, ben teşekkür edersem onun yaptığı işin ecrini almış olur, ona mahsus teşekkür etmiyorum ki Allah ona benim namıma teşekkür etsin ki O’nun teşekkürü ebedidir” buyuruyor. Orucun toplu olarak en uzun süren ibadet olması nedeni ile Hz. Allah mükafatını özel olarak vereceğim buyurmuştur. (29:30)
Allah’ın azabının ateş gibi yakıcı olduğu Kur’an-ı Kerîm tabiri ile bellidir. Ama sen bunu engizisyon papazı gibi katranla, doğalgazla anlatmaya kalkıyorsan sen bu ayeti anlamamışsın demektir. İçime ateş düştü tabiri var, aç bakayım içini ateş var mı? Ama özellikle Allah kimseye göstermesin evlat acısında insanın içine nasıl bir ateş düşer… Sırat köprüsünü cambaz ipi diye anlatan adamdan İslâm öğrenilir mi? Bunlar incelikleri anlatmak için sembollerdir, sembolleri asıllarının yerine koyarak cennet ve cehennem anlatılmaz. İbadetlerin sonucu cezadan kurtulmak veya mükafata erişmek değil Allahlı olmaktır. Oruç da bu gayelerden biridir. (34:10)
Onun için tercümeler üzerine hüküm vermek olmaz, Kur’an okuyayım, hadis metni okuyayım dinimi öğreneyimden vazgeçilmesi lazımdır, ilmi ile âmil, yüzü görüldüğü zaman aklına Allah ve Resûlu gelen, yumuşak huylu ama gerektiğinde Allah için ikazda da bulunan yani adam gibi adamdan öğrenmek lazımdır. Öğrenmenin yolu yapmaktan geçer. Marifetullah dışındaki ilimlerin hepsi vasıta ilimlerdir. Marifet Allah ile Allah’ı bilmektir. (39:10)
Ramazan Umresi hacdan sonraki en önemli Kâbe ziyaretidir. Bir oruçlunun iftarına ikramda bulunmanın özel bir hal olduğunu Efendimiz bize bildiriyor. Büyük masraflarla şatafatlı iftar programları müslümanlara yakışmıyor ancak davete icabet farzı ayndır, kaçmakla hiçbirşey çözülmez, kendimi kurtarayım elalem ne yaparsa yapsın denmemelidir, orada bazı insanları ikaz etmek babında -ayıplarını yüzüne vurmak ben senden daha iyiyim diye değil- birşeyler yapılabilir.
Bu gözler iftar sofrasında iftara beş dakika kala sigara yakan adam gördü. İslâm hukukunda alenen oruç tutmama cezası vardır ama oruç tutmama cezası yoktur. Oruç tutmadın diye bir müslümanın bir müslümana ceza verme yetkisi yok ama terbiyesizlik yapıp sokakta birşey yemek içmenin cezası vardır. (43:20)
Ramazan-ı Şerif oruç tutularak, teravih kılınarak, zekat verilerek vs yapılarak ihya edilmez, Ramazan-ı Şerif teşrif etmekle bizleri ihya eder!.. (49:45)






