Edepsizden ilim zuhur etmez

On 27 Ocak 2015

Seyir Defteri | Bölüm 335 |  4 Ocak 2015 | 37′ 39”

(Seyir Defteri programının 8. yılına girmesi dolayısı ile) Tekrar, sayın, sevgili dinleyicilerimize teşekkürlerimizi sunarız, çünkü Hz. Mevlâna’nın buyurduğu gibi sözün müşterisi kulaktır. 18 yaşındaki birinin algısı ile 26 yaşındaki birinin algısı aynı olmaz. Biz de sekiz sene içinde mutlaka birşeyler öğrenip eski söylediklerimizin üstüne birşeyler ilave etmişizdir. Bu emri Peygamberîdir, iki günü eş olan zarardadır buyuruyor Efendimiz, bundan daha büyük bir ilerleme teşviki olabilir mi? (01:00)

Hadis diye uydurulan laflar vardır. Kur’an’da dayanağı yoksa hadis değildir. Bu işin laboratuvar tarafı… Mantık doğru… Sen Kur’an-ı Kerim’e bir hadisi arzettiğin zaman cevabını bulabilecek seviyede misin? Olmuş hadisedir, Ahmet ibni Hanbel hazretleri gelmiş geçmiş en büyük hadis alimidir. Birçok kişiye hadis dersi vermiştir, bunlardan biri de Bişr-i Hâfi hazretleridir. Hâfi yalınayak demektir. Hazret aşık, aşığın biryerleri yanar, bazen tepesi, bazen ayağı… Ayakkabı giyemiyor, elinde temiz bir bez var, mescide girerken ayağını siliyor, öyle giriyor… Birgün talebeleri İmam Hanbel’e şöyle diyor: “İmam hazretleri, siz bize Resûlullah’ın muhabbetle ilgili hadislerini okutuyorsunuz ama biz bu aşkın ne olduğunu öğrenemedik, nasıl öğreneceğiz” diyorlar. İmam Hanbel şöyle cevap veriyor: “O bahsi Bişr’den öğrenin, ben bilmem”. Bunu söyleyen en büyük hadis alimi… (04:30)

Kitap okuyanlar bilirler, bazen kitabı açınca yüze bir sıcaklık gelir, bu o kitabın sana birşeyler söylediğini gösterir. Açtın soğukluk geldi, kaldır o kitabı… Ya kişi anlayacak seviyeye gelmemiştir ya da saçmalık doludur. En önemlisi, kitabın yazarı edepsiz olabilir, edepsizden ilim zuhur etmez. İlim amel için yeterli olsaydı doğru bildiğimiz herşeyi yapardık. Hadisleri Kur’an’a arz edecek olanlar ilk önce Kur’an-ı Kerim’de farz namazların kaç rekat olduğunu veya secdenin iki celse olduğunu bir göstersinler. O kişilere bunu sorsak, niye başını iki defa yere koyuyorsun diye ne diyecekler? Efendimiz böyle yapıyordu diyecekler. Sünneti bertaraf ederek iki rekatlık bir namazı bile kılamazsın. İki rekatlık bir namazın içinde kaç tane sünnet var? Şeytanın mantığı hatalı mıydı? Ateş topraktan üstündür deyip şeytan ne yaptı, batıl kıyas yaptı bir, materyalistlik yaptı iki… Şeytan, Adem ile İblis’i mukayese etti, ateş ve toprağı değil. Allahu Teâla ateşin toprağa secdesini istemedi, şeytanın Adem’e, Adem’deki Hakikât-i Muhammediyye’ye, Adem’deki Ruh-u İlahiyye’ye, Adem’deki Halifetullah sıfatına, Adem’deki esmaya secdeyi emretti. Mürşide eğilmek de onun gibidir. Derviş, içindeki şeytanını mürşidine karşı eğilerek, secde ederek belli eder. Allah’tan başkasına taabbüd yani kulluk secdesi edilmez ama tazim secdesi edilir. Kanuni Sultan Süleyman Han, resmi olarak halife, Venedik elçisi geldiği zaman ensesinden tutup secde ettiriyorlar, yani Venedik Devletini Osmanlı Devletine secde ettiriyorlar. Eğer secde şekli Allahu Zülcelâl’e mahsus olsa yanında bulunan Ebussuud Efendi buna müsaade eder mi? Kur’an’ı Allahça bilenler anlar, Ehadis-i Nebeviyyeyi de Risaletpenah Efendimiz Hazretleri ile arası iyi olanlar anlar. (13:20)

III. Sultan Ahmed Han döneminde, Sultan’ın nazlılarından Nakşi dervişi olan Hacı Beşir Ağa bir izin alarak Haremeyn’e gider, birkaç zaman sonra da döner. Padişah Ağa hazretlerine sorar “Orada bulunduğunuzda şahid olduğunuz fevkâladelikleri anlatabilir misiniz?” Ağa anlatır, “Sultanım, oradayken adet edinmiştim, akşam namazı ile yatsı namazı arasında ziyarete gelmiş yabancılardan birkaçını eve götürür yemek yedirirdim, birgün yine yabancı bir zat akşam ezanından sınra Şebeke’ye yapışmış ama dua etmiyor, Kur’an okumuyor, mırmır birşeyler konuşuyor, duruyor tekrar birşey söylüyor… Bu zatı biraz seyrettim, biraz sonra normal usûl ile geri çıktı, selam verdim yanına yaklaştım ve eve davet ettim, bana şöyle bir baktı, kiminle müşerref oluyorum dediğimde “ben Köstendil müftüsü Ali Alaaddin-î Halvetî” dedi… Davetime icabet edemeyeceğini, yatsıya Köstendil’e yetişmesi gerektiğini söyledi. Köstendil bugünkü Bulgaristan hududunda bir kasaba… Ne oldu diye sorduğumda da şöyle dedi: “Bir sohbet sırasında bir hadis-i şerif münakaşa konusu oldu, en iyisi gidip kendilerine sual edeyim diye buraya geldim, kendilerine sual ettim, cevabı aldım ve gidiyorum” dedi bana… En acayip hadise bu Sultanım…” Yani, Cenab-ı Peygamberin Zât-ı Seniyyelerinin, Şebeke-i Şeriflerinde bizzat sual soracak adamlar hadis var mıdır, yok mudur bilirler, öyle mantık oyunu yapan kabaklar değil!.. (23:00)

Her müslümanın derdi şu olmalıdır, sarhoş müslümanın düşmanı değildir, sarhoşluk müslümanın düşmanıdır, terbiyesiz düşmanımız değildir, terbiyesizlik düşmanımızdır. Cahile neden düşman olayım, belki alim olur ilerde ama cehalete düşmanım. Hz. Ömer bedava mı o macerayı yaşadı? (30:40)

Bir oryantalistin Hicaz hatıraları ve müslümanların Efendimiz’in sünnetine uymalarından dolayı hedef olarak Kur’an’ı değil sünneti almalıyız demesi… Güneş balçıkla sıvanmaz, müslümanlar yine birbirlerine selam verirler, yine Elhamdülillah diyerek sofradan kalkarlar… Arapça Farsça kelimeler lisanımızdan çıkarılması da yine bu birliği bozma amaçlıdır. (35:00)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir