Gönül Sultanları 6: Hz. Cüveyriye validemiz

On 21 Aralık 2015

Gönül Sultanları | 6. Bölüm | TRT TÜRK | 35′ 25”

Huzâa kabilesinin Müstalikoğulları diye bir kolu vardır, çok kalabalık… Bu kabilenin reisi Hâris isimli bir zattır. Cüveyriye validemiz Hâris’in kızıdır, doğum yılı 607’dir. O zaman akrabaların oğulları ile evlenmek çok yaygındır, Hz. Cüveyriye de ilk evliliğini amcaoğlu ile yapmıştır.

Müstalikoğulları müslümanlara düşmandılar. Ne yapıp edip bozulan maddi durumlarını tekrar kurmak isteyeceklerdi. Efendimiz bu niyetlerini haber alınca onlardan evvel davranmış ve Benî Müstalik gazvesi diye bilinen gazve gerçekleşmiştir. (01:10)

Efendimiz, Hicret sırasında kendisini evvela öldürmek için yolunu kesen sonra 3 kelime ile gönlünü ısındırdığı Hz. Büreyde’yi Benî Müstalik’e casus olarak göndermiştir. Hz. Büreyde kabilenin sefer hazırlığında olduğunu bildirir. Bunun üzerine Efendimiz Medine’de Ebu Zerr El-Gıfarî hazretlerini vekil olarak bırakmış ve sefere çıkmıştır. Ordunun 700 kişi olduğu muhtelif hadis nakillerinden bellidir. Cevriye annemiz o zamana kadar bu kadar çok silah, adam, deve görmediklerini söylemiştir. Bu gözükmenin kabilenin moral olarak çökmesine neden olduğunu ama seferden sonra baktığında aslında hiç de öyle kalabalık olmadığını farkettiğini söylemiştir.

Hz. Cevriye’nin kocası bu gazvede öldürülmüş, babası ise kaçmıştır. Gazve sonunda birçok aile esir alınmıştır. Kaçan Hâris, sefer dönüşü Efendimiz’in çadırına ok atmıştır ancak zarar verememiştir. (05:30)

Kabile reisinin kızı Hz. Cevriye cariye olarak Sabit Bin Kays hazretlerinin hissesine düşmüştür. Kabile reisinin kızı olduğu için kıymetli bir esiredir. Hz. Sabit, esireye 9 ukye altın fidyeyi necat biçmiştir, bu miktar günümüz parası ile oldukça çoktur.

Hz. Cevriye yolda gelirken müslümanların davranışlarından etkilenir, evvela müslüman ordusunu çok kalabalık görüp sefer sonrasında öyle olmadığını görmesi de onu etkilemiştir, Ashab’ın Efendimiz için nasıl pervane olduklarını ama Efendimiz’in buna karşı gayet mütevazi olması da onu etkiler ve kalbi İslâm’a ısınır. Hz. Cevriye, Efendimiz’in huzuruna çıkmak ister ve Efendimiz’e kendisinin kabile reisinin kızı olduğunu söyleyince Efendimiz oturması için onu buyureder. Hz. Cevriye kendisine 9 ukye fidyeyi necat biçildiğini söyler ve bu konuda Efendimiz’den yardım ister.

Düşünün ki kendisini esir alan ordunun kumandanına bu isteğini iletiyor Hz. Cevriye. Bu medeni cesarettir ama aynı zamanda Efendimiz’in yüceliğidir. Bunun üzerine Efendimiz Hz. Cevriye’ye evlenme teklif etmiş ve küçük tatlı kız manasına adını Cevriye koymuştur. Cevriye de okunur, Cüveyriye de okunur. Validemizin ismini Efendimiz koymuştur. (08:30)

Sabit Bin Kays hazretleri Efendimiz’in evlenme teklif ettiğini duyunca Hz. Cevriye’yi rızası ile azad ettiğini söylemiş, Efendimiz de bundan memnun olmuştur. Bu evlilik ile Benî Mustalik Efendimiz’in akrabası olunca gazve gazileri “Biz Resûlullah’ın hanımının akrabalarını esir diye kullanamayız” diyerek tüm esirleri azad etmişlerdir. Bu yüksek ahlak üzerine Benî Müstalik kabilesinin tamamı müslüman olmuştur. (16:30)

Cevriye validemize bazen “köle kökenlisin sen” denmiş validemiz buna üzülmüş ve bu üzüntüsünü Efendimiz’e iletmiştir. Efendimiz bunun üzerine “Onlar yanlış söylüyorlar, sen niye üzülüyorsun, en büyük mihri ben sana verdim. Eğer cariye olarak alsaydım en büyük mihri sana vermezdim” demiştir. Resûlullah Efendimiz validemizin akrabalarından kırk kişiyi azad etmiş ve validemize “bu da senin mihrin olsun” demiştir.

Hz. Cevriye fetva sahibi alimelerdendir. Efendimiz Hazretleri “ben yokken veya ben göçtükten sonra Cevriye’ye sorduğunuz bir sorunun cevabı ile amel edebilirsiniz” buyurmuştur.

Birgün Efendimiz Hz. Cevriye’nin hücresindeyken sabah namazının sünnetini kılar ve farzı için mescide geçmek üzereyken Cevriye validemiz tesbihata başlar. Efendimiz bazen namazdan sonra hanesine dönünce kuşluk vakti kuşluk namazı kılar ve biraz kaykule yapardı. Türkçe’deki kaykılmak kaykuleden gelir. Efendimiz o gün de öyle yapmak için haneye dönünce Cevriye validemizin halen tesbihatta olduğunu görür ve “Sen hala o halde misin” der. Daha sonra Efendimiz’i şöyle devam eder: “Senin bu kadar zamandır okuduğun tesbihi ben dört defada yaptım, sana da öğreteyim mi?”  ve Efendimiz hem validemize hem bize şu tesbihi öğretir:

سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ عَدَدَ خَلْقِِهِ  ورِِضَا نَفْسِهِِ  وَزِِنَةَ عَرْشِِهِ  وَمِِدَادَ كَلِمَاتِهِ

“Sübhânallahi ve bihamdihi adede halkıhî ve rıdâ nefsihi ve zînete arşihi ve midâde kelimâtihi” Yarattıklarının sayısınca, zatını hoşnut edecek kadar, arşının ağırlığınca ve kelimeleri sayısınca yüce Allah’ı hamd ile tesbih ederim.” (18:20)

Efendimiz bir cuma günü Hz. Cevriye’nin hücresine geldi, bir şekilde anladı ki Hz. Cevriye oruçlu. Bunun üzerine Efendimiz validemize dün oruç tutup tutmadığını sorunca validemiz hayır der. Efendimiz bu cevap üzerine validemize yarın tutmaya niyetli olup olmadığını sorunca validemiz yine hayır deyince Efendimiz validemize orucunu açtırmıştır. Bu nedenle tek cuma oruç tutmak caiz değildir.  (23:20)

Cevriye validemiz alime bir validemiz olduğu gibi bir gazi annemizdir, Hayber’e katılmıştır, aynen Sevde annemiz gibi…

Validemizin babası Haris Hayber’den sonra Medine’ye gelmiş ve kabile reisi küstahlığı ile Efendimiz’e kızını esir edemeyeceğini söylemiştir. Efendimiz de esir etmediğini evlendiğini söylemiştir. Haris, kendi rızası olmadan evlenemeyeceğini söyleyince Efendimiz kızının rızası olduğunu söylemiştir. Haris kendi dediğinin önemli olduğunu, kendisi izin vermedikçe kızının evlenemeyeceğinde ısrarcı olunca Efendimiz kızının kendisinin esiri değil kızı olduğunu söylemiştir.

Şimdi ne yazık ki çocuklara fikirleri sorulmadan falanca ile evleneceksin diyen aileler var, yapamazlar, Efendimiz’in yasağı vardır. Çocuklarımız bizim esirlerimiz değildir, bizim yavrularımızdır, Allah’ın bize emanetidir. Biz onlara güzel örnek olarak, helal yedirerek, güzel isim koyarak hizmet ederiz. Bizim dediğimizi yapmakla mükellef değildirler. Bizim her dediğimizin doğru olduğunu nereden biliyoruz?

Hâris ibni Dırar fidye getirdiğini, onu vereceğini ısrarla söylemeye devam eder. Efendimiz de buna peki der, “madem getirmişsin alırız, ancak şu var, Cevriye’yi çağıralım kendisine soralım, hür iradesi ile, seninle mi gelmek ister benimle mi kalmak ister, ne derse o olsun, kabul mü, erkek sözü mü” diye sorar. Hâris kabul eder, hatta Hz. Cevriye Efendimiz ile kalmayı kabul ederse yine de fidyeyi vereceğini vaadeder.

Hz. Cevriye gelince babasına bakmaz bile… Efendimiz “baban gelmiş, fidye getirmiş, benimle mi kalmak istersin, onunla mı gitmek istersin” diye validemize sorar. Validemiz “Aman Ya Resûlullah, bir kabahat mi işledim, sizi üzdüm mü, niye böyle bir şey soruyorsunuz, hiç gider miyim, burada kalmak isterim” der. Haris bu cevaba çok şaşırır ama sözü gereği ama gayet asabi bir şekilde develeri bırakır. Bu sırada Efendimiz Haris’e “Medine’ye gelirken kıyamayıp tepenin arkasına sakladığın iki deve vardı, onlar ne olacak” der. Haris aslında Medine’ye gelirken yanına dört deve almış ancak ikisine kıyamayınca onları geldiği tepenin arkasına saklamıştır. Efendimiz’den o develeri duyunca Haris çok şaşırır ve “Vallahi bunu benden başka kimse bilmezdi, sen nereden biliyorsun?” der. Efendimiz cevaben kendisinin Allah’ın elçisi ve kulu olduğunu, inat etmemesini söyleyince Hâris “Evet, hakikaket Sen Allah’ın elçisi ve kulusun ve Senin söylediğin Allah nasıl bir Allah ise ben O Allah’a inanıyorum” der ve müslüman olur. (25:25)

Validemiz Hicri 56 yılının Rebiülevvel ayında, 676 yılı Şubat’ında Âlem-i Cemâl’e intikal buyurmuştur. O’nun da kabri şerifi diğer validelerimiz ile birlikte Cennet’ül Bâki’dedir. Cenaze namazını vali Mervan bin Hakem kıldırmıştır. Allah O’nun da şefaatine nailiyet buyursun. (31:30)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir