Muhabbet benliğin en mühim merhemidir

On 23 Temmuz 2015

Seyir Defteri | Bölüm 92 | 22 Ekim 2009 | 52′ 02”

Biyolojik kalp herkeste var, hayvanlarda da var. Manevi kalp ile kalbin makamını temsil ettiği, remz ettiği, sembolize ettiği iç derunilik kastedilir. Derin başka, derun başkadır. Kelime aynı olabilir, denizin derini var, havuzun derini var, bilginin derini var. Derin bilgiye sahip olanın bile bir derunu vardır. O ayrı bir ifadedir. Kelimelerin kullanılış manâlarına iyice intibak edebilmek için kelimelerin sözlük anlamlarında kalmamak lazımdır. Kalp durduğu zaman insanın dünya hayatı biter. Hayatın devamının sembolü kalptir. Kalp bu bakımdan en önemli hayatiyet organı olduğu için aynı zamanda maneviyâtın da sembolü ve makâmı olmuştur. (03:20)

Aleyhisselâtu Vesselâm Efendimiz’e gelip sordular, “Ya Resûlullah, müslümandan hırsız olur mu” “Yakışmaz ama yapanı bulunur” buyurdu Efendimiz. “Katil olur mu”, “Yakışmaz ama yapanı bulunur”, şu olur mu, bu olur mu diye sorulara Efendimiz hep “Yakışmaz ama yapanı bulunur” şeklinde cevap buyurdu. “Müslüman yalancı olur mu” diye sorduklarında ise Efendimiz tek kelimelik bir cevap verdi “Hayır”… Müslüman ve yalan bir araya gelmez. Ahâli kendi kendine uydurmuş beyaz yalan, esmer yalan diye, bunlar uydurma şeylerdir. Riya yalanın cinslerinden biridir. Yalanın cinsi çoktur.

Riya bir şeyi başka türlü göstermektir, genellikle şerri hayır gibi göstermek veya hayırdan şahsi menfaat umarak istikametini çevirmektir. Riyanın ortaya çıkışı sözle de olur, fiille de olur. Hayır gibi gözüken işlerde eğer şahsi menfaat ummak varsa, öyle bir haber var, ahirette hesap zamanında “ben şöyle bir hayır yaptım” derse o kişi “evet yaptın ama seni hayır sahibi olarak ansınlar diye yaptın ve seni hayır sahibi olarak andılar, dolayısı ile ecrini aldın, burada alacağın şey hava civadır” derler… Allah’dan istenecek ve o isteme de dua mahiyetinde olacak, alacak tahsili gibi istiyoruz, farkında mıyız? Dua, rica, niyaz, minnet ile istenecek, biz haketmiş gibi istiyoruz.

Olmuş hadisedir, bir cami inşaatı, yarım kalmış, para noksan… Zengince bir zata gitmişler, yardım istemişler, o zat “olur, tamamını yaptırırım ama bitince üzerine benim adımı yazacaksınız” demiş. O yardımı isteyen zat da “yerinde dursun, biz tamamlarız” demiş… Bir tanıdığım mahallesinde bir kıza aşık oluyor, gayet tabii bir hal, kızcağazın babası namazlı abdestli bir zat. Bu delikanlı pek vakitlerine gitmiyor, cuma namazında allem etmiş kallem etmiş müstakbel kayınpederinin yanında veya onun görebileceği bir yerde namaza durmuş. Kendisi anlattı… Meramına nail oluyor, kayınpeder namazlı abdestli çocuk, camide görüyorum diye kızını vermeye razı oluyor. Namaz aynı zamanda çok yüksek bir kurum olduğu için taklidi bile insanı adam eder, sonra o arkadaşımız beş vakit namazını kılmaya çalışıyor. Eskileri hatrlayınca bazen “Benim eski cumalar gümledi” diyor. Çünkü Allah için değil kayınpederi tavlamak içindi o namazlar. Riya böyle bir şey… (05:50)

Riyadan çok korkmak da riyadır. Samimiyette riya yoktur. Cimri bir adam, hakikatte cimridir, bana cimri demesinler diye sağda solda bir şeyler ısmarlar. Cimrinin ısmarladığından şifa bulunmaması muhakkah olduğu gibi belki hasta da olunur. Bu bizim başımıza geldi, Muzaffer Efendim Hazretleri, bir cuma günü namazdan sonra, “yarın öğle yemeğini bir yere gideceğiz, sen de gel oğlum” dedi, “başüstüne Efendim” dedim. “Ama hasta olacağız, bunu bil” dedi. “Sizin yanınızda hasta olmak bizim için şifadır” dedim ve hakikaten pazar günü herkes rahatsızlandı. Sonra söyledi, “rahatsız olacağınızı bile bile niye seni çağırdım, çünkü başka türlü bu kadar derin öğrenmezsin, bu kadar kafana dank etmez. O adam cimriydi, adettir diye beni yemeğe davet etti, cimri adamın ikramında bile hastalık vardır.” Hem cimri hem ikram ediyor, işte o riyakar…

“Mescidde riyâ-pişeler etsin ko riyayı,

Meyhaneye gel kim ne riya var ne mürâyi”

(Şeyhülislâm Yahya Efendi)

Buradaki meyhaneyi içki içilen yer zannediyorlar, öyle değildir, tasavvuf edebiyatında, bütün divan edebiyatında olduğu gibi özel mazmunlar vardır, kevser, mey, bâde, şarab, Pîr-i Mugan, kadeh, meyhane, sâki… Bunların hepsi manevi sembollere perde olarak kullanılmış kelimelerdir. Meyhane dergahtır. Onun için Nedim diyor ki:

“Meyhane mukassi görünür taşradan amma,

Bir başka ferah başka letafet var içinde.”

Tekke dışardan çile çekilen yer, kasvetli bir yer görünür ama içinde anlatılamayacak güzelliklerin olduğu bir yerdir. Nedim “başka” kelimesinden başka kelime bulamıyor anlatmak için…

Muhabbette riya olması mümkün değildir, mükellefiyetlerde olabilir. Onun için mutlaka ve mutlaka mükellefiyetlere muhabbet katmamız lazımdır. Dualarımızda hep kabul et, kabul et diyoruz, hayır, sadece kabul et değil, rağbet et – merğub eyle, hatta mahbûb eyle yani sevdiğin dualar zümresine yükselt demeliyiz, severse zaten kabul eder. (13:20)

Riyadan sıyrılmak için mutlaka samimiyyet, samimiyyeti temin etmek için de mutlaka muhabbet olması lazımdır. İş döner dolaşır muhabbete gelir. Muhabbet mesleğinde almak ne demek, istemek bile ayıptır, vermek mesleğidir. Verdiğin zaman benlikten sıyrılmış olursun, Muhabbet benliğin en mühim merhemidir. Benlik olmadığı zaman da riyaya hacet kalmaz. (19:20)

Bütün görünen hastalıklar diğerlerinden daha fenadır çünkü başka insanların terbiyesine mani olur. Bizim davranış biçimlerimiz sadece Rab-kul ilişkisinden ibaret değildir, aynı zamanda numune-i imtisal olmak yani örnek alınacak davranışlar ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Bu Resûlullah Efendimiz’in en önemli fonksiyonudur.

Sadaka verilirken Hz. Allah hem gizli hem de açık verin diyor. Açık vermenin hikmeti etrafındakilerin de sadaka vermeyi öğrenmesidir.

İnsan evvela davranışları ile makbul bir okunur kitap haline gelmelidir. Ben edebiyat dersini çok severdim çünkü edebiyat öğretmenimi çok severdim. Bir de özendiğimiz, numune aldığımız insanlar vardır, onları mutlaka severiz, sevmesek örnek almayız. O sevdiğimiz kişilerin örnek davranışları bize doğru davranış olarak intikal eder. O sevdiğimiz kişiler aman riya olmasın diye bu güzel davranışlarını ortaya koymasalardı nasıl anlayacaktık? Gönenli Mehmet Efendi Hazretleri, Allah şefaatine nail etsin, çocuklara kendi eli ile harçlık dağıtırdı, daha ufak çocuklar için cebinde şeker gezdirirdi. Rahmetli dedem, onun da cebinde şeker olurdu, sokakta oynayan çocukların oyunları bozulmasın diye sokak değiştirirdi. O zamanın çocukları büyükler geçerken yoldan çekilirlerdi. Ben dedemi çok sevdiğim için onun gibi davranmaya çalışırım, şimdi sokakta böyle bir şeyle karşılaşmayız ama yazlık yerde top oynayan çocukların arasına girmem, bu dedemi sevdiğimden ve o hareketi doğru gördüğümdendir. Dedem o hareketini riya olmasın diye yapmasaydı nereden öğrenecektim? (24:35)

Bir zat İstanbul’a geliyor, mektep imtihanına giriyor. Kazanıyor ve kadı olmaya yönelik eğitim alıyor. Babası mektup yazıyor, “yarın öbürgün kadı olursun, Allah korusun adaleti çiğnersin, sakın kadı olma”. Adaleti çiğnemekten korkan bir adamın kadı olması lazımdır. Adaleti çiğnemekten korkan adamlar hakim olmaktan kaçarlarsa adaleti çiğnemekten korkmayan adamlar hakim olurlar.

Riya olmasın diye sadakayı açıktan vermeyenler sadakayı unuttururlar. Ondan sonra sadece bayramdan bayrama evine gelen kurumların zarfları ile sadaka verilecek zannedersin. Aleniyete riya bulaşma ihtimali var diye aleni yapmamız icap eden şeylerden niçin kaçınalım? (32:10)

Bir başka tehlike de adettir diye yapmaktır. Allah’ın rızasını kollamak, gözlemek, onun peşinde koşmak eğer yalnızca aklımıza ve mükellefiyetlerimize dayanırsak zannedildiği kadar kolay değildir. Ama gönlümüze ve muhabbetimize dayanırsak zannedildiği kadar zor değildir.

Biz kuşlara bile saraylar yaparak değer veren bir toplumuz, milletiz, öyle bir dine mensubuz. Bunu şahsi zaaflar ile ve dünyevi ihtiraslar ile kirletmeye, lekelemeye, paslandırmaya, cilasını kaybetmeye kimsenin hakkı yok, bunlar şahsen bu şekilde hata işleyip günaha girmekten mada bütün müslümanların da vebalini yükleniyorlar, dikkat etsinler. (38:10)

Sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmaması gurura engel olmak içindir. Bu da doğru bir sözdür ama Allah’ın aleni verin demesi nerede kalacak? Lakırdı tamamı devrede olduğu zaman doğruyu öğretir, bir tanesini içinden cımbızla çekersen yanlış olur. Sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmazsa çocuğum sadaka vermeyi nereden öğrenecek, fiilen görmeden, kitapta yazanla öğrenilmez. Suya girmeden yüzme öğrenilmez. Görmeden sadaka vermek öğrenilmez. Sen eğer “bana sadaka verdi diyorlar, aferin bana” demek tehlikesine kendini maruz hissediyorsan o zaman sağ elin verdiğinden sol elin haberi olmasın.

Zeynel Abidin Efendimiz’in sözüdür: “Sadaka fukaranın avcuna düşmeden evvel Allah’ın avcuna düşer.”  (42:20)

Riyadan kendimiz de kendimizi kaçındırmalıyız, insanın kendine karşı da riyası olur. “Aferin bana” dedi mi birisi, gitti… Al sana riya.. Ayete muhaliftir. “Size bir hasene, güzellik, iyilik isabet ettiği zaman Allah’tan bileceksiniz, aferin bana demeyeceksiniz. Bir musibet isabet ettiğinde “Ben ne halet ettim” diyeceksiniz.” Riyada hem kendimizi hem Rabbimizi kandırmak vardır. Yalan sadece söz ile olmaz, zengin bir adamın para istemesinler diye fukara gibi giyinmesi de yalandır. Fukara bir adamın gururu için borç para ile güzel giyinip sokağa çıkması da riyadır. Riya yalanın davranış biçimi haline dönüşmüş halidir. Rıza-i İlahi’den başka bir şey gözetildiğinde her hareket riyadır, vesselâm… Tek ölçümüz Allah ve Resûlünün hoşnutluğunu kazanmak olacak… (45:30)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir