Mescid-i Aksâ işgâl altındayken Mirâç kandilini kutlamaya yüzümüz olmamalı

On 22 Ekim 2015

Gönül Dünyamız | Bölüm 58 | 43′ 29”

Gönül Dünyamız programının bu bölümü Kudüs’te çekilmiştir.

Allah-u Tealâ, İsra suresinin birinci ayetinde Mescid-i Aksa’nın etrafını nurlandırdığını ve mübarek kıldığını yani bereketlendirdiğini beyan ediyor. Biz şu anda Kubbetü’s Sahra’yı ve Mescid-i Aksâ’yı gören bir yerdeyiz, yani biz onun etrafında olmakla mübarek ve nurlu yerlerden birindeyiz. Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm “Benim mescidime, Mescid-i Harâm’a yani Kâbe mescidine ve Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya namaz kılmak için seyahat gerekir” buyurmuştur. Diğer mescitler için böyle bir mecburiyet yoktur. Bazı lafı eksik anlayanlar böyle bir mecburiyetin olmayışını “Efendimiz diğer mescidlere gitmeyi yasakladı” şeklinde mütalaa etmişlerdir, bu fevkalade indî ve cahilâne bir mütalâadır. Çünkü bizzat kendisi daha sonra Mescid-i Kıbleteyn olacak olan mescide, bilhassa cumartesi günü Kuba’daki mescide gitmiştir. Efendimiz’in bizzat kendi yaptığı bir fiili ümmetine yasaklamasının düşünülmesi abestir.

Ümmü Seleme validemizin naklettiği bir hadis-i şerif vardır: “Kim Beyt-i Makdis’den umre yaparsa geçmiş günahlarına kefaret olur.” Efendimiz’in diğer bir fiilini ashab şöyle anlatmıştır: “Resûlullah, abdest bozarken kıbleye ve Mescid-i Aksa’ya dönmememizi, önümüzü ve arkamızı o yönlere getirmememizi tembih buyurdu”. Bu bir tazimdir. (01:30)

Öyle numune göremeye göremeye yeni yetişenler müslümanlıkta zerafet yok zannediyorlar. Halbuki görünüşe göre hüküm vermemek lazımdır. Bizim yegane örneğimiz Fahr-i Kâinat Efendimiz’dir. O’nun hareketlerini, beşeri davranışlarını, insani münasebetlerini öğrenirsek o zaman zerafetin de kaynağının Zât-ı Seniyye-i Peygamberî ve O’nun temsil ettiği müslümanlık olduğunu görürüz. (05:40)

Meymune validemiz buyuruyorlar ki, “Resûlullah’a sordum, Mescid-i Aksâ’ya gitmek hakkında ne buyurursunuz”. Efendimiz validemizin bu suâline “İmkânınız olsa da gitseniz, orada namaz kılsanız keşke” diye cevap vermiştir. O zamanlar oralarda Bizanslılarla İranlılar arasında harb var, yol emniyeti yok. Efendimiz bir şey ilave ettiler: “O zaman Meymuneciğim, Mescid-i Aksâ’nın aydınlatılması için kandil yağı gönderiver”. Efendimiz’in sözlerini kandil yağına sıkıştırmak Onu anlamamak demektir. Kandil yağı olur, zeytin yağı olur, Efendimiz’in kastettiği manâ şu, Mescid-i Aksâ’ya hizmet edin.

Bugün Mescid-i Aksâ’ya bir başka dinin polislerinin kontrolünde girebiliyoruz. Bu mu bizim Mescid-i Aksâ’ya gösterdiğimiz hürmet? Biz derken daraltalım çerçeveyi, 1517 ile 1918 arasında 401 sene biz idare ettik burayı, Osmanlı olarak… Yoksa ondan evvel burayı zaten fetheden Selahaddin Eyyubi, buraya en büyük hizmeti yapanlar Memluk sultanlarıdır, Memluk sultanlarının hepsi Türk’tür.

Bizim hizmet ettiğimiz zamanda hangi yahudi havrasına, hangi hristiyan kilisesine polis kontrolünde giriyordu? İşte insanlık ve müslümanlık böyle bir şeydir. Bizim başkalarından öğrenmemiz gereken hiçbir beşeri davranış yoktur. Ama biz bugün o beşeri davranışların güzelliklerine sahip değiliz. (07:10)

Kudüs’e Ashab-ı Kirâm geldiği gibi büyük veliler de gelmiştir. Rabiatü’l Adeviyye’nin kabri Kudüs’tedir. Bütün tasavvuf yolunun yukarki yoluna giden Cüneyd-i Bağdadî Efendimiz’in mürşid-i âlileri ve dayısı Serî es-Sakatî özel olarak ziyarete gelmiş ve epey bir müddet kalmıştır.

Mescid-i Aksâ’nın Süleyman Aleyhisselâm tarafından yapıldığını, Davut Aleyhisselâm’a emredildiğini biliyoruz. Hz. Süleyman işi bitirmek için cinleri kullanmış. Zeytin dağından inşaatın teferruatları yapılırken yaşlılık zamanı çenesini bir sopaya dayamış, inşaatı izlerken hazret göçmüş Alem-i Cemâl’e… Fakat sopaya dayandığı ve iki bacağı üstünde durduğu için düşmemiş. Ama Allah bu, dayandığı sopanın içine bir kurt girmiş, kurt sopayı kemire kemire sopanın mukavemeti azalmış ve kırılınca Hz. Süleyman düşmüş.

Efendimiz Hazretleri bu konu ile ilgili bir hadis buyuruyorlar: “Süleyman kardeşim Mescid-i Aksa inşaatını bitirirken Allah-u Tealâ’dan 3 şey diledi; birisi kendisine kudret verilmesiydi, ikincisi bu kudreti adaletle kullanabilme hakkında Allah’dan yardım istemesiydi, bir de benim mescidimde namaz kılanlar -namaz Hz. Adem’den beri vardır- affolunsunlar duasıdır.” Efendimiz bu sözleri söyledikten sonra “ilk iki dediği oldu hem çok kudretli oldu, hem de adaletle hükmetti umarım ki Rabbim üçüncü dileğini de kabul etmiştir” Efendimiz’in umduğunu Rabbü’l Âlemin geri çevirir mi hiç? (10:30)

Bendeniz müslümanların Mirâç’ın vuku bulduğu Mescid-i Aksâ işgâl altındayken Mirâç kandilini kutlamaya yüz suratları olmaması lazım geldiği fikrindeyim, ben Mirâç kandilinde Rabbim’den ve Resûlum’den sadece özür diliyorum. Affedin ve yardım edin, emanetinize sahip çıkamadık Ya Resûlullah diyorum.

Efendimiz yine bir hadis-i şeriflerinde buyuruyorlar: “Musa Aleyhisselam’a Azrâil geldiği zaman -Efendimiz Melekü’l Mevt diyor, müslüman için ölüm bir melek vasıtası ile bir yere ulaşmaktır, korkulacak bir şey değildir- Musa kardeşim Rabbü’l Âlemin’e niyaz etti ki benim kabrim Mescid-i Aksâ’ya bir taş atımı mesafesinde olsun. Allah-ü zü’l Celâl kelîminin niyazını kabul etti, Onun naaşı oradadır. Eğer Kudüs’de olsa idik çok kesif bir kırmızı topraklı bir yol vardır, o yolun kenarında O’nun kabrini gösterirdim.” (14:20)

Kudüs daima saygı görmüş bir memlekettir, iki istisnası ile… Biri Babil hükümdarı putperest Nebukadnezar denen herif iki defa Kudüs’e hücum etmiş, epey zararlar vermiş fakat sonunda Kudüs’e gelmiş taş üstünde taş omuz üstünde baş bırakmamıştır. Büyük bir zulüm yapmıştır. İkinci büyük zulüm Haçlı işgalidir. O işgalde de ne yahudilere ne hristiyanlara gerek fert olarak gerek âsar olarak hayat hakkı tanınmamıştır. Mescid-i Aksâ bile kilise haline getirilmiştir. Muallak taş üzerine putlar konulmuştur.

Muallak taş önceleri daha büyüktü, haçlı işgali sırasında sahreden parça koparıp Avrupa’daki kiliselere götürüp ikonlaştırdılar. İkon sadece yapma resim demek değildir. Ayrıca yine sahreden ufak parçaları alıp cennet anahtarı diye satmışlardır.

Ama Selahaddîn-i Eyyubî Kudüs’ü fethettiği zaman çok küçük cizye paraları aldı, çocuğa iki, kadına beş, erkeğe 10 kuruş. O zamanki hristiyan partiği kendisi için on kuruş ödedi ama biriktirdiği altınları katırlara yükleyip çıktı Kudüs’ten. Bunun üzerine Selahaddin Eyyubî’ye “bu zulümle toplanan para, el koysanız” dediklerinde “verdiğimiz söze, müslümanın ahdine aykırı olur, olmaz” diyerek cevap vermiştir. (17:40)

Miraç hadisesi Receb ayının 27. gecesinde oldu değil mi? Selahaddin Eyyubî’nin Kudüs’ü fethi de 27 Recep’dir. Allah her şeyi bir tertip içinde yapmakdatır.

Sultan Selim Han Memluklerle mücadele edip Mısır’ı ele geçirince, burası da Mısır’a bağlı olduğu için otomatikman Osmanlı’nın oldu. Mısır’ın Osmanlı idaresine geçmesi iki muharebe ile olmuştur, birincisi Mercidabık. Mercidabık savaşı 26 Recep’te olmuştur. (20:50)

Kudüs’e Memlük sultanları çok büyük hizmetler etmişlerdir. Kubbetü’s Sahra’nın batı kapısından çıkınca merdivenlerden indikten sonraki o kuyu ve sebil Sultan Kâit Bey’in dir, Kayıtbay yani… Bugün Efendimiz’i anımsatan, tedai ettiren Kubbe-i Hadra’yı da yaptıran Kâit Bey’dir. Çok hizmet seven, muhterem bir zâttır.

Kait Bey’in yaptırdığı kubbede önceki kubbeye yıldırım isabet edince kubbede bir delik açılır, o delik 100 seneden fazla o şekilde kalıyor, Efendimiz’in kabr-i saadetleri üzerine çıkmaya kimse cesaret edemiyor, sonra Sultan Baybars yani Pars Bey kubbeyi tamir ediyor. Aynı şey Kubbetü’s Sahra’ya da oluyor, onu da tamir ettiren Sultan Berkuk’tur.

1922’deki en son tamirat faaliyeti Sultan Abdulhamid Han’ın baş mimarı Kemaleddin Bey tarafından yapılmıştır. Kemaleddin Bey o kadar ince bir hizmette bulunmuştur ki yabancılar bile takdir edip Paris Mimarlar odasına üye yapmışlardır Kemaleddin Bey’i. (22:25)

Beyt-i Makdis, Hz. Süleyman’ın Allah’ın emri ile yaptığı bütün o platformdur. Orada şu anda namaz kılınan yere Nureddin-i Zengî Kudüs’ü fethedeceğinden emin olduğu için bir mimber hazırlatmış ama olmayınca kendisi de bir Zengi kumandanı olan Selahaddin-i Eyyubî daha sonra bu minberi yerine koymuştur. Birkaç sene önce bir yahudi münasebetsiz müslümanlarında gafletinden dolayı bu minberi yakmıştır. Onun için başımıza gelenleri yalnızca bizden olmayanların faaliyeti zannetmeyelim. Bizim faaliyetsizliğimiz neticesidir. (26:00)

Bugün dünyada etrafı surla çevrili birkaç şehirden biridir Kudüs, o surlar Sultan Süleyman Han-ı Kanunî’nindir. Hala Şam kapısının önünden geçen caddenin ismi Süleymaniye caddesidir. Siz bakmayın para kazanmak için yapılan dizilere, Hürrem Sultan Hazretleri, Allah gani gani rahmet eylesin, Medine’de, Mekke’de, Rodos’ta ve Kudüs’te çok hayır işlemiştir. Maalesef 1926’daki Suudlar’ın Harem-i Şerif’i genişletme çalışmaları sırasında Mekke’deki medrese yıkılmıştır. Haseki Hürrem Sultan Hazretleri Medine’de medrese ve darüşşifa, Rodos’a içinde sıbyan mektebi, medrese, imarethane, aşevi bulunan halen ayakta olan muazzam bir külliye, Kudüs’te ise medrese ve imarethane yaptırmıştır. Kayıtlara göre, hac zamanlarında Kudüs’e uğrayanlar için günlük 11-12 bin kişiye yemek verilmiştir bu imarethanede. (28:35)

Kudüs’e müslümanlar da, yahudiler de, putperestler de, hristiyanlar da hakim olmuştur ama bir beldeye adaletin ne zaman hakim olduğunu düşünmek lazımdır çünkü dünya hayatindaki muvaffakiyeti Allah adalete bağlamıştır, imana değil. Kudüs’te en uzun idare bu adalet döneminde olmuştur, 401 sene. Haçlı işgali 82 sene sürmüştür. Yol, köprü yapılır bir top mermisi ile yıkılır. Mostar köprüsü hoş ecdad sağlam yapmış ancak ayaklarını dinamitleyerek yıktılar ama tekrar yapıldı. Rumeli’deki Türk idaresi köprüsü ile mi anılıyor, adaleti ile mi? (32:35)

Hz. Süleyman Beyt-i Maktis’i yaptırdıktan sonra çok yıkılıp yapılmıştır, Batı duvarı Hz. Süleyman’ın yaptırdığı orjinal hali ile kaldığına inandıkları için o duvar ağlama duvarıdır. Yahudiler Zeytin dağı ile Beyt-i Makdis arasında bir tel veya ip gerileceğini, sırat köprüsünün o olacağına inanırlar, maalesef bize de buradan geçme laflar vardır. Efendimiz’in Kudüs için mahşerin ve toplanmanın yeri olduğuna dair zayıf bir hadisi vardır.

Ağlama duvarının bizim için de önemi vardır, burak geldiğinde biraz huysuzluk etmiştir, Cebrail Aleyhisselâm bunun üzerine onu it’ab etmiştir. Burak özel hazırlandığını, kimseyi bindirmeyeceğini söyler. Efendimiz’i tanıyamaz. Daha sonra Cebrail “Sana binecek olan kim biliyor musun, bütün bu kainatın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Muhammed Mustafa’dır O” deyince burak terler ve başını eğer, dizlerini bükerek Efendimiz’e sırt verir. Orada Cebrail Aleyhisselâm duvar ile kaya arasında bir yere parmağını soktu, orası delindi bir halka oldu, burağı o halkaya bağladım diyor Efendimiz. O istikametin batı duvarı olduğu sözü vardır. (37:00)

Kudüs fatihi Hz. Ömer değildir, Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleridir. Fakat o zaman Kudüs’ün hakimi olan patrik ancak devlet reisine teslim olurum dediği için Hz. Ömer patrik bile olsa kırmamıştır. (39:50)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir