Takva dünyadan kopmak demek değildir
Seyir Defteri | Bölüm 82 | 13 Ağustos 2009 | 49′ 29”
(Takva ne demektir, takvaya ulaşabilmek için nelere dikkat edilmelidir)
Allah’ın yap dediklerini yapıp ve yaptırmak, yapma dediklerini yapmamak ve yaptırmamak takvadır. Ama din telakkisini, diğer insanlardan kendini ayırmak, üstün görmek, yerden bir karış yukarıda yürümek zannedenler takvaya ayrı bir anlam yüklemek istiyorlar. Hz. Peygamber’in hayatı bütün insanların hayatı için, bir örnek hayattır. Onun günlük hayatındaki davranış biçimlerinde batı mistisizminden kaynaklanan yerden bir karış havada yürüme, mucizenin hakim olması gibi unsurlar yoktur. Ahaliden bir adam gibidir. Dikkat edin: “ahaliden bir adamdır” değil… Herhangi biri değildir ama herhangi biri gibi davranır.
Mirâctan daha büyük bir makam yok. Vasıtasız Allah ile görüşmek… Yaratılmışlığın sınırı demek olan sidretü’l müntehânın dışına taşmak… Efendimiz, Mirâcını yaptıktan sonra davranışlarında bir değişiklik oldu mu, hayır… Yine koca, yine baba, yine dede, yine arkadaş, kumandan… Yani takva demek dünyadan kopmak demek değildir. Takvayı özel olarak sormak böyle bir şuur altı birikiminin neticesidir. Adam gibi yaşamak, müslüman gibi yaşamak takva ehli olmak demektir.
Takvaya ermek diye bir şey yoktur, çünkü hedef değil duraktır. Hedef Allah’a ulaşmak da değildir. Hedef Allahlı olmak, Allah’ta olmak, Allah ile olmaktır. (03:25)
Takva sahibi olmak için evvela emirler yerine getirilir, yasaklardan kaçınılır. Bunu yalnızca kendini kurtarmak için yapanlar zarardadır. Hem kendimizi kurtaracağız, hem insanlık aleminden bir ferdi bile kurtarmak için gayret sarf edeceğiz. (07:35)
(Kur’an-ı Kerîm’deki kıssalara bakış açımız nasıl olmalıdır?)
“Bir göz ki onun olmaya ibret nazarında,
Ol düşmanıdır sâhibinin baş üzerine”
Bir kere her şeye ibretle bakacağız. Kıssadan maksat hissedir. Bir misal arzedelim:
Hz. Yakup Aleyhisselâm’ın, Hz Yusuf Aleyhisselâm’ı bulmak için oğullarını şehre göndermesi anlatılırken arada bir ayet vardır, “şehre ayrı ayrı kapılardan giriniz”. Ayet bu kadar… Buradan nasıl bir hisse alınabilir? Bir kere kıssada anlatılan kişilerin kimliklerini bilmemiz gerekir. Yusuf Aleyhisselâm, Efendimiz ve Hz. Adem’den sonra dünyada yaratılmış en güzel insandır. Hz. Adem bizzat anne baba dahli olmadan, Yed-i Kudret-i İlahî ile yaratıldığı için en güzel insandır. “En güzel” tabirini bendeniz Efendimiz’e layık görmem, Efendimiz “tek güzeldir”.
Hz. Yusuf’un kardeşleri de bir Yusuf değiller ama Yusuf’un kardeşleri… 11 tane güzel insan bir anda bir şehrin kapısından girdiklerinde bütün nazarlar o kişilerin üzerinde toplanır. Bu nazardan korunmak için Hz. Yakup oğullarına şehre ayrı kapılardan girin demiştir. (09:55)
Yine aynı kıssada, Mısırlı kadınlar Hz. Yusuf’un güzelliğinden, parmaklarını kestiklerinin acısını duymazlar. Ölüm anı Hz. Peygamber’in tarifi ile her bir damarının içinden dikenli tel çekiliyormuş gibidir. Ancak ölüm anında bir Allah’ın sevgili kuluna melekler gelir derler ki, bıraktıklarına üzülme, gittiğin yerden korkma. Öyle bir güzellik görülür ki o acı hissedilmez. Bunun ilmi keramet olarak karşılığı bugünkü narkozdur.
Bir başka kıssada Nuh Aleyhisselâm’ın kendi çocuğunun kendisine iman etmemesi anlatılır. Demek ki alimden alim, cahilden cahil çıkacak diye bir kaide yok. Bunun gibi bir kıssadan nice hisseler çıkabilir. Kur’an-ı Kerîm’deki bu anlatım tarzı bazı büyüklerin de anlatım tarzına misal teşkil etmiştir. Mesela Mesnevi-i Şerif içinde pek çok hikaye vardır.
Efendimiz’in hayatındaki hadiseleri de adeta kıssa gibi görüp oradan da hisseler almamız lazımdır. (13:25)
Zâhir dış görünüş demektir, daha kolay anlatımı ile beş duyu ile algılanan hallerde denir. Beş duyu ile algılanmayıp irfan ile öğrenilecek haller bâtındır. Gönül mütehassısı olan tasavvuf ehli zevât kişinin ağzına, burnuna, kaşına, alnına, saçına baktığı zaman bile içini görür. Bu bir ihtisas işidir.
El deyince aklımıza sadece içi veya dışı gelmez, elin tamamı akla gelir ama her işi elin içi yapar. Bâtın buna derler. Elin dışı sade sinek kovalamaya yarar. Sevdiğini elinin içi ile seversin, dövdüğünü elinin içi ile… Bâtın bu kadar önemlidir ancak gözükmez.
Hep elin üstü gözüküyor diye el bu üst taraftan ibaret diye algılanmamalıdır. Bâtın ve zâhir birbirinden ayrı değildir. Bâtını görmek için ehil olmak lazımdır. (25:10)
(Beddua ile ilgili soru üzerine) Bir müslümana bed’lik yakışmaz, âlâlık yakışır. Beddua edeceğine Allah sana hidayet versin diye dua etmek daha güzel değil mi? Her bedduada nefisten kaynaklanan bir hal vardır ancak insanın öfkesinin de bir tatmin olma yolu olmalıdır, yoksa ruhî hastalıklar başlar. Bu yüzden dua ederken “Islah eyle ya Rabbi, ıslahı kâbil değilse kötülüklerinden bizi muhâfaza eyle” demek daha hayırlıdır.
Resûlullah Efendimiz’in kendisine “müslümanlara zararı var, şu zat hakkında beddua ediniz” dendiğinde “ben beddua etmek için gönderilmedim” dediğini unutmamak lazımdır.
Nefisten kaynaklandı mı beddua haramdır. Efendimiz aleyhine şiir yazan Ka’b bin Eşref diye bir zat var. Efendimiz türlü seferlerle bundan vazgeçmesini söylüyor. Hudut bazen öyle aşılır ki… Efendimiz de bir süre sonra “Muhammed’i K’ab bin Eşref’in zulmünden kurtacak yok mu” diyor.
Efendimiz Hz. Ömer’e beddua etseydi insanlık alemi Ömersiz kalırdı. Halbuki hidayeti için dua etti. (30:45)
(Ben kuluma şah damarından daha yakınım hadis-i kutsîsini nasıl anlamalıyız?)
Tabirler bazen maddesel olarak anlaşılır hale geliyor. Allah’a kavuşmak deyince sanki Allah bir yerlerde, biz de O’na gidiyoruz diye anlaşılıyor. Allah bize zaten şah damarımızdan yakın. Bu yakınlığın şuuruna ermeye Allah’a ulaşmak denir. Biz O’nu baş gözümüz ile görmesek de, O’nun bizi gördüğünü, duyduğunu bilmek, bilmek yetmez, ona göre davranmaktır.
Allah’ın kuluna şah damarından yakın olması demek, her yaptığımızı bilen, bizi affedecek veya cezalandıracak olan bir Rabbimizin var olduğunu bilerek davranmaktır. Doğru davranış biçimi olmadan bilginin önemi yoktur. Mesele yapmaktır. Böyle davranırsak takvaya ulaşırız, O’nun şah damarımızdan yakın olduğunu idrak ederiz. Bu da kendi kendine olmaz, O’nun lütfu inâyeti ile olur. Marifet, Allah’ı Allah ile bulmaktır. (40:50)






