Osmanlı dönemi, Türklerin zirve dönemidir
Seyir Defteri | Bölüm 22 | 5 Haziran 2008 | 50′ 44”
İstanbul’un fethi çok önemli bir hadise ama o kadar öne çıkarılmış ki Fatih’in yaptığı diğer işleri daha az önemli gibi algılar hale gelmişiz. Halbuki Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u almasaydı dahi yine de Osmanlı Devletinin en karizmatik hükümdarıdır. Çok önemli işleri vardır.
Toprağımız büyüktü ama biz hala beyliktik, devlet Fatihle beraber olmuştur. Çünkü eski Türk telakkisinde toprak beyin malıdır. Miras kaidesince de evlatlar arasında bölüşülür. Bu tabii bir şeydir. Ancak cumhurbaşkanlığı forsundaki eski Türk Devletlerini temsil eden yıldızlar var ya, o devletlerin batma nedeni hep kardeş bölüşmesidir. Ne zaman ki istikrarlı bir idare olmuştur, o zaman yükselmiştir.
Her hususta -sanatta, sosyal hayatta, devlet idaresinde, askerlikte, maliyede- Türk Medeniyetinin şahikası, doruğu, zirvesi Türklerin Osmanlı dönemidir. Osmanlı’yı ne yazık ki Türk’ten gayrı bir şey gibi konuşuyoruz.
Mesela Osmanlıca tabiri ilmi değildir. Her millet kendi lisanını konuşur. Almanlar Almanca, Finler Fince… Türkler Türkçe konuşur. Osmanlı diye bir millet mi var ki Osmanlıca diye bir lisan olsun? Osmanlı, Türk Devletini idare eden hanedanın ismidir. (03:55)
Osmanlı dönemi, Türklerin zirve dönemidir. Bu zirvenin kapısının açılışı Fatih iledir. İstanbul’un fethi bütün dünyayı etkilemiş öyle bir hadisedir ki, fetih güneşi ışığında Fatih’in diğer yaptığı “dolunaylar” gözükmemiştir.
Fatih’in Anadolu birliğini sağlaması çok önemlidir. Trabzon Rum İmparatorluğunun ortadan kaldırılması en az İstanbul’un fethi kadar önemlidir. Fakat İstanbul sembol bir şehirdir. Doğu Roma’nın başşehridir. Hristiyanlığın merkezidir. Her ne kadar Roma zannediliyor ise de hristiyanlığın merkezidir. Çünkü Hristiyanlık devlet dini olarak Konstantin zamanında kabul edilmiştir. İstanbul Konstantin’in şehridir. (09:40)
Maalesef Hz. Fatih hakkında bir takım iftiralar vardır. İslâm’ın geniş hoşgörünüsü, Hz. Peygamber’in Medine Senedini, Hz. Ömer’in Kudüs’teki davranışını bilmeyenler kendi bağnaz, yobaz, dar görüşlü, Allah’ın diğer kullarını inkar edici cahiller, diğer insanlarla Efendimiz’in münasebetini devam ettirenlere “bunlar yabancılar ile dost” etiketi yapıştırmaya bayılırlar. Hz. Fatih de bunlardan biridir. Ne Hz. Ömer’in yaptığından, ne Efendimiz’in yaptığından fazlasını yapmıştır. İstanbul’un yerel ahalisine kanuni haklar dışında hiçbir eziyette bulunmamıştır. Din teklif etmiştir, gelen gelmiştir, gelmeyen asi olmamak kaydı ile kendi dininde serbest bırakılmıştır.
Papalık asırlarca İstanbul patrikliğini ekümenik olarak kabul etmemiştir. İznik konsili havari tarafından kurulmuş olan 3 kiliseyi kabul eder: İskenderiye Patrikhanesi, Antakya Patrikhanesi, Roma Patrikhanesi.
İstanbul’un hristiyanlık merkezi olduğunu bilmeyip, bugünkü manzaraya göre hristiyanlığı katoliklikten ibaret zanneden ve onun da merkezinin Roma olduğu ve Fatih’in İtalyanlarla çok münasebeti olduğu için onu hristiyan yapma iddiasında olan -hiç kusuruma bakmayın ama bu lafı söyleyeceğim- dangalaklar var!.. Hristiyanlığın merkezi İstanbul’dur, bu adam hristiyan olmak isteseydi İstanbul’da olurdu.
Bu kadar iş yapmış bir adama Türk olmayı yakıştıramıyorlar. Annesi Sırp prensesi imiş, yalan. Sırp kralının kızı Prenses Despina II. Murad Han’ın sarayına geldiğinde Fatih üç yaşındadır. Fatih’in doğum tarihi belli, prensesin saraya geldiği tarih belli. (12:50)
Kardeş katline cevaz verdi diye ders kitaplarında okutulması yanlıştır. Devlet öyle uyulması gerekli bir organizasyondur ki ne kardeş, ne evlat, ne eş, ne çoluk, ne çocuk, akraba tanımaz. Devletin kardeşi olmaz. Padişah devlet demektir. Onun için bunu maalesef Cem Sultan gibi bir alim adam bile idrak etmemiş ve abisi Sultan Bayezit Han’a “Anadolu benim olsun, Rumeli senin olsun” demiştir. Ama devlet parçalanıyor, farkında değil. Sultan Bayezit Han’ın Cem Sultan’ı affetmemesinin sebebi budur. Cem Sultan çok mübarek bir adamdır, biz politikasının yanlışlığını konuşuyoruz. Papa diyor ki, hristiyanlığını ilan et, sana İtalya’da beylik vereyim diyor. Cem Sultan, “İtalya’da bey olarak ölmektense aç bir müslüman esir olarak ölmeyi tercih ederim” diyor.
Fatih, devleti devlet yapmıştır. Bu durum I. Ahmed Han’a kadar böyle devam etmiştir. Yani, ekber evlat kaidesi. Tahta, padişahın en büyük oğlu geçer. Sultan Ahmed Han bunu hanedanın en yaşlı erkek azası diye değiştirmiştir. (22:15)
Türk Devletlerinde musiki icrası istiklal alametlerinden biridir. Fatih dönemine kadar mehter padişah da dahil bütün devlet erkanı tarafından ayakta dinlenmiştir. Fatih, “ben devletim, kimsenin karşısında ayakta durmam” demiş ve bunu değiştirmiştir. Devletin ne olduğunu anlamayanlar için bunlar önemli değildir. (24:30)
Fatih’den sonra II. Bayezit Han devleti oturtmuştur. Yavuz Sultan Selim Han, babası ve dedesi zamanında Rumeli tamamen emniyete alındığı için Türk birliğini fevkalade tehdit eden Safevi ve Memlüklülerle uğraşmıştır. O işi öylesine halletmiştir ki oğlu Kanuni ilk seferini Macaristan’a yapabilmiştir. Yine de nasıl olsa bunlar Rumeli’de meşguller diye başını kaldırmak isteyen Safeviyye’ye Bağdat seferi ile cevap vermiştir Kanuni.
Bu arada Avrupa’da önemli bir iş vardır. İspanyol ve Portekiz ağırlıklı olarak Amerika’ya giden gemiler altın dolu olarak gelmeye başlamıştır. Bu gelen daha doğrusu çalınan altınlarla askeri malzemeler hazırlanmıştır. Özellikle Pasaklı İsabel ve kocası Ferdinand, bu şekilde İber yarımadasındaki müslümanları ve sayıları az da olsa musevileri o topraklardan çıkarmışlardır. İspanya’da müslüman ve yahudi kalmayınca hristiyanlığı yaymak için Osmanlı’nın İslâmlaştırdığı topraklara yani Avrupa’nın doğusuna dönmüşlerdir. Böylece gayri resmi bir haçlı seferi oluşmuştur. Mohaç bunu kırmıştır. Her ne kadar Macaristan seferi gibi gözükür ise de Mohaç’da karşımızdaki ordu Macar ordusundan ibaret değildir. (29:50)
Devletin başarısını sadece askeri başarılarla açıklamak son derece noksandır. Asker gider bir yeri fetheder, sonra oranın vatan olması sosyal hayatla, ilimle, sanatla kısaca hizmetle olur. Osmanlı’yı diğer bütün devletlerden büyük yapan unsur şudur, Osmanlı’da atlayarak alınan bir toprak göremezsiniz. Osmanlı bir yeri ilhak etmez, içine alır. Bosna’ya ne hizmet götürüldü ise Basra’ya o hizmet götürülmüştür. Basra, Bursa, Bosna arasında fark yoktur. (40:00)
Bir kadro düşün, devlet reisi Kanuni Sultan Süleyman, başbakanı Sokullu Mehmet Paşa, Deniz Kuvvetleri Kumandanı Barbaros Hayrettin Paşa, Bayındırlık Bakanı Mimar Sinan, Diyanet İşleri Başkanı Ebussuud Efendi… Böyle bir kadronun idare ettiği devleti düşünürken böyle bir kadronun çıktığı milleti de düşünmek lazımdır. Taban ne ise tavan odur.
Niçin mekteplerimizde Viyana’dan Edirne’ye dönüş sebepleri irdeneniyor da, Domaniç yaylasından Viyana’ya kadar gidiş irdelenmiyor? Bizi hangi kuvvet Söğüt’deki elli altmış çadırlık bir aşiretten Viyana’ya götürdü? Bunu niye incelemiyoruz? (42:30)






