Ezvac-ı Tahirat -21- Hz. Ümmü Habibe

On 2 Ekim 2014

Seyir Defteri | Bölüm 276 | 13 Temmuz 2013 | 45′ 44”

Sıkıntılı bir ömür sürmüş olan Ümmü Habibe validemiz ile Rasulullah Efendimiz hazretlerinin nesebleri Abdimenaf bin Kusay’da birleşmektedir. Validemizin ismi şerifi Remle binti Ebu Süfyan’dır. Meşhur Ebu Süfyan’ın kızı ve Muaviye’nin kız kardeşidir. Ebu Süfyan’ın hanımı, validemizin annesi Safiye binti Ebul As’dır. O da Kureyş’in ileri gelenlerindendir. Validemiz, babası o zaman koyu bir putperest olmasına rağmen haniftir. İlk evliliğinden bir kızı olmuştur ve kendisi de hanif dininden olduğu için ilk doğan kız çocuğunu öldürme problemi yaşanmamıştır. İlk yavrusu Habibe olduğu için Remle hazretlerinin künyesi Ümmü Habibe olmuştur. İlk evliliğini Rasulullah Efendimiz’in halalarından olan Ümeyme binti Abdülmuttalib’in oğlu Ubeydullah bin Cahş ile yapmıştır. Bu kişi diğer bir validemiz Zeyneb binti Cahş’ın kardeşidir. (03:40)

Biz ne yazık ki Allah’ın, Rasulullah Efendimiz vasıtası ile bizlere tebliğ buyurduğu dini kaideler yerine kendi uydurduğumuz kaidelere inanır hale geldik. Biz din kardeşliğine, olması gerektiği kadar değil, Allah’ın diğer ehemmiyet verdiği kurumları inkar edercesine, çok daha fazla ehemmiyet veriyoruz. Allahu Zülcelal dünyada ehliyete ve adalete önem vermemizi söylüyor ama biz din kardeşliğine önem veriyoruz. İman, seninle Allah arasında birşeydir, başkasını alakadar etmez. Eğer sen işinde ehilsen sen o işin sahibi olmalısın, sen emin biriysen dinin beni alakadar etmez, benim sana emniyetim ve itimadım olmalıdır. Sen müslüman fakat haksız, bir başkası gayrimüslim ve haklı ise benim sana haksız demem gerekir, çünkü Allah böyle istiyor. (08:20)

Efendimiz hazretlerinin “Habeşistan’ın hükümdarı adil bir hükümdardır” diyerek adaletine şahit olduğu hükümdar Habeş Necâşîsi Ahsame hristiyandır. Efendimiz hazretleri onun hakkında “Siz, o hükümdarın memleketinde adaletle muamele görürsünüz” demiş ve müslümanlar iki kafile halinde Habeşistan’a hicret etmişlerdir. Bu kafilelerden ikincisinin içinde Ebu Sufyan’ın kızı Ümmü Habibe ve damadı Übeydullah bin Cahş da vardır. (10:50)

Ümmü Habibe validemiz, ailesi ile Habeşistan’da hayatlarını sürdürürken kocasında namaz kaytarması, İslamî prensiblere aykırı sözler söylemesi gibi çeşitli değişiklikler farkeder ve bunun üzerine kocası ile konuşur. Kocası “ben din konusunu çok düşündüm, putperestlik din değil bunu anlamıştım, haniflik de çok tatmin etmeyince Hristiyanlık’ın en uygun din olduğunu anlamış ve Hristiyan olmuştum. Sonra Muhammed’in dinine girdim ama olmadı” der. (11:50)

Validemizin zevci Ubeydullah merasime düşkün bir zattır. Merasimi olmayan kurum yaşamaz, her kurum merasimi ile yaşar. Onun için İslam’da cuma namazı başta olmak üzere kandil kutlamaları gibi merasimler vardır. Hala kandil kutlaması yok diyedursunlar… Ülkemizde Cuma namazı günümüzde çok sade kılınıyor. Mesela Tunus’da, Osmanlı’dan kalma bir adet olarak, bütün müezzinler bir arada tekbir ve salavat okuyarak hatibin kapalı olduğu bir hücreye giderler. Oradan tekbirlerle hatibi alırlar ve menberin önüne getirirler, hatip özel dualarla, salavatlarla menbere çıkar, dua eder, selam verip oturduğunda ezan başlar. Hutbeden sonra yine müezzinlerin arasında mihraba geçer. Çok uzun ilk kamet alınır, “Eşhedüenne Muhammeden Rasulullah”a kadar uzun uzun okunur, Hayyaalessalah’a kadar müezzinler yerlerine dönmüş olurlar ki, zaten müezzin mahfeli çok arkada olmaz. Dikkat edin, Selimiye, Beyazıt, Süleymaniye’de mahfil mihraba çok yakındır, bunların hikmetleri vardır, bugünkü tatbikata göre bakarsak bunları anlayamayız. (13:10)

Ümmü Habibe validemiz aristokrat bir ailenin mensubuydu, kolay kolay kimse ile tekrar evlenemezdi. Onun için yabancı bir diyarda yalnız kalmış, hatta kendisini bir odaya kapatmıştır. Validemiz, hem babasının zulmünden, hem ailesinden, hem memleketinden ayrılıp bir de üzerine kocası da müslümanlıktan irtidat edince aklî sağlığı rahatsız hale gelmiştir. Fakat bu sıralarda, Safiye validemizin gördüğü rüya gibi, Ümmü Habibe validemiz de bir rüya görmüş ve rüyasında kendisine “Ümmü’l Mü’minin” diye seslenilmiştir. Bu hitaptan sonra validemizin bütün sıkıntıları gitmiştir. (17:10)

Cariye Ebrehe validemize, Efendimiz’in krala mektup yazdığını ve mektupta kendisi ile evlenmek istediği yazdığını söyler. Validemiz bu haberi aldığındaki heyecanını Efendimiz’i gördüğündeki heyecanından bile fazla olduğunu söylemiştir ama emin olmak için haberi birkaç kez tekrar ettirmiştir. Ebrehe bunun üzerine Efendimiz’in Necâşî’yi vekil tayin ettiğini söylemiştir. Validemiz çok sevinince Ebrehe için dua etmiş ve “Allah da sana müjdeli haberleri üstüste ihsan etsin” demiştir.Ümmü Habibe validemiz, bu güzel haberi getirmesi üzerine, üstündeki tüm takıları cariye Ebrehe’ye hediye etmiştir. (20:35)

Ertesi gün, Habeş Kralı Haberşistan’daki müslümanların reisi olan Cafer Tayyar bin Ebu Talib hazretlerine orada olan müslümanları bir araya getirmesini ve merasim yapılacağını söyler. Merasim sırasında Necâşî bir hutbe irad etmiştir, buna nikah hutbesi denir. Necâşî, Rasulullah Efendimizin isteği ve kendisine verdiği vekalet gereği, Ebu Süfyan kızı Ümmü Habibe’yi dörtyüz dinar mehir ile Efendimiz’e nikahladığını söyler ve validemizin vekili olan Halid bin Said bin As’a bu teklifi kabul edip etmediğini sorar. Halid bin Said de müvekkilesi adına teklifi kabul ettiğini söyler ve böylece Ümmü Habibe mü’minlerin annesi olmuş olur. (29:05)

Ümmü Habibe validemiz vekili Halid bin Said’den mehirini teslim aldıktan sonra cariyesi Ebrehe’yi tekrar çağırır. Daha önce müjdeli haberi verdiğinde elinde, ayağında ne takılar varsa vermesine rağmen mehirden elli dinarı daha cariyeye verir. Ebrehe bunu kabul edemeyeceğini, Necâşî’nin kendisine kesin olarak Ümmü Habibe’den birşey almamasını, hatta önceki aldıklarını da geri vermesini söylediğini iletir. Ümmü Habibe’nin Ebrehe’ye daha önceden verdiği takıların miktarları da tarihen sabittir; dört gümüş bilezik ve ayak parmağına takılan gümüş yüzük ve bir halhal… Hayatı hakkında bu kadar teferruatlı bilgiye sahip olduğumuz Efendimiz hazretlerini tanımamak büyük bir ayıptır ve bu ayıp halen devam ediyor. Onun için bendeniz bu kadar teferruat anlatmaya çalışıyorum. (33:25)

Validemiz Medine’ye Hayber’den sonra gelmiştir. Cafer Tayyar bin Ebu Talib hazretleri de validemizle birlikte dönmüştür. Efendimiz’in amcazadesi Cafer Tayyar bin Ebu Talib’e karşı olan muhabbetine bakın ki, “Cafer’in gelişine mi sevineyim, Hayber’in fethine mi sevineyim” demiştir. Efendimiz nazarında bu kadar kıymetli olan bir zat elbette Allah’ın nazarında da çok kıymetli olur. (36:15)

Validemiz, cariye Ebrehe’nin de müslüman olduğunu ve Efendimiz’e çok tazimler ilettiğini söyleyince Efendimiz keyiflice selamı almıştır. Ebrehe tabiin sınıfındadır, çünkü Efendimiz’i görmemiştir. Veysel Karanî hazretleri de Asr-ı Saadette hayattaydı ancak Cemal-i Mustafa’yı zahiren görmemiştir. Zahiren kelimesini ilave etmezsek işi anlatamayız, malum Efendimiz alemi cemale göçtükten sonra Medine’ye geldiğinde herkese Efendimiz’in tarifini sormuş, tariften sonra “Ali biraz görmüş” demiştir. Hz. Necâşî de tabiindendir. Cenaze namazını Efendimiz gıyaben kıldırmıştır. Bizde usuldür, “Hayrüttabiin Veysel Karanî, Reissüttabiin Hasan-ı Basrî’dir”. Hasan-ı Basrî Efendimiz çok yüksek bir alimdir, onun için reis denmiştir. (38:20)

Ümmü Habibe validemizin Medine’ye gelmesi Kurban bayramından biraz öncedir. Efendimiz ile beraberlikleri üç seneden azdır. Bu sırada Ebu Süfyan hala müslüman değildir ama düşmanlığı içinde azalmasa bile düşmanlık göstermesi azalmıştır çünkü Efendimiz fiilen damadı olmuştur. (40:20)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir