Efendimiz’in hayatı bilinmeden Kur’an-ı Kerim anlaşılmaz
Seyir Defteri | Bölüm 35 | 4 Eylül 2008 | 47′ 48”
Resûl-ü Ekrem Efendimiz’in buyurdukları “Allahümme barik lenâ fi Recebe ve Şa’ban. Ve belliğnâ Ramazân” duasına Allah cümlemizi dahil etmiş ki elhamdülillah Receb ve Şaban aylarını inşallah şikayetlerinden emin ve şefaatlerine nail olarak geçirdik ve Ramazan’a kavuştuk. Ramazan ayı bir sürur ayıdır, sevinç ayıdır. İftar sofrasının bir süruru vardır. Efendimiz buyuruyor: “Oruçlunun iki sevinçli zamanı vardır, biri iftar zamanı, biri ahirette oruçlarının karşılığı olan mükafatı gördükleri zaman.”
Her şey emir ile olmaz, Allah’ın hatırı için kendini haramlardan değil helallerden bile uzak tutmak Allah’ın çok hoşuna giden bir haldir. (03:30)
Avam emir ile iş yapan insanlardır. Emirin üstüne çıkıp Rabbinin hatırını gözetenler havasa dahildirler. Oradaki hikmetleri yakalayanlar ise hassü’l havastır. Hiçbir şey birbirine eşit değildir, her insanın her insana değişik açılardan değişik fazilette üstünlüğü vardır. Ancak bu kast sistemi veya Avrupa derebeyliği gibi doğuştan gelen bir ayrım değildir, bulunduğu seviyenin ayırımıdır, o seviye illimle, irfanla ve bilhassa doğru davranış biçimi ile yükselir. Avam Ramazan-ı Şerif’i emir olduğu için oruçla geçirir, mutlaka ecir de alır. Dinleyenler hatırlayacaklar daha önce de üzerinde durduk, Cebrail Aleyhisselâm Efendimiz’e elinde bir kağıt veya kitapla gelip Oku demedi, oradaki okumak problemleri çözmek, kainatı okumak manasınadır. Efendimiz’in “okuyamıyorum” cevabı ben bunu kendi kendime yapamam demektir. Rabbinin ismi ile yani Allah’ı devreye koyduğun anda, Onunla Allahlı olduğun anda kainatı okumaya başlarsın, Kur’an-ı Kerim’in ilk ayetinin manası budur. (07:50)
Kur’an-ı Kerim ayetle sabittir, Ramazan ayında indirilmiştir. Hangi gece indirildi, Kadir gecesi 27. gece mi? Bunları bilmiyoruz? Kadir gecesi Ramazan ayının içinde ve içinde Kadir’in olmadığı 1000 aydan hayırlı, bunlar ayetten bildiklerimiz. Kur’an-ı Kerim Efendimiz’e tebliğ edildiği zamandan itibaren her Ramazan ayında, 23 sene boyunca, Cebrail Aleyhisselâm ayetleri tekrar baştan okumuş, Efendimiz kendisine indirilen ayetleri tekrar Cebrail Aleyhisselâm’a okumuştur, bu hep Ramazan ayında olmuştur. İşte camilerdeki, evlerdeki mukabele meclisleri Resûlullah Efendimiz ile Cebrail Aleyhisselâm’ın sünnetidir. (12:05)
Kur’an-ı Kerim ne yazık ki birçok haklı şikayetlere maruz kalmıştır. Bunlardan biri ölü arkasıından okunacak kitap olarak görülmesidir. Kur’an-ı Kerim dua kitabı değildir, ilmihal kitabı değildir, Kur’an’dan mükellefiyetlerimizi nasıl eda edeceğimizi öğrenemeyiz. Ne secdenin, ne rükunun şekli, ne rekat sayıları yazılı değildir. İmsak ve iftar vakitleri dahi içtihada bırakılmıştır çünkü akşam ezanı vakti de içtihadi bir vakittir. Allah kendisine kul olmamızı istiyor, 19’u 22 geçe, 20’yi 14 geçe, bunlar cemiyeti bir arada aynı anda ibadetlerini yapması için beldeleri ilgilendirir. (14:45)
Şunu atlıyoruz, Kur’an-ı Kerim bize gelmedi, Muhammed Mustafa Aleyhisselâtu Vesselam’a geldi. Onun mübarek ağzından çıkan lakırdılardır Kur’an-ı Kerim… Bu çok incedir, dikkat buyurun, Allah kelamıdır amenna, Allah kelamı demek Allah konuştu demek değildir, bu nevi özel mana taşıyan kelimeleri ahali, avam kendi anladığı manada anlayamaz. Allah’ın kelamı demek Allah konuştu demek değildir. Allah görür ama göze muhtaç değildir. Bizim kafamızda düşündüğümüz her halden uzaktır ve beridir. Bunun yanı sıra mahiyet itibari ile değil ama tecelli itibari ile düşündüğümüz gibidir. Allah’ı merhameti bol, ihsanı bol, affedici olarak düşünen bir kula Allah öyle tecelli eder. Yan yattın kabahat, çamura battın kabahatçı bir Rab olarak düşünenlere de öyle tecelli eder.
Sevgi affı gerektirir, sevgi hoş görmeyi gerektirir, sevgi yanlış yaparsan zararı sanadır ikaz etmeyi gerektirir çünkü bizim yanlışlıklarımızdan, Efendimiz Ümmet-i Muhammed’e olan düşkünlüğünden dolayı bize Rauf ve Rahim olduğundan dolayı üzülür. Biz Efendimiz’i üzmekten korkarız çünkü O’nu üzen Allah’ı üzer. Kim O’na ittiba ederse Allah’a ittiba etmiş olur. İşte bu nedenle Kur’an-ı Kerim kendimize indirilmiş bir kitap, üzerinde sadece okuyarak tetkikat yapacağımız, laboratuvara sokacağımız bir kitap değildir, mutlaka ve mutlaka Resûl-ü Kibriya Aleyhi Ekmelittehayâ Hazretleri devrede olacak… (19:10)
Kur’an-ı Kerim Efendimiz devre dışı bırakılarak anlaşılmaz, zaten anlamıyorlar. Kur’an-ı Kerim nedir evvela onun cevabını verelim: Efendimiz’in ağzından çıkan laflardır. Biz hangi lafa Kur’an hangi lafa hadis diyoruz? Resûl-ü Kibriya Efendimiz hangi söze ayet dedi ise peki diyoruz, hangisine ayet değil benim sözüm dedi ise ona da peki diyoruz. Biz Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin ayet olup olmadığını kendi kriterlerimize göre mi ölçtük de bunlar ayet bunlar hadis dedik. O Aleyhisselatü Vesselâm öyle dedi…
Kur’an-ı Kerim’in birçok mucizesinden bir tanesi de dünyada en çok ve en kolay ezberlen kitap olmasıdır. Kur’an-ı Kerim’i ezberleyeceğim deyip de muvaffak olamayan ben tanımadım. En çok hafız Türkiye’de vardır. Hem rakamsal olarak hem de nüfusa oran olarak… (27:20)
Hz. Osman zamanında Kur’an’ın neşriyatı, dağıtımı başlamıştır. Hz Ömer zamanında mushafı şerif bitmiştir ve Hz. Hafsa validemiz muhafaza etmiştir. Bugünkü tertip de Efendimiz’in talimatıdır. Hz. Osman zamanında bu tertip yazı ile çoğaltılıp etrafa gönderilmeye başlanmıştır.
Müslümanlık ince insanlıktır, bu inceliğe sahip olmayanlar Allah’ın emirlerini yerine getirirler ancak babadan kalma görgü ile Hz Mevlanâ’nın tabiri ile tavuk yem yer gibi kafanı indirip çıkarmakla namaz olmaz. O namazın şeklidir. Orucun şekli aç kalmaktır bir de zatı vardır. Şekle uymak zata ermeye vesiledir ama şekilde kalanlar zata eremezler.
Ben erdim namaza, oruca ihtiyacım kalmadı diyenler var mı, var, onlar tek kelime ile yalancıdır. Eren söylemez ki? Bir yere ermek başka yollarla olsa idi Efendimiz öyle yapardı. Resûlullah namaz kıldı mı, sen O’ndan başka bir metod tayin edemezsin. Bütün hastalık şuradadır: Kur’an lafını bol bol edip canlı Kur’an olan Efendimiz’i devre dışı bırakmaya çalışıyorlar. (31:00)
Efendimiz’e emin sıfatını verenler müşriklerdir. Efendimiz o sıralarda 23-25 yaşlarında… Biz Kur’an-ı Kerim’i, Ramazan-ı Şerifi anlamak için mutlaka Efendimiz’i anlamamız lazımdır. Efendimiz olmadan olmaz. Efendimiz’in hayatı bilinmeden Kur’an-ı Kerim anlaşılmaz. Kur’an-ı Kerim’in lafzı Arapça’dır ama manası Allahça’dır. Allah ile arası ile iyi olanlar Kur’an’ı iyi anlar, Arapça’yı iyi bilenler değil… (38:20)
IV. Murat çok büyük alimdir, 27 yaş 8 ay yaşamış olmasına rağmen… Bir takım tarih magazincilerinin zannettiği gibi sarhoşluktan, acı kuvvetten ibaret değildir. Çok ciddi bir musikişinastır. İyi bir şairdir. Sivasiler-Kadızadeler kavgası onun döneminde olmuştur. Kavganın çıkış sebeplerinden bir tanesi Abdülmecid Sivasî Hazretleri’nin “her şey Allah’ı tesbih eder fakat siz bu tesbihi anlamazsınız” ayeti konuşulduğunda ben anlarım demesidir. Üstüvanî Mehmet Efendi bu yüzden Sivasî hazretleri için, “ayeti inkar etti kafirdir” der. Daha sonra IV. Murat’ın huzuruna çıkarlar, bu tartışmada Abdülmecid Sivasî ayeti Arapça gramer incelikleri ile açıklar: “Bu ayetteki kelimelerin anlamı “hepiniz anlayamazsınız ama anlayanınız vardır” şeklindedir, orada şu şu kaideden dolayı istisna vardır…” (43:10)
Muhterem kardeşlerimiz şu sözü ezberlezinler ve kaide olarak hayatlarına geçirsinler: Dünyayı bil aldanma, ahireti bil aldatma (45:30)






