Efendimiz’in kâli şeriat, hâli tarikat, sırrı hakikattir

On 23 Nisan 2015

Seyir Defteri | Bölüm 10 |  13 Mart 2008 | 57′ 00”

Her peygamber mucize sahibidir. Murad-ı İlahi elbette kul tarafından idraki mümkün olmayan bir meseledir. Ama bir de Kur’an-ı Kerim’de sünnetullah kelimesi ile geçen Allah’ın adetleri vardır.  O adetlerinden biri de her peygamberine mucize vermektir. Mucize belli verilerin belli neticeler doğurması kanununu nazarı itibare almayan, o veriler olmadan o neticeyi elde etmek demektir. Bunu Allah peygamber kullarına ve o peygamberlere tâbi olan veli kullarına ihsan etmiştir, veli kullardan zuhur eden fevkaladeliklere kerâmet, nebilerden zuhur edenlere mucize denir.  (06:10)

1400 sene evvel herşeyi doğru söyleyen bir zat, kendisine iman edilmesi gerekli bir zattır. Mesela Ashab-ı Kehf’den bahseden ayet-i kerimede şöyle bir mesele var, “biz onları sağlarından sollarına, sollarından sağlarına çeviririz”. Bu bir tıp kaidesidir. Bir insan belli bir müddet hep aynı şekilde yatarsa o tarafı çürür, dönmesi lazımdır. Akıl desek yine Efendimiz’e uyulması gerektiğini gösteriyor, fevkaladelikler desek yine onu emrediyor. Öyleyse sünnetullaha dahil olan mucize meselesini bazı imansızların imana gelmesi için bir vasıta, Peygamber’in peygamberliğine bir hüccet olarak görme sınırında kalmalıyız. (09:00)

Kul, ruh meal ceseddir. Cesedsiz ruh kul değildir, ruhsuz cesed kul değildir. Dolayısı ile Resûl-ü Kibriyâ’nın isrâsı ve mirâcı kul kelimesinden dolayı ruh meal cesed ile olmuştur. Ne uykudur, ne rüyadır, ne de sadece bir ruhun seferidir. Sadece “abd” kelimesi işin doğruluğunu anlamaya yeter. Ayette “abdihi” ifadesi kendime has kulum demektir. Bu konuştuklarımız bazı kişilere ağır geliyorsa onlar avam bile değildir, kusura bakılmasın. Hz. Peygamber Efendimiz mutlaka iradesini de kullanan ama bu iradesi hiçbir zaman İrade-i İlahiyeye ve aynı zamanda Rızayı İlahiyeye muhalif olmayan bir Zât-ı Şerif’dir. Eğer her işi dua ile halletseydi amcası şehit edilmezdi. (13:00)

Efendimiz hakkında hıfsı lisan etmeyen yani lisanını muhazafa etmeyip güzel konuşmayan, lalettayin bir insandan bahseder gibi Zat-ı Seniyyelerinden bahseden, Huzur-u Şerifi’nde bırakın başka bir terbiyesizliği, ses tonunu O’nun sesinin üstüne yükseltenler hakkında Sure-i Hucurât’da Allah ne yapacağını söylüyor. Dizlerin çürüse, secdede alnın delinse, oruçtan riyazattan etin kemiğine geçse amelinizi yok farzederim diyor Cenab-ı Hakk… Allahü Teala burada kullarını Habibi Zişan hakkında edebe davet ediyor, edepli olmak farzı ayndır. Efendimiz’e gösterilen sevgi, tazim asla ve asla Cenab-ı Hakk’ın rıza olmayacağı bir seviyeye yükseltilemez. (17:05)

Efendimiz’in hakiki vechesini anlamak için sarfedilen gayret asla boş kalmaz, mutlaka cevabını bulur. Çünkü O öyle bir merhamet deryasıdır ki O’na bir adım atmaya teşebbüs etmek O’nun bize koşmasını temin eder. Sünnete riayet etmeyi bile mükellefiyet olarak görüyoruz, bırakalım şu mükellefiyetleri, biraz muhabbetten bahis açalım. Efendimiz’i sevmeyi öğrenelim, korkmayı değil. Resûlullah Efendimiz sevildiği zaman öğrenilir, öğrenildiği zaman tanınır, tanındığı zaman daha çok sevilir. Ve bu bir çığ gibi sevgi-bilgi dönüşmesi içinde sevgi bilgiyi, bilgi sevgiyi çoğaltır, ondan sonra da esrara müteallik bilgiler gelir. Bunu burada keselim… (22:15)

Bir müslümanın Efendimiz hakkındaki yanlış iddiaları da bilmesi lazımdır. Bilecek ki onların doğrularını yanlış iddia sahiplerine anlatacak. Efendimiz’in evlatlığının hanımı ile evlenmesini Araplar’da taa asırlardan beri devam eden bir hukuki yanlışlığın fiili düzeltilmesi olduğunu bilecek. Bir başka validemizin (Hz. Zeynep) Efendimiz ile sadece 3 ay beraber yaşayabildiğini, daha sonra vefat ettiğini bilecek. (24:35)

Bugünkü müslümanların kendi zati ve toplumsal yanlışlıklarının Efendimiz’in koyduğu kaidelere muhalefeti, Efendimiz’in kabahati mi, O’na mensubiyet iddia edenlerin kabahati mi? Efendimiz’i lalettayin bir insan olarak, bir toplum lideri olarak gören kör bile değildir, körün bile bir algılaması vardır, bu şekilde Efendimiz’i tanımadan konuşanlar hangi sıfatları ile, hangi halleri ile konuşuyorlar. Efendimiz Aleyhisselâm bir Mirât-ı Mücella’dır, bir parlak aynadır, her bakan kendini O’nda görür. Efendimiz’in parlak aynası bizim çirkinliklerimizi göstertmiyor. Ama O’na laf söyleyenler kendi çirkinliklerini görüp aynaya laf ediyorlar.

“Muhammed’dir cemâl-i Hakk’a mir’ât,

Muhammed’den göründü kendi bizzat”

Bu mısraların ne demek istediğini açıkladığımız zaman bizim açıkladığımız kelimelerle sınırlı kalır, bu beyti yazan Hasan Sezai Gülşenî Hazretleri’nin ne demek istediğini anlatmış olmayız. Allah’ın cemalinin aynası Muhammed Mustafa Aleyhisselâm’dır. Bunlar ilmen aklen anlaşılmaz, zevklen anlaşılır. Bunu anlamak isteyenlere bir tavsiyede bulunabilirim, imkanı olanlar Edirne’ye gitsinler, orada Hasan Sezai Gülşenî Hazretleri’nin türbesini bulsunlar, ziyaret edip okusunlar, himmetine niyaz etsinler. Gitme imkanı olmayan da gönlünü oraya bağlayarak ben bunu öğrenmek istiyorum diye Hasan Sezai Efendimiz’e gönlünü bir bağlasın, bakın bakalım öğreniyor mu öğrenmiyor mu? (30:30)

Efendimiz Rahmetellilalemin’dir. Bildiğiniz gibi Arapça’da manâyı kuvvetlendirmek için önce menfi söylenir, sonra müsbet söylenir. Evvela boşaltılır, sonra hakikatle doldurulur. La ilahe; önce Tanrılar yok diye boşalttı; sonra illaAllah… Vema ersalnâke, seni göndermezdim, illa – ancak ve ancak, rahmetellilalemin-alemlere rahmet… Bu ayeti kerimede alemlere rahmet olarak belirtilenin Efendimiz değil de Kur’an-ı Kerim olduğunu iddia edenler var. Kur’an-ı Kerim dediğin ayetler nedir, Fem-i Saâdet-i Muhammedî’den çıkan elfaz değil midir? Sen bir lafın Kur’an ayeti olup olmadığını nereden biliyorsun? O söyledi! İşte Hz. Ebubekir’in tekrar eteği altına sığınmak lazımdır, “O mu söyledi, öyleyse doğrudur!” (36:10)

Resûlullah Efendimiz’i postacı veya faks memuru gibi görmek gibi küstahlık yapanlar var. Hz. Ayşe validimizin Ashab-ı Kirâm’ın yedi büyük aliminden biri olmak sıfatı ile söylediği söz çok önemlidir: “Muhammed Aleyhisselâm canlı Kur’an’dır”. Emri bil maruf, nehyi anil münkeri laf söylemek olarak anlayanlar var, tebliğ laf mıdır? Eğer hal lisanı yok ise söylediğin söz tesir eder mi? Efendimiz tebligatı “Allah böyle dedi” diye mi yaptı, böyle mi anlıyorlar Kur’an tebliğini? Böyle anlayanlar hiç anlamamışlar demektir. Tasavvuf bilinmeden bunlar bilinmez, çünkü Kâl-i Resûlullah şeriat, Hal-i Resûlullah tarikattır. Biz ne tarikatı ne şeriatı biliyoruz. Şeriatı el kesmek zannediyorlar, tarikatı da filanca filanca ekollerinden ibaret zannediyorlar. Efendimiz kâli şeriattir, hali tarikattır, sırrı hakikattir. Peki sırsa nasıl oluyor, sırra nail olanlar tarikatte seyri sülûkunu yapanlardan çıkar. Yoksa yedim aşı kıldım beşi yattım aşağı diyenlerden olmaz, o da makbuldür, o da din kardeşimizdir, o da cennetliktir ayrı… (42:20)

Herşey insan için var. “Herşeyi sizin için, sizi kendim için yarattım” diyor Rabbimiz. Bu herşeyin yaratılması meselesinde de “levlâke levlâk”ı doğru öğrenmek lazımdır. Bunun hakkında hala vardır yoktur münakaşası yapılıyor. Hadisin sınıflandırılması ayrı bir ilimdir. Efendimiz’in bütün hadislerinin kitaplarda yer aldığını söylemek mümkün müdür? Demin bir misal verdim, Edirne’ye gitsinler Hz. Pîr’e sorsunlar dedim. Resûl-ü Kibriyâ Efendimiz’in Huzur-u Saadetlerine çıkıp “Ya Resûlullah, Zât-ı Seniyyenizden böyle bir hadis sâdır oldu mu, olmadı mı” diye yakîn isen sorar ve öğrenirsin, o kadar yakın olmaya bak!.. Biz o kadar yakın olduğuna inandığımız zevâttan “Levlake levlake lemâ halaktü’l-eflâk” sözünün hadis olduğunu duyduk. “Onlara ölü demeyiniz, onlar benim indimde rızıklandırılmaktadırlar” ayetinin tebliğ edicisi Peygamber’e öldü bitti diyen anlayışa saygı duymak bir yana yanlışını yüzüne vurmamak mesuliyettir. Er yarın Hakk divanında belli olur. (48:50)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir