Efendimiz, Hz. Cebrail’e “okuma bilmem” değil “okuyamıyorum” dedi

On 5 Şubat 2015

Kedili Kütüphane | TRT HABER| 1 Şubat 2015 | 32′ 01”

Yanlış bilgiler, slogan bilgiler bizim hayatımıza çok ters yönler veriyor. Hz. Peygamber Aleyhisselâtü Vesselâmın, ilim öğrenmek için okuma yazma bilme vasıtasına ihtiyacı yoktu. Okumak ve yazmak bir vasıtadır, gaye değildir. Allahû Zülcelâl, Peygamberinin, Resûlunun, Habibinin, okuma yazma bilmediğini bilmiyor da, O’na Cebrail aleyhisselâm ile okuması için kağıt mı gönderiyor? Cebrail kelime manâsı ile Aklıselim demektir, Cebrail Aleyhisselâm da bilmiyor Muhammed Mustafa Aleyhi Ekmel’üt-Tehâyâ’nın okuma yazma bilmediğini… Ve hikaye anlatılıyor, Cebrail geldi, oku dedi, Efendimiz okuma bilmem dedi, Cebrail onu sıktı ve Efendimiz okudu… Bu düpedüz yalandır, yanlış demiyorum yalandır. Çünkü Efendimiz okuma bilmiyorum demedi, “okuyamıyorum” dedi. Peki Efendimiz’in okuyamadığı neydi? Efendimiz kainâtı okuyamıyordu… Ben Hz. İnsan olarak Âlem-i Kübrâ’yım, bütün bu kâinat bana göre Âlem-i Sugrâ’dır. Çünkü ben Allah’ın halifesiyim, Allah herşeyi benim için, beni kendi için yarattı. Hangisi daha büyük? (02:25)

Cebrail Aleyhisselâm devam etti, “Bismi Rabbik”. Rabbi’nin ismi dahil olmadı mı okuyamazsın… “Döllenmiş yumurtadan seni halk eden Rabbinin ismi olmadan ne okuyabilirsin, ne yazabilirsin…” Daha sonra inzal buyurulacak olan başka bir ayette “Bilmiş ol ki, kalbin tatmin olması için Allah’ın olması lazım” buyrulmuştur. Ne iş yaparsan yap, Allah devrede olmadı mı, birşey olmaz… Cebrail Aleyhisselâm’ın Resûlu Kibriya Efendimiz hazretlerine arzettiği oku, kainatı okumaktır. Peki kitap okumadan olur mu, olur… Hz. Şuayib Aleyhisselam kitap okuyabiliyor mu, okuyamıyor çünkü kör. Aşık Veysel, bugünün bize empoze edilen şartlara göre devlet memuru olamazdı. Rahmetli Kani Karaca hiçbirşey olamazdı. Okuma yazma bilmiyor, imza atamıyor. Kâni abi kadar musiki bilen, Veysel kadar yüksek şiir yazan kim var? (05:40)

Kaynağın yazılı ve sözlü olması çok önemli değil, doğru olması önemlidir. Yazılı ve yanlış kaynak yok mu, sözlü ve yanlış kaynak da vardır. Dolayısı ile sözlü veya yazılı olduğuna değil doğruluğuna bakmamız lazımdır. Biz akademik kariyerimizi batı mukallidi olarak yaptık. Medreseler kapatılıp Dâr’ül Fünûn açıldığında, sonradan üniversiteye döndürüldüğünde akademik çalışmalar Batı ölçülerine göre yapıldı. Batı’da bizdeki edebiyatın karşılığı “literatürdür”. Literatür Latince’deki letter yani yazma kökünen gelir, yani Batı’da edebiyat yazılır. Bizde ise edebiyat edebden gelir, yazıdan gelmez. Batı yazılı kaynağa çok ehemmiyet verir, Doğu’da Çin de dahil büyük ölçüde sözlü medeniyet vardır. Resûlullah Efendimiz hazretleri Kur’an-ı Kerim’i tebliğ etmeye başladığı zaman Mekke’de okuma yazma bilen kişi adedi 17’dir. Sakın kimse ne kadar cahil toplummuş demesin. O 17 kişinin okuma yazma bildiği toplum iki üç bin develik kervan düzüyor ve onun hesabını kafadan yapıyor. Efendimiz’in tebliğ ettiği ayetleri sadece iki kez dinleme ile anlıyor, sadece bir kerede anlayanlar da var. (12:20)

