Aşk iki beden arasında değil, iki gönül arasında olur

On 1 Şubat 2018

Seyir Defteri | Bölüm 293 | 24 Kasım 2013 | 39′ 14”

(Soru: Aşk taksim ediliyor, ilahi aşk, insani aşk vs. Aşk meselesinde bölünme mümkün müdür, aşlı nasıl tarif edebiliriz?)

Hemen birinci katiyet olarak “hayır” diyelim, sonra izahına girelim. Biz tevhid dininin mensubları olarak bu ayrımlara itibar etmemeliyiz. Bu ayrımlar izah babındandır. Daha önceki sohbetlerimizde konuşmuştuk, hukuk 3 tarzda anlatılır, Allah’ın kulları üzerindeki hakları, kulun kendi üzerindeki hakları, başka kulların o kul üzerindeki hakları. Bunlar bu şekilde anlatılır ancak hakikatte böyle bir ayrım yoktur. Merdiven deyince tek tek basamaklar mı geliyor aklımıza?

Hukuk bahsinde hırsızlığı ele alalım, Allah hırsızlığı yasaklamış. Ben bir başkasının malını çaldığım zaman Allah’ın bu emrine aykırı hareketle Allah’ın hakkını çiğnemiş oluyorum, başkasının malını çaldığım için onun da hukukuna aykırı davrandım, bana bir şey çalmayacaksın diye emir verildi, benim nefsim bana günah işlememeyi temin etmesi lazım, ben bu emre riyayet etmeyerek nefsimin hukukunu da çiğnemiş oldum. Ama çalma deyince hemen akla kul hakkı geliyor. Allah’ın hakkı ne olacak? Ahirette neden benim emrimi dinlemedin derse ne yapacaksın? (01:55)

Aşk kelimesi Kur’an-ı Kerîm’de geçmiyor diye onu inkar eden kendini bilmezler var. Kur’an-ı Kerîm’de aşk kelimesi olmamasına rağmen aşkın tarifi vardır: Eşeddu hûb. Mü’minler Allah’ı şiddetli severler. İşte bu eşeddu hûb aşkın tarifidir. Kur’an-ı Ker’im’de aşk kavramı vardır, aik kelimesi yoktur. Bunu karıştırıyorlar. Kur’an-ı Kerîm’de her şey vardır, anlayana… Satırında yazmayan şeyler vardır, kelimelerle ifade edilmeyen kavramlar vardır Kitabullah’da. Bunlar ancak tek bir grup anlar: Allah ile arayı iyi edenler. (07:10)

İşte Kur’an-ı Kerîm’de eşeddü hub diye tarif edilen aşk birdir. Tezahuru sonsuzdur. Her mahluk adı üstünde yaratılmış, kimin yaratığı… Yaratılanı Yaradan’dan ötürü seversen, hakikatte Yaradan’ı sevmiş olmuyor musun? Bir hat gördün, onu övüryorsun, elif şöyle çekilmiş, b’nin teknesi bu kadar güzel… Hakikatte yazıyı mı övüyorsun, yazanı mı?

Muhabbetin vasıl olduğu yer hakikatte Mâşuk-u Hakikî olan Allahu zü’l Celâl’dir.

Aşk kelimesini kullanma hatamız var. Mesela yavrusuna aşkım diyor, o senin aşkın değildir, aşkının tezahür ettiği sevgilindir. Aşk kişi değildir, duygudur. (10:00)

Kur’an-ı Kerîm’de Yusuf ile Züleyha boşuna mı anlatılıyor, bunca senedir yazılan Leyla ile Mecnun, Karacaoğlan ile Elif, Hüsrev ile Şirin… Bu hikayeler, aşk mesnevileri sadece o iki isimle ifade edilen kadın ve erkeği mi anlatıyor? Peki erkeğin erkeğe, kadının kadına, kadının erkeğe, erkeğin kadına, kadınlık ve erkeklik nazarı itibara alınmadan muhabbeti mümkün değil mi? İşte bunu anlamıyorlar.

Şunu unutmamak lazımdır: Aşk iki beden arasında değil, iki gönül arasındaki ilişkidir. (13:35)

Allah kendisine dost olarak, halil olarak, İbrahim Aleyhisselâm’ı tayin etti. Kur’an-ı Kerîm’de sevdiği ve sevmediği fiilleri ele alalım, Efendimiz Hazretlerinde Allah’ın sevmiyorum dediği hiçbir hal yoktur, seviyorum dediği her hal vardır. O’na Habibullah demeyeceğiz de kime diyeceğiz?

Allah’da var olan her şey esmaü hüsnanın tecellisi olarak kul kısmına Hz. Ademle birlikte varis olarak bize intikal etmiştir. Ama Allah esmaü hüsnasını vermiştir ama İlahlığını vermemiştir, esmaü hüsmada İlah ismi yoktur. (18:00)

Eğer sevdiğinden, seni de sevmesini istiyorsan, bir beklentin varsa bu aşk değildir. Hakikatte muhabbet karşılıklı olur. Bir de bedensel güzelliği sevmek vardır, bu tamamen hayvanidir, aşk değildir. Bu nevi beklentiler varsa bunun adına aşk denmez, meyil denir, heves denir.

Ama ben ona ne verebilirim, canımdan can istese de versem, yeter ki o güleryüzlü, sağlıklı, mesut olsun diyorsan o sevgidir. (23:00)

Ashab-i Kirâm’dan Sevban Hazretleri tarlada çalışırken işini gücünü bırakıyor, Efendimiz’i görmeye gidiyor. Öyle aşık. Efendimiz’in cemalini görüyor tekrar işine dönüyor. Bir, üç, beş… Sonra dayanamıyor, şöyle diyor: “Ya Resulullah, sizi çok özlediğim zaman bir şekilde yanınıza geliyorum, yarın sizin ahirette dereceniz çok yüksek, ben ne halt edeceğim?” Cennette huriler, gılmanlar, köşkler isterim demiyor dikkat edin. Seni göremezsem ne yaparım, diyor. Allahu zü’l Celâl Sevban Hazretlerinin temsil ettiği düşünce ve gönüldeki kişiler için ayet inzal etmiştir: Onlar sıddiklerle, nebilerle, şehitlerle beraber olacaklardır. Hani huri, hani köşk? (25:40)

(Dinin ayetler yerine menkıbelerle anlatılmasının eleştirilmesi üzerine) Bu insanlar Kur’an-ı Kerîm’de kaç tane kıssa var saydılar mı hiç? Allah o kıssaları boşuna mı anlattı?

Kur’an’da kıssalar anlatıldığına göre ayet ve hadise muhalif olmayan menkıbeler de anlatılabilir.

Gençliğimde öyle bir münasebetsiz kitapta okumuştum, ağzı olan konuştuğu gibi kalemi olan da yazıyor. Günümüzde internet de böyle, ne kadar çok yanlışlar var internette? Ayıklamakla bitmez, hiçbir zaman kaynak teşkil etmez, aman sevgili kardeşlerim kaynak olarak itibar etmesinler.

Okuduğum o kitapda, derviş kısmı İmam-ı Azam gibi zevata itibar etmeyip Hz. Mevlanâ’ya, Hz. Abdülkadir’e itibar eder yazıyordu. Hz. Mevlâna çok önemli bir Hanefi fakihidir, bu ispat edilmiş ve kitaba yazılmış bir gerçektir. Yani İmam Ebu Yusuf’a ittia etmek ne kadar Hanefilik içinde kalmak demekse, Hz. Mevlâna’ya itibar ve ittia etmek o kadar uygundur.

Tefsir okuyalım diyorsun, oku, Ruhü’l Beyân. İsmail Hakkı Bursevî hazretleri Celvetî Pîr-i Sânisidir. Riyasü’s Salihin müellifi İmam Nevevi, Şazeliyede Pîr-i Sânidir. (30:30)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir