Gönül Sultanları 3: Hz. Ümmü Habibe Validemiz
Gönül Sultanları | 3. Bölüm | TRT TÜRK | 41′ 59”
Ümmü Habibe validemiz Ebu Sufyan’ın kızıdır, Muaviye’nin kız kardeşidir. Bi’setten 17-18 sene önce doğmuştur. Ebu Süfyan Mekke reislerinden biridir, Ümeyyeoğullarının reisidir. Haşimoğulları ailesinin reisi önce Abdulmuttalib, sonra Ebu Talib’dir. Ümeyyeoğulları, Haşimoğulları meselesi çok önemlidir, ileride hilafet meselesinde aile öne çıkacaktır. Abbasiler Haşimoğludur, Emeviler Ümeyyeoğludur. Halbuki hepsi kardeş çocuklarıdır. Hz. Ümmü Habibe validemizin annesi Hz. Osman’ın halasıdır, Safiyye binti Ebü’l As. Validemiz hem anne hem baba tarafından aristokrat bir aileden gelmiştir. Ancak validemiz çok hüsnü ahlak sahibi olarak, çok eziyete katlanacak biri olarak yaratılmıştır (01:00)
Efendimiz’in diğer zevcesi Zeyneb binti Cahş’ın bütün kardeşleri ilk müslümanlardandır. Abdullah bin Cahş Efendimiz’in pek sevdiği, uzun zaman beraber olduğu bir zattır. Ubeydullah bin Cahş ise kendine yazık etmiş bir adamdır. Bu zat hanifti, puta tapmanın yanlışlığını kendi iç cevheri ile bulup hanif olmuştu. Fakat haniflik bir iman seviyesidir, bir dinde ibadet olmadı mı o iman yerinde durmaz. İmanı amel muhafaza eder, aynen kurumları törenlerinin, merasimlerinin muhafaza ettiği gibi… Haniflikte ibadet yok, bu eksikliği hissedince Ubeydullah bin Cahş Hristiyanlığa yönelmiştir. O zamanlar Hz. Meryem’in uluhiyet meselesi ortalarda yok. Teslis hristiyanlığa çok sonra girmiştir, bir başka konsil ile girmiştir.
Bu arada Ümmü Habibe validemiz Ubeydullah ile evlidir. Efendimiz Hazretleri’nin tebligatı başlayınca bütün Cahş oğulları ve kızları müslüman oldular. Müşrikler eziyete başlayınca Cafer bin Ebu Talib hazretlerinin riyasetinde ve Ümmü Habibe validemiz hamile olarak Habeşistan’a gitmişlerdir.
Necaşî ismi çok geçiyor, Necaşî Habeş hükümdarının ismi değil lakabıdır. İsmi Aşhama’dır. Aşhama çok adil bir zattır. (03:20)
Allah, dünyada hakimiyetini adaletli olanlara vermiştir. Allah’ın sünneti budur. Zulme uğramış bir müslüman bu zulmün acısını zulüm yaparak çıkaramaz. Zulmedene adaletle davranmamız gerekir, şahsi intikam hayvani bir haldir. İslâm ceza hukukunda mağdurun gönlünün soğutulması önemli bir unsurdur.
Mesela Efendimiz Hazretlerinin kabir düzeltilmesi meselesi de böyledir, kabrin düzgün veya yamuk olmasının bir faydası veya zararı yoktur ancak cenaze sahibine bir tesellidir düzgün olması, o yüzden Efendimiz öyle yapın diyor. Meseleleri doğru anlamak lazımdır. (07:40)
Habeşistan’a hicret eden validemiz ki o zaman ismi Remle binti Ebu Süfyan’dır, validemizin zevci Ubeydullah zaman içinde ibadet eksikliğini tamamlamak için tekrar hristiyanlığa dönmüş hatta hanımını da zorlamıştır. Validemiz bu arada bir kız çocuğu dünyaya getirmiş, adı Habibe olmuştur. Arap adeti gereği validemize bundan sonra Ümmü Habibe künyesi verilmiştir.
Validemiz kocasının ısrarına uymamış ancak zor günler geçirmiştir. Bu süreç 15 sene sürmüştür. Ubeydullah da hristiyanlıkta içki serbest olduğu için alkolik olmuş ve alkolden ölmüştür. (11:00)
Efendimiz Necaşi’ye iki mektup göndermiştir, biri İslâm’a davet için, diğeri de Ubeydullah’ın dulu Ümmü Habibe ile evlenmek istediğini belirtmek içindir. Efendimiz’in Necaşi’yi vekil olarak seçmesi önemlidir çünkü Necaşi adaletli birisidir. Adaletli gavurdan vekil olur, adaletsiz müslümandan vekil olmaz. Efendimiz bu mektupları Amr bin Ümeyye hazretleri ile göndermiştir.
Validemiz, Efendimiz’in evlenme isteğini duyunca çok sevinmiştir, üzerinde ne kadar takı varsa bu haberi kendisine getiren Ebrehe adlı cariyeye vermiştir. Validemiz Halid bin Sâid’i vekil tayin etmiş ve Necaşi Efendimiz’e vekaleten Halid bin Sâid’den validemizi istemiştir. Necaşi mehir olarak 400 dirhem vermiştir. Efendimiz her validemize 400 dirhem mehir vermiştir. Safiye validemiz için fidyeyi necat karşılığını mehir olarak vermiştir.
Necaşi, Efendimiz’in 400 dirhem verdiğini nereden biliyordu? Büyük Efendi Hazretleri derdi, “bakmayın yok göründüğüne, vardır” derdi. Allah vardır ve her tasarrufu da bizim için geçerlidir. (13:35)
Nikah bitince insanlar dağılmak isteyince Necaşi onları bırakmamış ve yemek vermiştir. Necaşi çeşitli hediyelerle birlikte cariye Ebrehe’yi validemize hediye etmiştir. Ebrehe daha önce validemizin hediye ettiği takıları Necaşi’nin emri üzerine validemize geri vermiştir, ayrıca validemizin mehirden 50 dirhem vermesini de kabul etmemiş, buna Necaşi’nin izin vermeyeceğini söylemiştir.
Bu sırada Ebrehe validemize “sizin bu güzelliğiniz, Peygamberinizin bu güzel huyundan dolayı müslüman oldum” demiştir. Bunun üzerine validemiz cariyesinin boynuna sarılır. Daha sonra Ebrehe bir ricası olduğunu, Efendimiz’e gittiğinde kendisinin O’nun ümmeti olduğunu, elini ayağını öptüğümü söyle der.
Biz de Efendimiz’i görmedik ama bedenini görmedik, “kendini” gördük, görmesek olmazdı. Hz. Ali boşuna söylemiyor, “görmediğim Allah’a tapmam” diye… Onu baş gözü ile görmek zannediyorlar. Biz de görmediğimiz Peygamber’e inanmayız. Biz de gördük, baş gözü ile değil… (20:05)
Validemiz ve diğer müslümanlar Necaşi’nin hazırlattığı iki gemi ile Hayber günü Arabistan’a dönmüşlerdir. Hatta Efendimiz’in çok güzel bir sözü vardır, “Hayber’in fethine mi sevineyim, Cafer’in geldiğine mi sevineyim”. Efendimiz Cafer Tayyar’ı o kadar çok sevmiştir.
Validemizin akrabası olan Hz. Osman, Resûlullah’ın müsaadesi ile validemiz şerefine bütün Medine ahalisine tekrar düğün yemeği vermiştir. (23:30)
Ebu Sufyan’a bu evlilik haberi geldiğine şöyle demiştir: “O isteği geri çevrilemeyecek kadar kıymetli bir zattır, kızım iyi yapmış.” Benim kişisel kanaatim şudur, Ebu Cehil dahil, Hz. Safiye’nin babası Ben-i Nadir yahudilerinin reisi dahil hepsi Muhammed ibni Abdillah Aleyhisselâtu Vesselâm’ın peygamber olduğunu, afedersiniz kimse kusura bakmasın, eşşek gibi biliyorlardı. Sosyal statüleri, inatları, nefisleri itirafa mani olmuştur. Ebu Süfyan da biliyordu. Onun için kalp yeterli değildir, dil ile teyid gereklidir. İstisnası vardır, bedeni eziyetten kurtulmak için böyle yapılabilir. Ebu Sufyan’ın bu sözleri söylemesi üzerine Mümtehine suresinin yedinci ayeti nazil olmuştur.
Müşrikler Hudeybiye’yi bozduktan sonra Ebu Sufyan’ın Efendimiz’in kayınpederi oluşunu bahane ederek Efendimize gönderdiler. Ebu Sufyan doğru validemizin evine gitti. Efendimiz’in yattığı döşeğe doğru yürüyünce validemiz hemen döşeği topladı. Bunun üzerine Ebu Sufyan “babanı mı döşekten sakınıyorsun, döşeği mi babandan” diye sordu. Validemiz buna karşı “bir şeyi bir şeyden sakındığım yok, sen müşriksin baba, bu Resûlullah’ın bedeninin deydiği döşek, sen buna oturamazsın” dedi ve oturtmadı.
Baba seni alemi ulvîden alemi süfli olan bu aleme getiren vasıtadır. Mürşid-i Âlem olan Resûlullah ise süfli alemden ulvî aleme götürendir, hangisi büyük? Ulema ve meşayih-i izâm da öyledir. Mürşid, o kişiyi ulvî alemden suflî aleme getirmeye vesile olan babadan üstündür. Anlayan anlar, anlamayanlar da anlar hale gelir inşallah. (31:10)
Ümmü Habibe validemiz bir gün Efendimiz’e sordular: “İbadetleri yapıyorum da bir şey daha yapsam nasıl olur”, Efendimiz cevaben: “Günlük farzlara ilaveten 12 rekat nafile namaz kılarsan cennetteki köşkün hazırdır. Bu sadece senin için değil bütün müminler için geçerlidir” buyurdular. Ahmed ibni Hanbel’in Müsned’inde vardır bu hadis-i şerif. Validemiz göçene kadar bu nafile namazları kılmıştır.
Hz. Ümmü Habibe rahatsızlanınca Hz. Ayşe ve Hz. Ümmü Seleme validemizi yanına çağırarak onlardan helallik aldı, sarılıştılar. Elhamdülillah, Cennetü’l Baki’de diğer validelerimizin kabr-i mübarekleri ile birlikte Ümmü Habibe annemizin de kabr-i şerifini ziyareti Rabbim nasip etti, şefaatini de nasip etmesini diler ve dilenirim. (36:20)