Bizim Allah’a, Allah’ın meleklerine ve kitaplarına, Resûllerine imanımız vardır. Bizim kitaba imanımız vardır, Allah’ın kitabına da, Allah’ın kullarının kitabına da. Bir de şu yanlışlık var, sık sık sorarlar hangi kitabı okuyayım diye? Geçtiğimiz sene Frankfurt kitap fuarına gittim, oradaki konuşmamda ilk sözüm kitap okumayın oldu. Çünkü başkalarının kitabını okumaktan kendi kitabımızı okumaya vakit kalmıyor. Biraz da kendi kitabımızı okumayı öğrenelim. Bunu bendenize kendi de bir kitapçı olan Sahaflar Şeyhi olarak anılan büyüğüm Muzaffer Ozak hazretleri öğretti. Başkasının kitabını okumalıyız ama kendi kitabımızı da okumaya vakit ayırmalıyız. Kitaplar konuyu değil, o konu hakkındaki yazarın fikrini anlatır. Ama o konu o yazarın fikri ile sınırlı değildir. Bu konuda Muzaffer Efendim merhum “benim kitaplarım da dahil ha” diye bizleri ikaz ederdi. (15:20)

Birgün Muzaffer Efendim’in sahaf dükkanındayız, bu dediğim kırk sene öncesi, bir müşteri geldi, bir kitap istedi. Fakire “yavrum” dedi, “yukarı çık, sol taraftaki dördüncü rafın on birinci kitabını al” dedi. Kitabı müşteriye verdi. O zaman delikanlılığın verdiği cesaretle “Efendicim, nasıl biliyorsunuz” dedim. Allah şefaatine nail etsin, çok keyiflendi. Keyiflendiği zaman alnına vurarak gülerdi. Biraz güldü sonra sandalyesinde dikeldi, “Oğlum, ben kebabçı değilim, kitapçıyım” dedi. Efendim’in her bir dediğini yapamadım belki ama hiç bir dediğini unutmadım, Allah şefaatine nail etsin… (17:20)

Benim okuduğum kitapların içinde mükerreren okuduğum kitap Mesnevi-i Şerif’tir. Özellikle de Tahirül Mevlevi’nin şerhi… Efendimiz buyuruyor, beş şey gelmeden beş şeyin kıymetini bilin diye, o beş şeyden biri de boş zamandır. Şimdi emekli olduk ama meşgale çoğaldı, kitap okumaya pek zamanım yok ama kitap okumadan yatmam. Mutlaka okurum. Hz. Osman Efendimiz, zamanı yoksa Kur’an-ı Kerim’in nüshasına bakmadan evden çıkmazmış. Hiç olmazsa göz ziyaretinde bulunurmuş. Bendeniz de bir sayfa olsun okurum. Konservatuvardan olsun, edebiyat, ilahiyat fakültelerinden olsun, doktora, yüksek lisans ve lisans mezuniyet tezleri ile ilgili genç kardeşler geliyorlar, birşeyler soruyorlar, aklımın erdiğini söylüyorum. Bitirdikleri tezlerden bir nüsha veriyorlar onları okuyorum. Bazen de onların kaynak olarak seçtikleri basılmamış tezler oluyor, onları istiyorum onları okuyorum. Okurken de şuna esef ediyorum. Bir üniversite veya bir YÖK veya bir hayırsever, kişi veya vakıf, bunların bir tanesi ufacık bir sermaye ile bassa bundan elde edilecek küçük kâr ile bir diğeri basılsa… Olamaz mı bu? Kitap basılmalı, okunmak için değil, varlığından haberdar olmak için. Kitap okumakla bir yere varılmaz, kitap okurken birşeye merak edip o merak ettiği konuyu incelerse kişi, o zaman bir yere varır. Onun için kitap okumak yerine konu okumak lazımdır. O konunun anlatıldığı sadece kitaplar yoktur, makaleler vardır, ansiklopedi maddeleri vardır, sözlü kaynaklar vardır. Dolayısı ile konu incelenmelidir. (23:40)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir