Fatih ve Fetih
Kalbe Düşünce | Bölüm 1 | 42′ 36”
Velayet Allah’ın Kitab-ı Kerim’inde var olduğunu söylediği bir kurumdur. O kurumun sahibi veya o kurumun temsilcilerinin kim olduğuna dair bir laboratuvar araştırması yapmak, deneysel bilgi elde etmek mümkün değildir. Çünkü adama sorarlar, hangi terazi ile tarttın diye. Senin kolun onları tartacak kantarı taşır mı, sende o pazu var mı diye sorarlar. Çünkü velayetin zemini takvadır, takvanın ölçüsü Rabbül Alemin’e aittir. (03:00)
Efendimiz hazretlerinin İstanbul’un fethi ile ilgili hadisine uydurma diyen küstahları gördüm. O zaman şunu soralım, Hz. Halid bin Zeyd Eba Eyyubel Ensari’nin doksan küsür yaşında İstanbul’da ne işi vardı? O müjdeye nail olmak için buradaydı. Dolayısı ile Fatih Sultan Mehmet benim için velidir. (05:10)
Hz. Vefa, Hz. Fatih’e “Senin biatlı derviş olmana lüzum yok, adil bir padişah ol yeterince manevi mesafe katedersin” demiş ve dervişliğini kabul etmemiştir. (09:00)
Hz. Fatih bir sabah Edirne’de tebdil kıyafet çarşıya çıkıyor, misal bir bakkala gidiyor ve ikiyüzelli gram peynir ver diyor, peyniri aldıktan sonra bir avuç da zeytin ver diyor. Esnaf bunun üzerine “bak kardeşim, ben siftah yaptım, zeytini de karşıdaki dükkandan al, belki o siftah yapmamıştır” diyor. Fatih bunun üzerine karşı dükkana değil direk saraya gidiyor, ben bu ahali ile İstanbul’u alırım diyor. (10:15)
Hz. Fatih tezcanlı, çok karizmatik bir adamdır. İstanbul’u almasaydı da büyük adamdır. 1461’de Trabzon’u alıyor, 1463’de Bosna’yı alıyor. Trabzon’dan Bosna’ya at sırtında gidiyor. Ciddi bir kumandandır, yüksek bir siyasetçidir, o yaşta eğik atışı bulacak kadar iyi bir mühendistir ama o ahaliden böyle bir adam çıkmıştır. (13:10)
Fatih, bir sefer sırasında kendisine bir bineğe binmesini söyleyen halasına, asker yürürken bineğe binersem bana bey demezler, yaptığım işin sonucu gazi demezler, bu işi yaparken ölürsem şehit demezler diye cevap veriyor ve askeri ile birlikte yürüyor. Karavanadan yemek yiyor, Yavuz da karavana yerdi, askerin sofrasında ne varsa Yavuz’un sofrasında da o vardı. Öyle yapmadıkları zaman ahali homurdanır, çünkü iş ahalidedir. Piramidin tabanı çamursa üstünde kaya durmaz. (19:30)
Kemal teferruattadır. Teferruatta estetik lazımdır. (24:35)
I. Ahmet, Sultan Ahmet han, aşık-ı Rasul bir zattır. Efendimiz hazretlerinin türbe-i saadetlerinde zeytinyağından kandil yakılması O’na layık değildir, gül yağından olacak demiştir ve Isparta’da ve bugün bizim topraklarımızda yer almayan Filibe’de gül bahçeleri vakfetmiştir. O gül bahçelerinden temin edilen güllerden yağ çıkarılmış ve Efendimiz’in Ravza-yı Mutahhara’larında kandiller bu yağlar ile yakılmıştır. Sultan I. Ahmet han Efendimiz hazretlerine olan muhabbetini her gün Efendimiz’in ayakizini bir kağıda çizip, “bu ayak izi Hz. Peygamber’in ayak izidir, ben bunu başımda taşırsam padişahlık tacı taşımış olurum” diyerek onu sarığının arasına yerleştirerek göstermiştir. İslam mükellefiyetlerden ibaret değildir, muhabbet vardır. (29:10)
Camiler yalnızca namaz kılma mahalleri değildir. İçlerinde her türlü dünyevi faailiyet yapılır. Camide nikah yapılır, yapılmalıdır. Yemek yenilir. Büyük direkli camilerin her direğinin dibi bir okuldur. (32:00)
Sultan Ahmet Han, Sedefkar Mehmet Ağa’nın önüne getirdiği cami maketinde altı minareyi görünce “Harem-i Şerifte kaç minare var” diye sorar. Mimar birşey demeden çıkar. Altı yedi ay geçtikten sonra Mimarbaşı tekrar gelir ve maketi getirir. Sultan yine “Harem-i Şerifte kaç minare var” deyince Sedefkar Mehmet Ağa “Harem-i Şerif’te yedi minare var Sultanım” der. O zamana kadar Harem-i Şerif’te beş minare vardır. Harem-i Şerif’te beş minare varken Sultanahmet’te altı minare olmaz, bu edeptir.(35:00)
gayb, iman, velayet, evliya, İstanbul’ın fethi, Fatih Sultan Mehmet, Hz. Halid bin Zeyd Eba Eyyubel Ensari, velayeti amme, velayeti hassa, Hz Abdülkadir Geykani, İmamı Azam, İstanbul, Akşemseddin, Molla Hüsrev, Molla Gürani, fetih, tesbih, Mimar Sinan, edep, Sultan Ahmed, cami, Abdullah İbni Mektum, Sedefkar Mehmet Ağa, Haremi Şerif, Mescidi Nebi, Hucurat






