Ezvac-ı Tahirat -9- Hz. Ayşe (4)
Seyir Defteri | Bölüm 264 | 14 Nisan 2013 | 48′ 11”
Biyolojik annelik doğurmakla olur, ama annelik sadece doğurmak demek değildir. Ayşe validemiz diğer validelerimiz ile birlikte Allahu Zülcelal tarafından, sadece biz mü’minlere, anne olarak tayin buyrulmuştur. Anneler yavruları arasında çıkan ihtilafatı bertaraf etmek için gayret sarfederler. Yavrularının birisinin yanında bulunuyor olması, onun taraftarı olduğu anlamına gelmez. İşte bu yanlış bakış açısından dolayı, farkında olmadan Ashab suresinin altıncı ayetindeki hükme muhalif davranıp, İslâm dairesinin dışına çıkanlar vardır. (03:10)
Hz. Ayşe validemiz, Cemel Vak’asında sanki bir kumandan gibi gösterilmektedir, bu doğru değildir. Cemel Vak’asından kumandanlık diye birşey yoktur. Hz. Ömer döneminde özellikle İran, Mısır ve Suriye fetihleri ile İslam toprakları çok genişlemiştir. Bugün o topraklar üzerinde birçok devlet var. Bütün bunların idaresi Hz. Osman’ın riyasetindeki heyetteydi. Fakat o asra kadar hep dışarsı olarak görülmüş olan Sasaniler, İbraniler, Gassaniler, Kıptiler artık İslam Devletine dahil olmuşlardı. Elbette bu saydıklarımızın örf, adet, gelenek ve görenekleri farklıydı. Örf, nasa muhalif olmadığı müddetçe geçerlidir. İslamî prensiblere muhalif olmayacak şekilde, ama bu sayılan milletlerin kendi aralarında zıt örf ve adetler, o zamanki insanların kafalarını karıştırmıştır. (08:00)
Hz. Osman’ın özellikle hilafetinin son beş ve altı senesinde İslâm devletine dış toplumlar katılmıştı. Mısır ahalisi olan Kıptiler, Suriye’nin güneyinde İbraniler ve İraniler bu toplumlardı. Safiyye validemiz ırk olarak İbrani’dir, Mariye validemiz ırk olarak Kıpti’dir, diğer validelerimiz ırk olarak Arap’tır. Ama “inne ekremekum indallâhi etkâkum”ayeti gereği, Allah seni ırkından dolayı suala maruz bırakmaz, çünkü sen onu iradenle elde etmedin. Ne diyor bu ayet, Allah seni davranış biçimlerinden, ittikândan dolayı sorguya çeker ve sende ittikâ yani Allah’ın emirlerinden çıkma korkusu ne kadar fazla ise o zaman en çok ikrama layık olursun. İttikâ, Allah korkusu demek değildir, Allah’ın emirlerinden çıkmak korkusudur. (17:00)
Hz. Osman dönemindeki bu dış toplumların artık İslam devletinin içinde yer almalarından dolayı idarede tarafgirlikler olmaya başlamıştır. Efendimiz’in aynı zamanda vahiy katiplerinden olan, Hz. Osman’ın süt kardeşi Ebu Serh vardır. Ebu Serh, vahiy katipliği sırasında, bana da vahiy geliyor demiş, ancak sonra Hz. Osman’ın süt kardeşi olduğu için Mekke fethinden sonra Efendimiz tarafından affedilmiştir.Ebu Sehr çok önemli bir adamdır, Efendimiz tarafından affedildikten sonra, Mısır valiliği zamanında Libya’yı, Batı Mısır’ı fetheden odur. Müslüman denizcileri arasında ilk önemli kişidir. Fakat o cehalet ve eski kabahate takma adeti nedeni ile Mısırlılar Hz. Osman’dan Ebu Serh’i azletmesini istemişlerdir. Efendimiz’in affettiğini affetmemek ne haddimize? (20:00)
Ebu Serh’in azlini isteyenler, onun Hz. Osman’ın süt kardeşi olduğu için kayrıldığını iddia ettiler. Halen bu iftirayı yapanlar vardır. Hz. Osman böyle birşey yapar mı? İnsandır, hata yapar diyemeyiz, çünkü Rasulullah Efendimiz hazretlerinin itimatına mazhar olmuş bir zattır Hz. Osman… (23:30)
Hz. Osman’a baskı yapmak isteyenler, Hz. Ayşe validemizi aracı tutmak istemişlerdir. “Anneciğim, nolur Osman’a söyle, şöyle yapsın, böyle yapsın…” Bu kadar çok şikayet gelince, Hz. Ayşe validemiz de bunalmış ve Hz. Osman’a söylenmeye başlamıştır.: “Bu kadar çok şikayet olduğuna göre, sende de bir hata var.” Hz. Osman gayrimemnunlukların normal olduğunu, A’yı tayin etse B’nin, B’yi tayin etse A’nn memnun olmayacağını söyşemiş, ama Hz. Ayşe validemiz durumu düzeltmesi için ısrar etmiştir. Aralarında böyle bir hal olmuştur. (25:15)
Mısır ve İran başta olmak üzere başka unsurların İslâm’a dahil olması ile yazılı mushaf-ı şerif ihtiyacı iyice belirmiştir. Hz. Osman, hem Hz. Hafsa validemizdeki mushafı şerifi, hem de meşhur kıraat alimi Abdullah bin Mesut ve Ammar bin Yaser’de bulunan mushaf-ı şeriflerin getirilmesini ve karşılaştırılmasını emir buyurmuştur. Abdullah bin Mesud, Efendimiz’in tazim gösterdiği, önem verdiği, evine geldiğinde kendisini günlük kıyafetle karşılamamak için özel giyinerek karşıladığı biridir. Abdullah bin Mesud, Hz. Osman’ın bu isteğine “Efendimiz zamanında böyle birşey olmadı, sana katılmıyorum” deyip itiraz etmiştir. Ammar bin Yasir de aynı şekilde itiraz edtmiştir. Hz. Ayşe, bu konuda Hz. Osman’ın yanında yer almış ve bu kişilere yanlış yaptıklarını söylemiştir. (26:30)
Hz. Ayşe validemiz her sene hacca gitmiştir. Peygamber hanımlarının evde oturmalarını emreden bir ayet vardır malumunuz, Ahzab suresi 33. ayeti… Daha sonraki, yani yaşlılık zamanında validemiz bu ayeti okur okur, sık ağlarmış. Sevde validemiz bu ayete çok riayetkar davranmıştır, ama Hz. Ayşe böyle davranmamış, başka türlü davranmıştır. Bu da bir kusur ve mahsur değil, çünkü annemiz bir fakih, özellikle feraiz ilminde Übey bin Kaab ve Hz. Ayşe çok alimdirler. Efendimiz bile teferrüatlı bir mesele gelirse Übey’e sorun veya Ayşe’ye sorun, onların verdiği cevaptan tatmin olmazsanız tekrar bana gelin demiştir. Onun için ayete muhalif gibi kimse algılamaya kalkmasın, kimden bahsettiğimizi bir kere daha düşünelim, Hz. Ayşe’den bahsediyoruz. (32:00)
Hz. Osman’a olan muhalefet giderek artmış ve evinde muhasara edecek küstahlık seviyesine kadar gelmiştir. O sene Hz. Ayşe validemiz yine Medine’den ayrılmış ve Mekke’ye hacca gitmiştir. Validemiz, Hz. Osman Efendimiz’in şehit edildiğini ve Hz. Ali Efendimiz’in halife olduğunu dönüşte yolda öğrenmiştir. Hz. Ali Efendimiz, olanlar konusunda bir taraf olmamıştır. Bunlar siyasi, idari içtihatlardır deyip karışmamıştır. Fakat, Hz. Osman evinde muhasara edilince, müdahale etmiş ve sevgili yavruları, Efendimiz’in yadigarları Hasan ve Hüseyin efendimiz’i Hz. Osman’ı muhasara edenlerle mücadeleye göndermiştir. Fakat ne yazık ki, malum bacadan giren bir herif, amiyene tabirle Hz. Osman’ı kancıkca şehit etmiştir. Mert adam dövüşür, ölür veya öldürür. (33:45)
Hz. Ali Efendimiz, içtihad yapar çünkü alimdir, din müçtehididir. Ama Muaviye alim değildir, içtihad yapamaz, ancak siyasi içtihad yapar. Muaviye vahiy katibi de değildir, bazı yerlerde bu şekilde yazılıyor, yanlıştır. Muaviye, Mekke’nin fethinden sonra müslüman olmuştur ve hemen Medine’ye dönmemiştir. Mekke fethinden sonra Rasulullah Efendimiz’e kaç tane ayet nazil oldu ki Muaviye bunlara katip olsun. Bu nedenle Hz. Ali efendimiz ile Muaviye arasında içtihad farkı var demek doğru değildir. (38:30)
Hz. Ali Efendimiz’in dayandığı nokta şudur, buyuruyor ki, “Ömer şehit edildiği zaman hır gür iyice büyümesin diye Osman ateşin soğumasını, küllenmesini bekledi, muhakemeyi sonra yaptı. Şu anda müslümanlar çok ciddi bir alev halindeler, kor bile olmamış, küllenmesine daha çok vakit olan bir hal içindeler. Şu ateş bir küllensin, yeni yeni fesatlar ortaya çıkmasın. Nasıl bizzat Osman, işi giderine bıraktı ama vakti gelince Ömer’in katilini cezalandırdı, biz de öyle yapalım, ama Osman’a yanmamız bitmemişken başka yangınlar çıkartmayalım” demiştir. Ancak, intikam peşinde olan ve Kureyş içinde Haşimoğulları, Ümeyyeoğulları farkını ortaya koyanlar o zaman da vardır, daha önce ataları Harp’de olduğu gibi… Harp, Ebu süfyan, Muaviye, Yezid; hepsi aynıdır. Bunlar bilinmeden bu işler anlaşılmaz. Çok ciddi bir aile meselesidir ve bu mesele Rasulullah Efendimiz hazretlerinin Mekke’nin fethinden sonra Kabe’nin 14 vazifesinden biri olan Sıkayet yani su ikram etme hizmetini Hz. Abbas’a vermesi ile gün yüzüne çıkmıştır. (39:50)
Hz. Ayşe, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz. Ömer, Kufe, Ebu Serh, Muaviye, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Cemel Vakası, Yezid, Ebu Süfyan, Ezvac-ı Tahirat, Ahzab suresi, Şam, Basra, Mekke, Medine






