Dinle Neyden 7 – Hz. Mevlâna’da Resûlullah Aşkı
Dinle Neyden | 7. Bölüm | 18′ 04”
Aşk dilencisi olalım da, bir aşk velisinin, bir aşıklar önderinin yani Hz. Mevlâna’nın himmetine erelim. Hz. Mevlâna’nın sadece “Ben o seçilmiş Muhammed’in yolunun toprağıyım” mısrası dahi Resûlullah aşkının ifadesindeki yüceliği anlatmaya yeter ama bu yüce ifadelerin örneklerini çoğaltmaya gayret edelim.
“Dest-râ ender Ehad-u Ahmed bi-zen
Ey birader! vâre ez Bûcehl-i ten”
“Ey kardeş, ten Ebu Cehl’inden kurtulmak istersen, Ehad’e ve Ahmed’e iyi sarıl, elini onlara ver.”
İnsanın Hakk’a ulşmasındaki en büyük engel benliktir, ben demesidir. Hz. Mevlâna ben denilen varlığı, Efendimiz tarafından ümmetin firavunu olarak belirtilen Ebu Cehil’e benzetiyor. Pekçok eserde aşık ve maşuk gül ve bülbül ile sembolize edilir. Allah ve Resûlu hakkında da tıpkı bu sembolizm gibi Ehad ve Ahmed kelimeleri bir edebiyat sanatı yapılmıştır. Ehad ile Ahmed’in yazılışı arasında bir mim harfi vardır. O mim harfi “Ehad’in gözbebeği Ahmed’dir” diye anlatılır. (0:20)
Muhabbet, aşk, aşıklar, maşuklar kuru laf değildir. Kuru laf olsaydı asırlardır aşk meclisleri kurulmaz, aşk bahisleri yapılmazdı. Aşıkların sohbetinden Muhammed kokuları gelir denmiştir. Böyle olmayan sohbetler zaten aşık sohbeti değildir. Resûl-u Ekrem’in anıldığı yere O’nun ruhaniyeti ve runayineti yağar, teşrif eder. Böyle şey olur mu denmemesi lazımdır, çünkü aşk bahsinde akla yer yoktur. Uçmak aşka semboldür, konmak ise akla… Aklı kurban etmeyen aşka varamaz. Hz. Mevlâna şöyle buyuruyor: “Hakk’ın hakikatine ulaşmak için ancak Hakk’a dayan ve aklına değil Mustafa’nın yol göstericiliğine güven” (04:20)
Yirminci asrın en büyük fikir adamlarından ve büyük Mevlâna hayranlarından, Pakistan’ın milli şairlerinden Muhammed İkbal, Hz. Mevlâna’daki peygamber aşkını ve kendisinin Hz. Mevlâna hayranlığını ne güzel anlatır:
“Bir damlasında nice denizlerin gizlendiği ve görüldüğü,
O Rum diyarının mürşidi ne güzel, ne hoş buyurur,
Yaşayışına yön vermede, kendi bilgine, hünerine ve arzularına uyma,
Resûllerin sonuncusu ve en yücesinin düzeninin dışına çıkma”
Bu beyitlerden ilk ikisi Muhammed İkbal’e, diğer iki mırsa Hz. Mevlâna’nındır. (06:50)
Hz. Mevlâna buyuruyor ki:
“Kafir olayım ki, bir kişi iman ve taat yolunda bir tek nefes alır da eğer ziyan ederse…” Yani Hz. Mevlâna herkesi iman ve imanın gereği olan ibadet ve taata çağırıyor. O’nun saadeti, mutluluğu insanların iman ve taat sahibi olmalarında, yolunun toprağı olduğu Hz. Peygamber gibi…
“Peygamber buyurdu ki, İlah’dan cennet istiyorsan hiçkimseden en ufak birşey isteme
Eğer Peygamber’in bu sözünü dinler ve böyle yaparsan ben Hakk’ın cemali ve cennet için sana kefilim”
Hz. Mevlâna, kefil olurum ki bir tek sözünü dinlemek bile seni cennete ulaştırır diyor. (11:05)
Edirne Mevlevihanesi şeyhi büyük divan şairi Neşati Dede Hz. Mevlâna’ya öyle diyor:
“Hem varis-i Sırrı Mustafa’sın,
Hem mazhar-ı lütf-û kibriyasın”
Kastamonu’dan Hafız Ahmet Mahir Efendi de:
“Terceman-i lisan-i kayyumi,
Mevlâna Celaleddin-i Rûmi”
Sohbetin zamanı tükenir ama ne Hz. Mevlâna’nın Resûlullah aşkının anlatımı biter, ne aşkın kendisi… Biz sohbetimizi Hz. Mevlâna’nın ayinlerin başında okunması adet olan ünlü naatı ile bitirelim:
“Ya Habiballah Resul-i Halık-ı Yekta tüyi,
Ber güzin-i Zülcelali pak-ü bihemta tüyi;
Nazenin-i Hazret-i Hak sadr-ü bedr-i kainat,
Nur-i çeşm-i Enbiya çeşm-i çerağ-i ma tuyi;
Der şeb-i Mi’rac bude Cebrail ender rikab,
Pa nihade ber ser-i nüh künbedi hazra tüyi;
Ya resulallah tü dani ümmetanet acizend,
Rehnüma-yi acizani bi ser-ü bi pa tüyi;
Servi bostan-i risalet nev behar-i ma’rifet,
Gülbün-i bağ-ı şeriat sünbül-i bala tüyi;
Şemsi Tebrizi ki dared na’ti Peygamber ziber,
Mustafa vü Mücteba an seyyid-i ala tüyi.”
“Ey Allah’ın sevgilisi! Tek ve Eşsiz Yaratıcı’nın Elçisi sensin,
O Celal sahibinin seçkin kulu, temiz ve benzersiz sensin;
Hakk’ın nazlısı, kainatın en yücesi,
Peygamberlerin gözünün nuru, bizim gözlerimizin ışığı sensin;
Miraç gecesinde, Cebrail’in sana sunduğu hizmet ile
Dokuz kat yeşil kubbelerin üstüne basan sensin;
Ey Allah’ın Elçisi! Ümmetlerin acizdirler,
Başsız, ayaksız acizlerin yol göstericisi sensin;
Sen Peygamberlik bostanının ulu selvisi, ma’rifet dünyasının ilk baharı,
Şeriat bağının gül fidanı, yüce sünbülü sensin;
Şemsi Tebrizi ki Peygamberin methini ezberlemiştir,
Mustafa vü Mücteba, o yüksek Ulu sensin.
Resûlullah’dan şefaatler dilenerek sözümüzü bağlarız… (14:10)






