Dervişlerin sohbetinden Muhammed (sav) kokusu gelir

On 27 Ekim 2014

Seyir Defteri | Bölüm 5 | 7 Şubat 2008 | 48′ 13”

Din, öncelikle mükellefiyetlerdir, mükellefiyetler yerine getirilmek kaydı ile muhabbettir. Hem seviyorsun, hem yapmıyorsun, o zaman yalancısın. Sadece mükellefiyet ile yetiniyorsa kişi sevgiden nasibi yoktur, borç ödemekle yetinir ve asla yükselemez. Müslümanlar İslâm’a uygun yaşamadığı için bugünkü müslüman cemiyetinin hali içler acısıdır. Hz. Peygamber’in yaşadığı, yaşattığı, tebliğ ettiği müslümanlık bu değil. Herşeyden önce birlik yok, tevhid yok… (04:15)

Yazılı kaynak kültürü Batı’nındır, yazılı kaynak olmadan da ilmin aktarılması ile Doğu’ya aittir. Batı’da bir sohbet geleneği yoktur. Çünkü toplum çok fazla maddeleşmiştir. Dini sembolleri bile maddedir. Halbuki sınırlandırılmamış kavramlar insana daha büyük boyutlar, enginlikler, ummanlıklar kazandırır. Bizim Doğu kültürümüzde bu vardır. Kitap okuyan kitabı yazanın papağanlığını yapar. Tanzimat döneminde Batı taklitçiliği ile başlayan hal, sohbet geleneğinin yerine söylediğin sözü belgelendirmek gibi çok fazla yazıya itimat edilir hale getirildi, bu yanlıştır, noksandır. Kitap, çoban da okusa aynı kelimelerdir, ordinaryüs profesör de okusa aynı kelimelerdir. Kitap herkes tarafından okunabilir ama sohbet umuma yapılmaz, hususa yapılır. (07:00)

Sohbet, layık olana layık olduğu şekilde lafı anlatmak demektir, kitapta bu yoktur. Bir insan düşündüğünün ve bilgisinin ne kadarını kitaba aktarabilir, aktardığını okuyan ne kadar anlayabilir, anlayan ne kadar ameline intikal ettirebilir, intikal ettiren bu ameli ne kadar salihane yapar? Tasavvuf ekolleri olan tarikatlerde sohbet en önemli algılama vasıtası olarak kullanılmıştır. Dergahlarda medresedeki gibi oturup kitap okunmaz, sohbet yapılır. İlim öğrenirken sual sormak çok önemlidir, tarikatte bu yoktur. Çünkü senin merakını kurcalayan şey belki nefsindendir. Onun için sual sormana izin vermezler, günün birinde aklını kurcalayan hale bir sohbette cevap alırsın. Molla Nureddin-i Camî hazretleri Tarik-i Nakşibendîyye’de bir Pîr-i Sanî’dir. Molla Camî’nin musiki tekniği üzerine risalesi vardır. Molla Camî hazretlerinin bir sözü vardır: “Dervişlerin sohbetinden, Muhammed kokusu gelir”. O kokuyu alacak burun sahiplerinin ellerinden öperiz. (16:00)

Sohbette Cenab-ı Allah’ın en hakim esmalarından biri olan Kelîm esması, Kelâm sıfatı vardır. Esma, sıfat, zat, fiil meselelerini ayrıca bilmek lazımdır. Cenab-ı Allah’ın Kelâm sıfatının Kelîm olarak tecelli etmesi ile tesir yükselir. Hitabet, kitabetten üstündür. (21:00)

Hz. Mevlana, Mesnevi-i Şerif’te buyuruyor: “bir veli zat huzurunda bulunanların hangi seviyede olduklarını, nereye kadar varabileceklerini anlar. Sakın ha bu size ters gelmesin, bir çoban sürüsüne baktı mı hangisi semiz, hangisi hastalıklı bir bakışta anlar… Biri size sarı parlak birşey getirdiği zaman biz onun altın mı teneke mi olduğunu anlamayız ama usta kuyumcu bir bakışta anlar, daha olmazsa mihenge vurur bir de ayarını söyler.” Bir sohbet sırasında kişisel tercihler ortaya konuyor mu bunu ehli anlar. (28:50)

Peygamberlerin arasında tebliğ ettikleri açısından bir fark yoktur ancak faziletleri açısından fark vardır. Faziletleri arasında fark yoktur demek çok büyük bir hatadır. (33:55)

Sohbetten kasıt Efendimiz’dir. O’nsuz ilim öğrenilmez, fen öğrenilmez. Resûlullah’a itaat, Allah’a itaattır. Resûlullah’ın devreden çıkartıldığı bir ilim insana ancak -kötü manâda- menfaat kazandırır, ama Muhammedli (sav) bir ilim hakikî menfaat sağlar, hakikî menfaat vermek sureti ile zenginleşmektir. Zengin çok malı olana demezler, çok verene derler. Çok malı olana bekçi derler… (36:00)

Gavur icadı diye birşey yoktur, Efendimiz’in ne buyuruyor, ilim mü’minin kayıp malıdır. Allahü Zülcelâl isterse kendi dinini bir fasık, bir fâcir, bir kafir eliyle teyid edebilir. Onun için herhangi bir ilme ve o ilmin ortaya koyduğu semereye gavur icadı demek Hz. Peygamber’e muhalefettir. Dikkat buyrulması lazımdır, farkında olmadan Efendimiz’e yaptığımız muhalefetler de var, Allah affetsin, Allah gafletten uyandırsın. Merzifon’da türbe-i saâdeti olan Abdürrahim-i Rumî hazretleri, çok büyük bir zat-ı şeriftir, tarik-i Zeyniyye’yi Anadolu’ya taşıyan zevattan biridir, O’nun bir beyti var:

“Tövbe Ya Râb, hata rahına gittiklerime,

Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime” (40:00)

Her tasavvuf ekolü belli bir kanalın içindedir ama o kanalın içinde her fert ayrıdır. Aynen doktor hasta ilişkisi gibidir. Gönül hastalıklarımız ve meşreblerimiz de böyledir. Ben kimden istifade edebilirim diye bulacağım, O da bu benden istifade edebilire karar verecek, sonra karşılıklı geleceğiz. Bir kanalın içinde ama sadece bana mahsus tavsiyelerde bulunacak… Onun için umumi gibi gözüken hususidir… Tasavvuf ferdî tekâmüldür. O ferdî tekâmül sahipleri cemiyetin lokomotifidir, cemiyeti onlar çekip götürür ve onlar yükseltirler. Şimdiye kadar hep böyle olmuştur. Son beşyüz seneye bakalım, son beşyüz senede cemiyete doğru istikamet verenler, arkasına insanlar takılanlar kimlerdir bakıversinler…Özellikle alim ve sanatkarlar tasavvuf değirmeninin tezgahından geçmişlerdir. Taavvuf enaniyeti yok etme mesleğidir. (43:10)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir