“Aşk Gelecek, Cümle Eksikler Biter”
Gönül Dünyamız | Bölüm 31 | 18 Aralık 2014 | 38′ 35”
Habil ve Kabil’den beri devam eden hak ve batıl savaşı elbette kıyamete kadar devam edecektir. Allah zirvede hiç birşey tutmaz. Bunun tipik örneği Efendimiz Hazretleri’nin devesidir. Efendimiz’in meşhur beyaz devesi Kusva fevkalade süratli, çok ehil, çok söz dinleyen bir binek… Efendimiz özellikle sulh zamanlarında, bineklerin harbe hazır olması için at ve deve yarışı yapıp iyi cins binekler yetiştirmeyi teşvik etmiş, bizzat kendisi seyretmiştir. Tabi bugünkü üzerine kumar oynanan at yarışlarından bahsetmiyoruz. Kusva binekli veya bineksiz yarışlarda bütün develeri geçiyor. Birgün çölde deve terbiyesi ile uğraşan bir ailenin genç bir oğlu bir deve ile geliyor ve yarışı o kazanıyor. Ashab-ı Kiram Kusva geçildi diye çok üzülüyor ama Efendimiz gayet mütebessim: “Siz bilmezmisiniz ki zirvede olan yalnız Allahü Zülcelâl’dir. Kainattaki herşey fanidir, sıfatlar da buna dahildir. Şimdiye kadar birinci geliyordu ama hep zirvede kalmayacak, elbette onu da geçen bir deve bulunacak. Niye üzülüyorsunuz, çok tabiidir bu…” (01:25)
Irak, Suriye, Ürdün, Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuzey Yemen, Güney Yemen, Lübnan ve İsrail… Tarihte bu devletler var mı? Kuruluşları suni bu devletlerin. Kuruluşları suni olan devletlerin yaşaması tabii mi olur, elbette suni olur. Mısır haritasına bakın, cetvelle çekilmiş hudut… Irak, Suriye hudutlarına bakın… Dünyanın neresinde hudutlar cetvelle çekilmiştir? Şerif Hüseyin Hicaz kralı olacağım diye ecdanına da dinine de herşeye ihanet etti ama İngiliz oyununa geldi ve kral olamadı. Sadece sus payı diye bir oğlu Abdullah’a adına Ürdün dedikleri bir devlet kurdular, öteki oğlu Faysal’a da bir devlet kurdular adına Irak dediler… Hani tevhid? Sadece Ortadoğu’da durum böyle değil, Rumeli de böyle. Makedonya devletinde yaklaşım elli bin kadar Türk asıllı insan yaşıyor. Nüfusun yarısını teşkil etmelerine rağmen resmi olarak %26 kadar müslüman nüfus var. Elli bin kişilik Türk nüfusu içinde kadını, çocuğu, yaşlısı var ancak üç tane siyasi parti var. Ellibin kişi olup olacağı ve azınlık statüsündesin. Müslümanlar olarak resmiyette %26’dasın ama sekiz tane parti var. (13:50)
Biz artık Allah tarafından bu iletişim imkanlarının tüm insanlara bahşedildiği bu dönemde çok ciddi bilgi tazelemek, yeni bilgiler elde etmek durumundayız. Bunu yaptığımız zaman şahsi menfaatlerimizi bir tarafa bırakır hale geliriz. Ortadoğu’daki kavga bir zamanlar petrol savaşı idi, şimdi de uyuşturucu savaşıdır. Hala Türkiye’de “iki toz, bi otobos” lafı dolaşıyorsa burada bir iş var demektir. Hala ortaokulların önünde bile uyuşturucu satılmasına karşı şimdiye kadar sadece polisiye tedbirler alınırken artık Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu işe de el atıp yavrularımızı bu işten kurtarmaya çalışması ateşin bacayı sardığının göstergesidir. Bunun da ticareti özellikle Afgan afyonu ile yapılır çünkü dünyadaki hiçbir afyon bitkisi, toprağından mı, havasından mı, suyundan mı nedense Afganistan’da ekilen afyon kadar çok fazla sakız dolayısı ile lazım olan maddeyi barındırmaz. Galiba Haccac’a rahmet okutucağız, nasıl hitap ediyor oranın insanına:
“Ya ehle-l Irak-ı vennifakı veşşikak”
Ne demek istiyor acaba? Oranın ahalisinde birşey var. Sözünden cayma var, söz vermeme var, döneklik var. Bu taa Hz. Ali’den beri devam ediyor. Onun için özellikle devamlı olarak Irak toprakları Türkler, Araplar ve İranlılar arasında hep el değiştirmiştir. Her el değiştirme bir evvelki sahibin eserlerini yıkmakla olur. (24:45)
Bir zamanlar tarım medeniyet demekti, bunun getirdiği zenginlikle beraber nefsaniyet oluştu. Babil’in asma bahçeleri güzel bir medeniyet unsuru ama Babil’in asma bahçelerinde hiç hayırlı bir iş yapılmamıştır. Sadece fenalıklar yapılmıştır, ne olduğunu söylemeyeyim. Babil dediğimiz yer Bağdat’ın biraz kenarıdır. 1974’de ilk Irak ziyaretimde Bağdat’a gittiğimde “iştar” isminde birçok dükkan, mağaza gördüm. İştar Babil putperestlerinin taptığı ilahların reisidir. Babil’in ana kapısına iştar kapısı denir. İştar putperest ismidir. Aynı şey ne yazık ki İran’da da vardır. Adaletli bir idarede bunların bir kısmı izole olur, bir kısmı izâle olur. Adaletsizlik zuhur ettiği zaman ki her adaletsizlik zulüm demektir, zulüm ortaya çıktığı zaman bunlar tekrar aşikar olmaya başlar. Özellikle Türkler, Osmanlı ve Babürlü idareleri adalette zirvedir. Gazneliler için aynı şeyi söyleyemiyoruz, onlar biraz fazla kanlıdır. (28:20)
Osmanlı döneminde bu bölgede hiç sorun yok çünkü adalet var. Adalete muhalefet elbette var, Fuzuli hazretlerinin meşhur şikayeti genel düzen hakkında değil Hz. Hüseyin Efendimiz’in türbesinin vakfı ile alakadır:
“Selam verdim, rüşvet değüldür deyü almadılar,
Hüküm gösterdim, faidesüzdür deyü mültefit olmadılar.”
diye başlayan şikayetname Kerbela’da bulunan Hz. Hüseyin türbesinin vakıf idarecilerinin şahsi menfaat temin edip türbedara ve türbeye yeterince hizmet etmemelerini anlatır. Elbette adaletsizlikler olacak ancak devlet otoritesi bunu mutlaka hem ortadan kaldıracak hem hakkı yenenin uğradığı zarar tazmin edilecek böylece tatmin edilecek. Ceza hukukunda bir esas vardır, mağdurun tatmini suçlunun cezalandırılması sırasında nazarı itibara alınır. İyi bir ceza hukukçusu hakim bunu mutlaka nazarı itibara alır. Bu genel bir hukuk kaidesidir. Herhangi bir zulümden dolayı maddi ve manevi menfaati haleldâr olanın da o menfaatinin bir şekilde telafi edilmesi, tazmin edilmesi gerekir. Eskiden böyle vakıflar vardı. Bana biri zarar verdi ama bu zararını tazmin edecek taakati yok. Vakıf karşılıyor zararı. Adalet böyle birşeydir. Bu adalet için de dil, din, cins, ırk, mezhep vs düşünülmez. Çünkü Allahü zülCelal dünyadaki muvaffakiyeti ve yükselmeyi imana değil adalete bağlamıştır. (30:10)
Hürriyetin olmaması en büyük zulümdür, hürriyetimiz var mı? Benim kılığıma, kıyafetime, kılıma, çuluma bile kanun karışıyor. Böyle kanun mu olur? İnancımı yaşamama karışıyor, nerede hürriyet? İnanç hürriyetine saygılıyız lafları kuru laftır. Avrupa Birliği kriterleri veya başka kriterler… Ben Muhammed Mustafa kriterlerinden başka kriter tanımıyorum. Gayet açık söylüyorum, tanıyanın da Muhammedîliğinden şüphe ederim. Ancak idareyi maslahat ve Muhammedî kriterlere muhalif olmayan Avrupa, Amerike, Yahudi, Putperest kritere uyarım. Bu şuna benzer, filanca bir adet, usûl, erkana gavur adeti diyorlar. O zaman şuna cevap versinler, Musevilik Muhammedilik’den üç bin sene eskidir. Onlar sünnet oluyorlar diye biz olmayalım mı? Dolayısı ile doğru sadece bizimle sınırlı değildir. Başkalarının da doğruları vardır, o doğrulara iştirak ederiz. Avrupa kriterleri, Kopenhag kriterleri Muhammed Mustafa kriterlerine ne kadar uyarsa biz de onlara o kadar uyarız. Efendimiz’in kriterlerinden bîhaber olup ne insan hakkından, ne hayvan hakkından, ne ot hakkından haberdar olmayan, ilk defa bir hak kavramını Kopenhag kriterlerinden duydu ise cahilliğine doymasın. (33:20)
Bugün yapılması icap eden şey cahillikten kurtulmak, kendimizi iyi tanımak, mensub olduğumuz dini, onun kaidelerini iyi bilmektir. Bunun için de lazım olan sevmektir. Çok basit bir sual herkese, ilkokuldan itibaren bütün dersleri değişik öğretmenlerden okuduk. Bu derslerimizin içinde bazıları iyi, bazıları az iyi oldu. Sorsun herkes kendine, okuldayken en çok muvaffak olduğumuz ders hangi dersti? En çok sevdiğimiz hoca kimse onun dersi en sevdiğimiz derstir. Okulda okuyup bir dersten muvaffak olmak için bile hocanı çok seveceksin. Eğer Allah ve Resûlunu ve onlardan dolayı insanları yahut tamamen tersine insanlardan dolayı Allah ve Resûlunü seversen ne cahilliğin kalır, ne adaletsizliğin kalır… Hiç bir noksanın kalmaz. Onun için Yunus Emremize selam olsun:
“Aşk gelecek, cümle eksiklikler biter…” (35:45)






